Türkiye’nin küresel bir güç olmasının kaçınılmazlığını her geçen gün daha iyi anlıyoruz.

İsrail’in saldırgan tavırları, dünya müslümanlarının başsızlığından kaynaklanan çaresizlikleri, buna bağlı olarak dünya’da ve özellikle de Coğrafyamızda yaşanan ezilmişliklerin, haksızlıkların detaylarını yeniden bahsetmeye bile gerek yok. Herşey ortada zaten.

Her geçen gün yeni küresel oluşumlar ve ciddi ortaklıklar doğuyor. Kendi değerlerini, kendi yaşam standartlarını daha iyiye taşımak, varlık mücadelesinde kazanımlı çıkmak için planlar yapılıyor, projeler hayata geçirilmeye devamediyor. Türkiye’nin bu oluşumlara kayıtsız kalması düşünülemez.

İslam Alemi ise kendi içindeki sorunları çözmekten aciz, iç hesaplaşmaları ile enerjilerini tüketirken, yanlış yerlerde zaman kaybedip, hertürlü zenginliğini başkalarının istilasına terketmiş durumda. Buna insan kaynakları da dahil.

Hem Batılı hem de Doğu’lu, güç parametrelerini kendi eksenine kaydırmak için mücadele içinde olan, ama İslam Alemi’nin farkına varamadığı, ülkeler kendi çıkarlarının nerede olduğunu çok iyi bilmekteler. Hem enerjilerini hem de insan kaynaklarını o yöne doğru kanalize etmesini zamanında yapabiliyorlar. Batı’nın teknolojik üstünlüğünün artık Doğu’da da oluşu onları küresel boyutta güç mücadelelerine itip yeni projeler yapmaya yöneltmiş durumda.

Türkiye’nin merkez ülke olmak zorunda oluşu, Doğu ve Batı arasında sıkışmış bir ülke olmaktan çıkartıp çok boyutlu ve güçlü olmasını zorunlu kılıyor.

Türkiye’nin de en az onlar kadar dünyayı zamanında okuyabilecek yetkin donanıma sahip olduğunu da gözardı etmemek lazım. Ülke ve ümmet çıkarlarının zamanında tesbit edilebilmesi, Türkiye’yi hem halkının hem de İslam Alemi’nin onur ve zenginliklerini koruma noktasında donanımlı yapacak ve aynı zamanda gelişmelere karşı uyanık kılacaktır. 

Bu yüzden her zaman Türkiye uyanık olmak, dünyadaki gelişmeleri zamanında farkedip gerekli öntedbirleri almak zorundadır. Türkiye’nin olmadığı uluslararası bir toplantı, Türkiye’nin girişimde bulunmadığı uluslararası bir ticari anlaşma yapıl(a)mamalıdır.

Adını kuşkusuz bir çok oluşumlar gibi BRICS birliğini de duymuşsunuzdur. Kısaca gelişmekte olan beş ülke birliği diye tanımlanan birlik şu beş ülkenin baş harflerinden oluşur. Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika bu oluşumun temel aktörleri. BRICS ülkeleri ilk defa 2006’da Birleşmiş Milletler (BM) 61. Dönem Genel Toplantısı’nda Dışişleri Bakanları seviyesinde toplanmış olsalar da, hatırlarsak ilk zirvelerini 2009’da Rusya’nın Yekaterinburg şehrinde yapmışlardı.

Bu birlik temelde küresel ekonomik büyüme, finansal işbirliği, ticaret, yatırım, ve iletişim konularına odaklanmış durumda. Hem kendilerinin hemde birliğinin büyümesi en temel hedefleri. Birlikte büyüyüp birlikte gelişmekteler. Dünya ekonomisindeki paylarını yüzde 12’den yüzde 25’lere kadar çıkarmış olmaları hedeflerine ulaşmada ne kadar başarılı olduklarını da göstermektedir. Birliğin dünya nüfusunun yarısına yakınını, yani yüzde 47’ni oluşturması ayrı bir zenginlik.

Dünyanın zenginliklerini daha iyi nasıl kendi çıkarlarına kanalize edebileceklerini düşünen birlikteliklerden uzak kalınması, bize ait kaynakların farkında olmadan organizeli örgütler tarafından kontrol edilip, onların çıkarlarına sunulacağı da gözününde bulundurulmamalıdır.

Uzanamadığın yer nasıl ki senden bağımsız hareket ederse, bulun(a)madığın ortam da senin lehine olamaz. Bu genel düşünceden hareketle Türkiye’nin hertürlü oluşumda bulunması, oralara elinin uzanması ulusal çıkarları arasında olmalıdır.

BRICS’in bütün üyelerinin aynı zamanda G20’nin de üyeleri olduğunu hatırlarsak, İslam ülkelerinin halini hatırlamaya bile gerek yok. Onların ne halde olduklarını, zenginliklerini kimlerin sömürdüklerini çok iyi biliyoruz. O nedenle Tükiye’nin İslam Alemi’nin zenginliklerinin doğru yerlerde değerlendirilip, doğru yerlere kanalize edilmesi için hem G20’nin üyesi hem de OIC’nin üyesi olarak bu birliktelikten uzak kalması düşünülemezdi.

25-27 Temmuz’da Güney Afrika Cumhuriyeti’nin başkenti ve ticaret merkezi Johannesburg’da gerçekleştirilecek BRICS zirvesine Cumhurbaşkanımızın da bizzat İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı sıfatıyla özel davet edilmesi ve bu davete katılıyor olması çok önemli.

Türkiye’nin BRICS içinde yerini alması hem ülkemizin küresel ölçekte varlığını göstermesi, hemde İslam Alemi’nin menfaatlerini koruma noktasında sorumluluğunun bir gereğidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624