Uzmanlar dünya nüfusunun 2050 yılında 10 milyara yaklaşacağını tahmin ediyor. Eğer bu tahmin gerçekleşir yeryüzünde yaşayan insan sayısı 10 milyaraulaşırsa bu nüfusu beslemek içi şu an üretilen gıdanın %70 fazlasının üretilmesi gerekecek. Yani bu, insanoğlunun geçtiğimiz 8 bin yılda tükettiği kadar gıdayı önümüzdeki 33 yılda tüketeceği anlamına geliyor.

Yerkürenin kaynakları tükeniyor mu? Pazar ekonomisi ve tüketim penceresinden baktığımızda “evet tükeniyor” cevabını vermemiz gerekiyor. Küreselleşme, yerel ve uluslararası şirketlerin her coğrafyaya “Pazar” gözüyle baktığı bir anlayışı hakim kıldığından bugün için Türkiye ya da Türk halkı kavramlarının yerini Türkiye pazarı almış durumda. Bunun gibi küresel zihin için söz konusu Çin değil, yaklaşık 1,5 milyarlık Çin pazarı ya da 1,3 milyarlık Hindistan pazarıdır. Tabii işin içine sermaye girince insanların ihtiyacından çok pazarın küresel kampanyalarca oluşturulan tüketim talebi söz konusu ediliyor. Medyada ve marketlerde sunulan tüketim kalıpları kısa sürede alışkanlıklara dönüşerek büyük çaplı gıda taleplerine yol açıyor. Ancak bu talepleri karşılayabilecek tarımsal kaynaklar sınırlı. Dünyamızın karasal alanlarının sadece %10’u tarım amaçlı kullanılabiliyor ve bu alanları artırmanın hiçbir yolu yok. Aksine tarım alanları gittikçe azalıyor. Son 40 yılda tarıma elverişli alanların %30’undan verim alınamıyor.

“Kaynaklarımız tükeniyor mu?” sorusuna alternatif bir açıdan baktığımızda ise oldukça ironik bir durumla karşılaşıyoruz. Dünya üzerinde 815 milyon açlık çeken insana mukabil 716 milyon da obez bulunuyor. İşte çağın çelişkisi ya da trajedisi. Dünyanın bir kısmı ihtiyacının çok üzerinde gıda tüketirken,bir kısmı en temel gıda maddesine erişemiyor. Mesela, sahra altı Afrika’da her dört kişiden biri günlük besin ihtiyacını karşılamaktan çok uzak bir beslenme düzeninde bulunuyor. Her yıl 10 milyon insan açlıktan ölürken terazinin diğer kefesinde 4 milyon insan da obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarından ölüyor.

Düşünün ki, Türkiye gibi on ülke her gün açlık çekiyor ve bu açlar ordusuna her yıl yaklaşık 40 milyon insan katılıyor. Akıllara ağır gelen bu manzarayı daha da ağırlaştırıp hiçbir vicdanın kaldıramayacağı sıklete eriştiren bir gerçek daha var ki o da her yıl 1,3 milyar ton gıdanın çöpe atılıyor olduğudur.

TÜRKİYEDE DURUM

Ülkemizde buğday üretimi nüfusumuzla aynı oranda artmıyor. Mesela, 1988 yılında 53 milyonluk nüfusumuza karşılık 20,5 milyon ton buğday üretilmiş yani, kişi başına buğday üretimi 380 kg civarındadır.2015 yılında yıllık ürün 22,6 milyon ton, ülke nüfusu ise 79 milyon kişidir. Kişi başına buğday üretimi ise 90kg gerileyerek 290 kg olmuştur. Buğday üretimindeki artış nüfus artışına yetişemediğinden dışa bağımlılık artıyor.

Tarımın, yani çiftçimizin en başta gelen sorunu yüksek girdi maliyetleridir. Maalesef ülkemiz, üretimin en önemli girdileri olan tohum, gübre, tarım ilacı ve mazot bakımından ithalata bağımlıdır. Bu nedenle dövizdeki yükselme üretim maliyetlerini artırıyor. Tohum, gübre, ilaç, makine gibi önemli girdilerin temini aşamasında dünya devleri tarım ve gıda piyasalarının önemli bir kısmını kontrol ediyor.

Dünya tohum piyasasının 2012’de toplam değerinin 44 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. Bunun yarısından fazlasını üç şirket, ABD’li Monsanto ve DuPont ile İsviçreli Syngenta şirketleri gerçekleştiriyor. En büyük 10 şirket dünya tohum piyasasında 31 milyar dolar ile % 70 paya sahip. Monsanto, DuPont, Syngenta ve Bayer aynı zamanda dünyanın 6 en büyük tarım kimyasalları satıcısı arasında yer alıyor. Ayrıca bu büyük firmalar kendi aralarında rekabet etmek yerine anlaşarak ortaklıklar kuruyor ARGE çalışmalarını birlikte yapıp pazarı paylaşıyorlar.

Dünya üzerindeki 27 buğday türünden 20’si Türkiye’de bulunuyor. Ülkemiz, kültüre alınmış pek çok bitki türünün gen kaynağını oluşturduğundan yukarıda adı geçen ve diğer küresel şirketler açısından da bir plantasyon istasyonu olarak kullanılıyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının beyan ettiği sayıları 677’e ulaşan “yetkilendirilmiş tohum üreticisi kuruluşlar” listesinde küresel devlerle birlikte muhtemelen bunların ortakları olan onlarca yerli ve yabancı şirkete rastlamak mümkün.

Tarımımızın bir diğer sorunu sulama yatırımlarının ihmal edilmiş olmasıdır. Bugün tarımsal üretim faaliyeti yapılan 23,9 milyon hektar arazinin sadece %25’ine tekabül eden 6,2 milyon hektarı sulanmakta; kalan bölümünde kuru tarım yapılmakta yani, tarımsal üretim doğrudan yağışa bağlıdır. Ortalama yağış miktarının düşük oluşu, kuru tarım yapılan ekim alanlarının bir bölümünün her yıl nadasa ayrılmasını gerektirdiğinden tarım üretiminin imkânınısınırlamaktadır.

Dünyamızın kaynaklarının son derece adaletsiz ve hoyratça tüketiliyor olduğu gerçeği başımızın üzerinde cellat baltası gibi sallanırken en azından kendi sahip olduğumuz kaynaklarımız ile ilgili orta ve uzun vadeli gerçekçi planlarımız olmalıdır. Günü kurtaran politikalar önümüzdeki on yılların ortaya çıkaracağı açlık yüzünden birbirini öldüren nesilleri kurtaramayacak. Unutmayalım, o nesiller televizyonda izlediğimiz hayali karakterler olmayacak kendi öz çocuklarımız olacaklar.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.