Türkiye’min Şairi Dilaver Cebeci

Mehmet Nuri Yardım 05.11.2016


DUYDUĞUMUZDA gözlerimizi yaşartan, hamasi duygularımızı şaha kaldıran türkülerdendir Türkiye'm…

 Buram buram memleket hasreti, vatan ve bayrak sevgisi tüter sözlerinde. Bir marş ve destan gibi benimsediğimiz bu şiir, merhum sanatkârımız Dilaver Cebeci'ye aittir. Mustafa Yıldızdoğan'ın seslendirdiği “Türkiye'm,” gönlümüze engin ufuklar açmakta, özümüzün anlatıldığı iklimlerde bizi gezdirmektedir:

Baş koymuşum Türkiye'min yoluna

Düzlüğüne yokuşuna ölürüm

Asırlardır kır atımı suladım

Irmağının akışına ölürüm.

15 Temmuz'dan itibaren Türkiye'de en çok çalınan ve söylenen eser, sanırım  “Türkiye'm”dir.

Bir gönül adamıydı

Hain darbe teşebbüsünden sonra şairlerimizi keşfettik. Bazı şairlerin yüzlerce şiiri vardır, ama üç-beş şiiriyle hatırlanırlar sadece. Birkaç mısrasıyla da olsa milletimizin ruh dünyasına yerleşen, ismi zihinlere nakışlanan şairler çok. Cebeci de, gönül telimizi mızrabıyla titreten, koşmalarıyla coşturan, mizahi yazılarıyla şenlendiren, fikrî eserleriyle düşündüren, meziyetleri ve insanî vasıflarıyla öne çıkan kıymetli bir sanat erbabı, ama ondan önce pırıl pırıl bir gönül adamıydı.

 

O bir seyyah-ı fakirdi

Çok çalışıp çok yazıyordu. Bir gün geçirdiği rahatsızlıkla dostlarını üzdü ve hüzünlere sürükledi. Ağır hastalığı sabırla, metanetle, tevekkülle atlattı... Artık aramızda, dolaşıyor, düşünüyor ve yazıyordu. Şiirleriyle gönüllerde taht kuran, incelemeleriyle takdir toplayan “Sitare” şairi, “Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi” adıyla kaleme aldığı mizahî yazılarla, yıllar yılı gazete ve dergilerin en çok zevkle okunan yazarlarındandı.

 

İlahiyat mezunuydu

1943 yılında Kelkit'te doğan şairimiz, 1970'te Marmara İlahiyat'ı bitirdi, İktisat Fakültesi'nde ise yüksek lisans ve doktorasını tamamladı. Öğretmenlik yaptı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hocasıyken beyin ameliyatı geçirdi, sonra emekliye ayrıldı. Kitapları: Mavi Türkü, Tanzimat ve Türk Ailesi, Seyranname, Men Kazanga Baramen, Azak'ın Denizaltıları, Bahadır Giray'ın Mektubu, Türk'e Dair ve Kur'an Gerçekleri

Sanatını anlatırken: “Şiirlerimde bazen aşk, bazen kahramanlık, bazen vatan millet sevgisi, bazen beşerî sevgi temalarını işliyorum.” diyordu. Merhum edebiyat tarihçimiz Ahmet Kabaklı ise, Türk Edebiyatı'nda şairimizi şöyle tarif ediyordu: “Dilâver Cebeci, dinî, İslâmî bilgisi gibi, divan edebiyatının/eski nazım ve nesrimizin, kelime, mazmun ve terimlerine de aşina bir şairdir. Bu sebeple, mazbut gazeller yazabiliyor. Tasavvuf bakışına da yatkın görünüyor. Vatan sevgisi ve anlayışı, Müslüman-Türk'ün tarihince derin ve coğrafyasınca geniş görünmektedir. Ancak Osmanlı kültür, duygu, sanat ve edebiyatına hayranlık derecesinde tutkun olduğu şüphesizdir. Osmanlı varlığına saygısının milliyetçi/destancı bir havada olduğu, fakat aynı zamanda Türkiye'nin meselelerine bir Anadolu köylü aydının bakışıyla eğildiği, şiir ve yazılarından anlaşılmaktadır.”

Kabule hazır kelimeler

Çok yönlü bir sanat ve edebiyat erbabı olan şairin, aşk, hasret ve kahramanlık duygularını terennüm ettiği eserleri Bütün Şiirleri isimli kitapta toplanmıştı. Daha önce çıkan Asra Yemin Olsun Ki, Sitare, Şafağa Çekilenler ve Hun Aşkı'ndaki eserlerin bir araya getirildiği kitaptaki 136 şiirin büyük bir kısmı, halk ve divan edebiyatımızın vezin, kafiye örgüsü ve mısra yapısına tam bir uyum gösteriyordu. Kitaba ön söz yazan değerli münekkit Ziya Bakırcıoğlu, Dilâver Cebeci'nin dilinin şiirin kabule hazır kelimelerinden meydana geldiğini belirterek, şairin sanat anlayışını ve ruh dünyasını şöyle özetliyor:

“Şiirin reddettiği uydurulmuş ve çağrışım kabiliyeti olmayan kelimelere itibar etmiyor Dilâver Cebeci. Söylemek istediklerini yaşayan Türkçenin yaşayan kelimeleriyle ifade etme gayreti, onun şiirlerinin en bariz vasıflarından birisidir.”

Nefis şiirlerle dolu kitaptan bir dörtlükle yetinelim:

Şu sonsuz mavilikten dünyamıza can yağar

Dört mevsim üstümüze bulut ağar, dal ağar.

Şükürler olsun Tanrım, şimdi avuçlarımda:

Sarı çiçekler açar, beyaz yıldızlar doğar.

Ağır rahatsızlık geçirdi

Geçirdiği ağır rahatsızlık hepimizi çok üzmüştü; ama bu kederi en çok hisseden, şairin dostlarıydı. Dilâver Bey'in ahbabı, şair ağabeyimiz Ayhan İnal, “Sitem” isimli kıtasında hislerini şöyle hülâsa etmişti:

Türkiye'min şairi sazım sözüm Dilâver

Bir daha üzme bizi iki gözüm Dilâver

Bilirsin töremizi, büyükler önden gider

Bir daha sıramızı alma bizim Dilâver.

Şairlerin mısraları dillerde, kitapları ellerde, sevgileri gönüllerde olur. Bugün Türkiye sevdasıyla yürekleri çarpanların, duyduklarında ulvi hüzünler hissettiği son mısraları can kulağıyla dinleyelim:

Düğünüm, derneğim, halayım, barım

Toprağım, ekmeğim, namusum, arım

Kilimler çizgi çizgi efkârım

Heybelerin nakışına ölürüm.

Rahatsızlık geçirdikten sonra kendisini Üsküdar Çiçekçi'deki evinde, Muhsin Karabay dostumla birlikte ziyaret etmiştik. O gün coşkulu şairimizin değerli eşi Ayla Cebeci Hanımefendi, “Dilaver Bey vatan, millet, bayrak ve ezan sevgisiyle yoğrulmuş bir insandır.” demişti. Elhak bu çok doğrudur! Yıllar önce Kafkaslar'a yaptığı geziden dönmüş, gazeteye uğramıştı. Başındaki kalpak ona nasıl da yakışmıştı, dün gibi hatırlıyorum. Çocukları Nazlı Aspay ve Çağrı Fatih de babalarının yolunda, sanatla uğraşıyor, büyük sanatkâra ulaşma yolunda gayret sarf ediyorlar. Bu topraklarda yaşayıp da Türkiye'yi sevmeyen bazı kart ve karton adamlar olsa ne yazar! Dilaver ağam! Onların inadına seni çok seviyor ve rahmetle anıyorum.

Koşma'ndan aldığım ödünç mısralarla sana selâm gönderiyorum:

Seni anlatmaya yetmiyor bir gün

Kâğıt bile satırlardan tedirgin.

Vakit gece, kalem hasta, göz yorgun,

Yazamadım, yazılmıyor sultanım.

Türkiye'yi sevenlerden, bayrağına sevdalılardan “Türkiyem”in şairine selâm olsun! Ruhun şad, kabrin nur, mekânı cennet, makamı âli olsun.

 

 


Etiketler: