Türkiye, 15 Temmuz'dan sonra yeni bir paradigma değişimi yaşıyor. Dış ve İç politika da neredeyse bu değişimin sancıları yaşanmakta. Malumunuz 15 Temmuz'da FETÖ aparatıyla CIA'nın talimatı, dolayısıyla da ABD çıkarlarına hizmet eden başarısız, bir darbe kalkışmasıyla ABD-Türkiye ilişkileri tarihinin en büyük güven bunalımını yaşamakta.

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan'ı ve Türkiye'yi hedef alan bu kalkışmadan hemen sonra Türkiye-İngiltere/Birleşik Krallık ilişkileri örtülü, Türkiye-Rusya ilişkileri de açıktan bir ivme kazandı. Aslında Cumhuriyetin kuruluşunun birçok yerinde İngilizlerin ağırlığı ve talepleri görünmekteydir (Saltanat ve Hilafet'in kaldırılması gibi). Ancak, Türkiye'de 2. Dünya Savaşı'ndan sonra İngilizlerin değil ABD'nin rüzgarı esmekteydi.

Türkiye'de 1950 seçimlerini İngiliz destekli İsmet İnönü ve CHP, Demokrat Parti'ye kaybederken, Dünya'daki birçok sömürge ve yarı sömürgenin yönetimini, 2.Dünya Savaşı'ndan ötürü ABD'ye bıraktı. Her ne kadar 1960 İngiliz destekli, askeri darbeyle ABD'ye güvenini yitirmiş Menderes'e yapılmış olsa da 1982 yılında ABD, Kenan Evren'e askeri darbe yaptırarak, ülke yönetimini tamamen ele geçirdi. 90'lı Özallı yıllar ve 28 Şubat'ta Erbakan, Türkiye'ye bağımsız bir refleks kazandırmış olsa da Ak Parti'nin 2010'lu yıllarından sonra Türkiye, emperyalist sömürgecilerin yörüngesinden çıkmak için çaba göstermeye başladı.

Özellikle FETÖ tuzağı ile gerek devletin güvenlik bürokrasisi, gerek sivil bürokrasi, gerekse Türk Milletinin hesaplaşması kolay olmasa da, Türkiye, ABD'yi ciddi bir “Milli güvenliği tehdit eden ülke'' olarak görüyor. Hattı zatında ülke kamuoyunda ABD'ye, açıktan PKK/PYD ve DEAŞ'e silah yardımı yaptığı için ‘Düşman' tanımı yapılmaya başlandı bile.

Bu tarihsel arka planın ardından, günümüzdeki yansımalar da ciddi bir İngiliz-Türk yakınlaşması gözüküyor. 15 Temmuz'un hemen arkasında İngiltere, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimine karşı, Türkiye'nin yanında olduğunu bildiren ilk açıklamayı yapan devletlerden biri oldu. İngiltere Dışişleri Bakanlığında Avrupa ve ABD'den Sorumlu Devlet Bakanı Alan Duncan 21 Temmuz'da Ankara'da temaslarda bulundu!! (Toplamda 3 ziyaret yapacak) Arkasından, Birleşik Krallık/İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson Türkiye'ye resmi ziyarette bulundu. Ne oluyor ? Ne bitti ? demeden bir baktık ki; İngiltere Başbakanı May, sessizce Türkiye'ye geldi. İngiliz Başbakan Türkiye ile muhataplarıyla görüştükten sonra başta istihbarat ve savunma sanayi, ekonomik, elektronik haberleşme konularında anlaşma yaptı. Çok geçmeden May'in Türkiye ziyaretinin akabinde Türkiye'nin Milli Muharip Uçak Projesi'ni (TF-X) geliştirmeye yönelik Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TAI) ile İngiliz savunma devi BAE Systems arasında çerçeve sözleşme imzalanmıştı. Mayıs 2017'de Başbakan Binali Yıldırım'ın İngiltere ziyareti üç gün sürmüş, İngiliz küresel medyasında Türkiye karşıtı yazılar azalmış, Erdoğan karşıtı yazılarda ise tansiyon düşmüştü.

Sadece Teknoloji ve savunma sanayii değil, diplomasisi de baş döndüren gelişmeler yaşanıyordu. Durduk yere İngilizler, 15 Temmuz ve FETÖ raporu hazırlıyor, ABD ve Almanya'nın aksine FETÖ'yü darbe yapmakla açıktan suçluyor. (Tabii bir yandan da birçok FETÖ üyesine ev sahipliği yapıyor) İngiliz Dışişleri Bakanı Boris 15 Temmuz ile ilgili bir değerlendirmesinde “Avrupa Birliği ülkelerinin Ankara'yı kınamasının yanlış olduğunu'' söylüyor, Rusya'yı destekler, İsrail'e karşı eleştirel bir pozisyon alıyordu. Katar-Körfez geriliminde Türkiye, İngilizlerle aynı tutumu alarak Suud-ABD bloğunun karşında yer aldığını görüyoruz.

İngiliz siyaseti, nihai hedefe ulaşmak için omurgasız bir davranış sergiler. Mesele yukarıda yazdıklarımla çelişen meseleleri de göz önüne alıp, müsaade alalım sizlerden. 15 Temmuz gecesi, Kıbrıs'ta İngiliz kuvvetlerinin hazır bir şekilde beklediğini biliyoruz. K.Suriye ve K.Irak'ta İngilizlerin ABD ile birlikte PKK/PYD koridoruna destek verdiğini de. Bir yandan Türkiye'ye istihbarat desteği verirken, diğer taraftan FETÖ üyelerine yardım/yataklık ediyor. Türkiye'de enerji ve bilim şirketleri, STK, öğrenciler, Afrika-Ortadoğu kökenliler üzerinden istihbarat ve manipülatif finansal operasyonlarda cabası.

ABD'de çok tartışılmış, Çin'de R.Tayyip Erdoğan'ın Rus ve Çin devlet başkanlarıyla görüşmesinin yarattığı rüzgar. Irak ve Suriye'deki gelişmelerle de katkıda bulunabiliriz. Ancak, köşem bu kadar geniş bir yazıya müsait değil.

Ez cümle Türkiye, İngilizlerle mecburiyetten mi? Yoksa konjonktürden ötürü mü? bir pozisyon aldığını zaman gösterecek. Osmanlı Devletini yıkan, FETÖ ile Türkiye'yi ve Müslümanları ihanet/huzursuz eden bir ülkenin, nihai hedefleri başta din, enerji, teknoloji ve ekonomi alanları olmak üzere bu topraklarda devam edecektir.

15 Temmuz'da güçlü olanın değil, haklı olanın kazandığı bir savaş yaşandı. Cumhurbaşkanımız Erdoğan ayakta kaldığı için İngilizler de ‘şimdilik' yakın bir strateji izliyor. Ancak kadim bir müttefik olmadığını başta Erdoğan olmak üzere tüm toplum biliyor. Lakin bürokrasimizin içindeki satılıklar bunun farkında mı ? çok emin değilim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.