Son günlerde özellikle Türkiye ekonomisi ile ilgili ciddi tartışmalara şahit oluyoruz. Bir grup ekonominin kötüye gittiğini savunurken, diğer bir başka grup da tam tersini ifade eden söylemlerde bulunuyor.

Peki, kimin söylediği doğru?

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Türkiye ekonomisi kötüye gitmiyor…

Peki, bunu neye dayanarak söylüyorum?

Ekonomik veriler üzerinden.

Çünkü veri olmadan yorum yapmak doğru olmayacaktır.

Veriler ne söylüyor?

Şüphesiz ki sanayi sektörü, ekonominin ana omurgalarından biridir.

Miktar üzerinden hesaplanan sanayi üretim endeksi verilerine baktığımız zaman mayıs ayında sanayi üretimi bir önceki yılın aynı ayına göre %6,4 arttı.

Yukarda da belirttiğim üzere sanayi üretim endeksi miktar üzerinden hesaplanmaktadır.

Peki, ciro endeksinde durum ne?

Ciro endeksi, sanayi sektöründe %30, inşaat sektöründe %42,7, ticaret sektöründe %19,8, hizmet sektöründe ise %23,3 artış göstermiştir.

Ekonomik gidişatın en önemli göstergelerinden biri de şüphesiz ki işsizlik oranlarıdır.

İşsizlik oranlarına baktığımızda tekrar tek haneli rakamlara düştüğünü görüyoruz. Nisan döneminde işsizlik oranı 0,9 puanlık azalış ile %9,6 seviyesinde gerçekleşti.

Ekonomideki bu güzel haberlerin ardından olumsuz olan verileri de inceleyelim ki doğru analiz yapabilelim.

Öncelikle döviz kurundaki artış herkesin malumudur. Döviz kurundaki artışa bağlı olarak faiz oranlarında bir yükselme görüyoruz.

Şunu belirtmem gerekir ki; yüksek döviz kurundan ziyade yüksek faiz oranları ekonomimiz için daha fazla risk oluşturmaktadır. Döviz kuru hareketliliğine karşı alınan önlemler çerçevesinde; döviz geliri olmayanların döviz cinsinden borçlanmasının engellenmesi yasası sebebiyle etki azaltılmış olsa da faiz oranları bizi doğrudan etkilemektedir.

Burada belirttiğimiz hususlara bağlı olarak da enflasyon oranlarında bir artış görüyoruz. Enflasyon oranı haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %15,39 arttı.

Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere enflasyonun iki ana temel nedeni vardır.

Birincisi talep artışı ikincisi ise maliyet artışıdır.

Maliyet artışının son dönemdeki uluslararası petrol fiyatlarının artışından ve döviz kurundaki yükselişten kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Ancak Yurt içindeki bir takım stokçuların da özellikle tarımsal ürünlerdeki fiyatların artışına yol açtığını da söyleyebiliriz.

Gelelim talep artışına…

Hanehalkı tüketim harcaması verileri de yurt içi tüketim harcamalarının yüksek olduğunu göstermektedir. Nitekim son büyüme oranları da hanehalkı tüketim harcamalarının bir önceki yıla göre %11 arttığını göstermişti.

Hem talep hem de maliyet artışı birlikte gerçekleştiği için enflasyon oranlarının beklentilerin üzerinde artış gösterdiğini söyleyebiliriz.

Gerek döviz kuru, gerekse döviz kuruna bağlı olarak faiz ve enflasyon oranlarındaki artışın temel kaynağı olan cari açık verilerini inceleyelim.

Cari açığı en temel olarak ülkeye giren döviz miktarı ile ülkeden çıkan döviz miktarı olarak tanımlayabiliriz.

Ülkenin yaptığı ithalat ve ihracatın yanında tahvil, hisse senedi, bono gibi sermaye piyasası araçlarına yapılan yatırımlar vesilesiyle ülkeye giren döviz miktarı arasındaki fark negatif ise cari işlemler açığı, fazla ise cari işlemler fazlası var demektir.

Ülkemizde bu durum negatif olduğundan dolayı cari açık olduğunu söyleriz.

Son verilere baktığımız zaman; cari işlemler açığı mayıs ayında 5 milyar 885 milyon dolar olarak gerçekleşirken 12 aylık cari işlemler açığı 57 milyar 637 milyon dolara çıktı.

İhracat artışımız her ne kadar olumlu olsa da ithalata bağımlı bir ihracat artışı olduğundan dolayı cari açık artış göstermektedir.

İthalata bağımlı bir ihracat artışı olmasının en temel nedeni şüphesiz ki üretimin hammaddesi olan enerji girdisidir.

Enerji konusunda dışa bağımlı bir ekonomik yapıda olmamızdan dolayı ihracat artışımız ve ekonomik büyümemiz ithalatı ve dolayısıyla cari açığımızın artmasına neden olmaktadır.

Enerji konusunda çok önemli atılımlar gerçekleşse de bu çalışmaların meyvelerini orta ve uzun vadede toplayabileceğiz.

“Kısa vadede alınabilecek önlemler nelerdir?” diye soracak olursak milletimize görev düşmektedir.

Öncelikle yastık altında tutulan dövizin TL’ye veya altına çevrilerek dövize olan talebin azaltılması sonrasında ise devletin son dönemde çıkartmış olduğu altına dayalı kira sertifikası alımı yoluyla yastık altı paralarımızın ekonomiye kazandırılması gerekmektedir.

Ekonomik gidişatın kötüye gitmesine sevinen kesimi inceleyin.

Muhtemelen karşınıza yastık altında en çok dövize sahip olanlar çıkacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
isaf 2018-07-30 11:43:48

çelişki var! başında döviz artışının etkisi sınırlı deniyor, sonra dövizin enflasyonu etkilediği söyleniyor. başında sanayi üretim artışı olumlu deniyor. sonunda artışın dış girdi ile sağlanması olumsuzdur deniyor.

Avatar
Ozgur 2018-08-11 01:01:31

yuksek cari acik, yuksek dis borc, yuksek enflasyon, yuksek issizlik, yuksek faiz, turk lirasi da develuasyon ve resesyon. dunyada herseyin kotu gittigi bir baska ulke yok. ustune enerjiye %48 zam yapildi.

banner623

banner624