1999 yılından bu yana İstanbul'da yaşayan Dr. Adam McConnel, tarih alanındaki yüksek lisans ve doktora derecelerini de almış olduğu Sabancı Üniversitesi'nde Türk tarihi dersleri vermektedir. 20. yüzyıl Türk tarihi, Türk-Amerikan ilişkileri ve 19. ve 20. yüzyıl dünya tarihi özel olarak odaklandığı araştırma alanlarıdır.

“Serbestiyet” yazarı Ertuğrul Başer’in facebook sayfasından okuduğum McConnel’in yazısından önemli bölümleri paylaşmak istiyorum. Objektif olmanın yanında; yerel ve milli olmanın aslında ırk ve dinle de çok ilgili olmadığının güzel bir örneği McConnel.

Aynı zamanda bazılarınca alay edilen “üst akıl”retoriğine karşın o “akılları” iyi bilen birinden duymak da ufuk açıcı olabilir.

Her şeyi o kadar güzel anlatmış ki; sığdırabildiğim kadar alıntılayacağım.

“…Türk kamuoyu ABD Konsolosluğu'ndan birinin Gülen'in operasyon elemanlarıyla sık sık temas kurduğu bilgisine birkaç aydır sahipti. Fakat attığı ‘tweetler’, kamuoyu önünde yaptığı açıklamalar ve sergilediği hareketler yüzünden varlığı zaten son iki yıldır bir rahatsızlık kaynağı haline gelmiş olan ABD'nin Türkiye Büyükelçisi John Bass, İstanbul Konsolosluğu'nun Gülen'in bağlılarıyla gerçekleştirdiği muğlak ve çok rahatsız edici temasları tamamen görmezden gelmeyi seçti. Gerçekleştirilen bu telefon görüşmeleri, şayet sadece Topuz'un Konsolosluktaki görevlerinin bir parçası idiyse, o zaman büyükelçi en azından bunu Türk halkına açıklayabilirdi.

Ancak Bass, tüm Türk vatandaşları nezdinde çok büyük önem taşıyan bir konuyla ilgili olarak Türk toplumunu aptal yerine koymayı seçti. Gülen'in takipçileri Temmuz 2016'da 250 Türk vatandaşını öldürdü, fakat ABD'nin eski Türkiye büyükelçisi, Topuz'u,n Gülen'in elemanlarıyla neden bu kadar sık telefon görüşmesi gerçekleştirdiği konusunda Türk toplumunu bilgilendirmek gibi gerekli ve mantıklı bir adımı atmayı, yeteri kadar önemli bir mesele olarak görmedi.(…)

Büyükelçi Bass, bunun yerine muazzam bir diplomatik gaf yapmaya karar verdi: Topuz'un tutuklanmasının Türkiye'deki ABD misyonlarına karşı bir tehdit oluşturduğu iddiasıyla, Türk yetkililere veya kamuoyuna önceden haber vermeksizin, 8 Ekim Pazar gecesi Türk vatandaşlarının vize müracaatı işlemlerini askıya aldı. Ertesi gün ABD'de ulusal bir tatildi ve dolayısıyla resmî düzeyde temas mümkün olmayacaktı; bu da Bass'ın ekmeğine yağ sürüyordu. ABD'nin artık istediği gibi itip kakamadığı Türkiye, kendi vatandaşlarına uygulanan kısıtlamaların aynısını derhal ABD vatandaşları için devreye soktu. Böylece iki ülke arasında tam anlamıyla bir kriz patlak verdi.(…)

Büyükelçi Bass aksini iddia etse de, Türk makamları Topuz'un tutuklanmasında normal yasal prosedürlere riayet ettiler ve Topuz'a gerektiği şekilde avukatıyla görüşme hakkı verdiler. Muhtemelen ABD'li yetkilileri afallatan bir gelişme olarak, Türk emniyeti Topuz'un telefonunun şifresini kırmayı başardı ve oradan çıkan bilgiler basında yer almaya başladı. İsmi verilmeyen bir ABD'li diplomatla New York'taki Rıza Sarraf davasıyla ilgili yapılmış bir dizi WhatsApp mesajlaşmasını ihtiva eden sızıntılardan edinilen ilk izlenim, Topuz'un Türk hükümetine yönelik operasyonların bir parçası olmaktan büyük memnuniyet duyduğu.

Türk-Amerikan ilişkileri geçmişte birçok fırtınadan geçti: Johnson Mektubu, 1970'lerin sonundaki silah ambargosu ve TBMM'nin 1 Mart 2003 tarihli kararına Washington'ın verdiği çirkin tepki bunun örneklerden birkaçı. Fakat mevcut durum bundan farklı. Büyükelçi Bass'ın davranışının temelinde habis bir kincilik ve hatta bundan daha ötede bir şeyler vardı. ABD'nin Türkiye yaklaşımlarında uzun zamandır sergilediği bariz bir imparatorluk kibri vardı. Fakat bu kibir nadiren bu denli açığa çıkmıştır. İlişkilerin bundan 20 sene öncesindeki gibi "yakınlık" olarak adlandırılabilecek bir irtifaya kavuşması için, ABD'li yetkililer Türk vatandaşlarına, onların seçilmiş temsilcilerine ve Türk egemenliğine çok daha büyük bir saygı göstermek zorunda kalacaklardır; tıpkı eşit bir muhataba ve bir müttefike doğal bir şekilde gösterilmesi gereken saygı gibi.(…)

Ve sonra da ABD'li yetkililer Türkiye'de yükselen Amerikan karşıtlığına şaşırıyorlar, öyle mi?

Kendi ikiyüzlülüklerinin farkına varmaktan aciz bir halde olanlar, Eliot'ın şiirindeki içi boş adamları temsil ediyorlar; kibir ve kendini kandırmayla içleri dopdolu, Amerikan İmparatorluğu inleye inleye sonuna yaklaşırken unutulmaya mahkûm, kayıp, şiddet yanlısı ruhlar”diyor McConnel.

Şimdi de Zarrab davasına kilitlendik. Ortada suç yok. Aslında haraç kesemediği için racon kesen ve kendi deldiği ambargoları, başkasının delemeyeceğini söyleyen bir jandarma devlet var. Fakat insanı üzen, bundan,yolsuzluk davası olduğunu sanıp, (öyle bile olsa, ABD’ye ne!) umut besleyen zevatın zavallılığı.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.