Borç meselesi son günlerde ekonomi gündemimizi bir hayli meşgul etmeye başladı.

Özellikle muhalefet parti temsilcilerinin ifadelerine bakılırsa Türkiye amansız bir borç batağına düşmüş ve kurtulması ancak onların seçilmesine bağlı.

Ben de, borç meselesini sizlerle beraber mercek altına almaya karar verdim.

Çünkü borç meselesini özellikle 2002 yılı ile karşılaştırıp borçluluğun arttığından dem vurulmaktadır.

Ancak burada gizledikleri husus şu ki; ülke ekonomisi 2002 yılından bu yana %230 büyüdü.

Yani 2003 yılından bu yana Türkiye ortalama 5,8 büyüdü. Bu büyüme Çin ve Hindistan'dan sonraki en güçlü büyüme performansı.

Bakın Dünya ekonomisi 2002 yılında bu yana %78 büyümüş. Türkiye ise %230 büyümüş.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şu ki; toplam borç tutarının Gayri Safi Yurtiçi Hâsılaya oranıdır.

Nitekim 2014 yılı sonrasında hanehalkı borç stokunun GSYH oranının düştüğü izlenmektedir.

Aynı şekilde Türkiye’nin toplam borcunun GSYH oranı diğer ülkeler ile karşılaştırıldığında ise Euro bölgesinin tamamının ortalamasına, Yunanistan, Belçika, Avusturya, İtalya, ABD ve Kore gibi ülkelere kıyasla çok daha düşük olduğu görülmektedir.

TCMB ve OECD raporları incelendiği zaman Türkiye’de yerleşik sektörlerin toplam borcunun büyük oranda iç borç kaynaklı olduğu, GSYH’ye oran olarak bakıldığında, 2015 yılı üçüncü çeyreğinden itibaren gerilediği görülüyor.

Borçlu bazında incelediğimiz zaman büyük çoğunluğu kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 24 milyar dolarken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu 97,9 milyar dolar seviyesindedir.

Toplam borç stoku içinde kamu sektörünün % 18, Merkez Bankası’nın % 0,4, özel sektörün ise % 81,6 oranında paya sahip olduğu gözlenmektedir.

Diğer taraftan ise kamu borcunun milli gelire oranı 2002-2017 sürecinde %72'den %28 düzeylerine geriledi.

Tüm bu verilere bakıldığı zaman Türkiye’nin borç seviyesinin abartıldığı kadar problem teşkil etmediği görülmektedir.

Çünkü borcumuz artsa da gelirimiz de artıyor.

Ancak ekonomi ile psikoloji arasındaki güçlü bağ bilindiğinden dolayı gerek hanehalkının gerekse yatırımcıların zihninde kötü bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Böylece yatırımların ve tüketimlerin azaltılması nihayetinde de ekonominin gerçekten kötüye gitmesi hedefleniyor.

Bakınız Türk milleti olarak aynı geminin içerisindeyiz. Gemi batarsa hepimiz birlikte batarız.

Ancak ekonominin kötüye gittiği algısını oluşturanların böyle bir derdinin olmadığını görüyoruz. Çünkü onlar için sadece Türkiye gemisi yok. Nasıl ki FETÖ teröristleri 17/25 Aralık ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası Türkiye gemisinden kaçtılarsa küresel güçlerin kalemşörlüğünü yapan bu tetikçilerin de Türkiye gemisinin batması pek umurlarında değil. Çünkü onların milli hassasiyetleri olmadığı gibi hangi gemiye bindikleri de onlar için hiç önemli değil.

Türkiye ekonomisinin ödenebilir bir borcu olduğunu görüyoruz. Evet, Türkiye’nin borcu var ancak Kürsel sermaye yöneticilerinin kalemşörlüğünü yapan ekonomik tikçilerin dediği gibi Türkiye “Borç Batağı”nda değil.

Borcumuzu yani cari açığımızı kapatmak için yüksek katma değerli üretimleri gerçekleştirmek üzere büyük atılımlar gerçekleştiriyoruz. Enerji alanında ciddi yatırımlar yapıyoruz.

Ekonominin kötüye gittiği yönünde algı oluşturmak isteyenlere de 24 Haziran seçimlerinde milletimizin en güzel bir şekilde cevap vereceğinden eminim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Çetin 2018-06-19 17:41:15

aferin yusuf girayalp, kalemine sağlık.