Devletin ve milletin birikimlerinin borsada açığa satış marifetiyle ve tamamen yasal bir yöntemle nasıl soyulduğunu dünkü yazımızda anlatmaya başlamıştık.

Fonlar aracılığı ile sanal paralarlar üzerinden her fırsatta milletin ve devletin cebindeki milyarlarca doların nasıl iç edildiğine bugünkü yazımızda da devam edelim.

Türkiye’nin gözbebeği olan Halkbank ile Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı hisselerinin nasıl elimizden çıkarılıp yabancıların kontrolüne geçtiğini bu yazımızda ele alacağız. Takvim yaprakları 19 Kasım 2012 yılını gösterdiğinde Halkbank’ın ikinci halka arz işlemi gerçekleştirildi. Bu ekonomik olarak alınan son derece doğru ve verimli bir hamle idi. Çünkü Halkbank, yeteneği ve başarıları ile dünya bankacılık sisteminin gözde bankalarının ilk sıralarında yer almıştı. Ve bu başarısını da halka arz şeklinde taçlandırması son derece doğaldı.

Banka’nın ikinci defa halka arzından sonra “Halka açıklık” yüzde 24.94’ten yüzde 48.86’ya yükseldi. Halkbank’ın bu satışı o tarihe kadar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda en büyük hisse satışıydı. 10 Mayıs 2007 yılında da gerçekleşen halka arz olayında banka hisselerinin yüzde 24.98’i İMKB’ye kote edilmişti. 1.8 milyar dolarlık halka arzda yurt içinde 1.9 milyar TL, yurt dışında ise 15.4 milyar dolar talep gelmişti. Yurt dışından gelen bu talep aslında tehlike çanlarının habercisi idi. Maalesef içeriden görünmeyen en az birkaç el bu satışın bir yıl önce gerçekleşmesini sağladılar. Bunun doğuracağı tehlikeler ile ilgili ne bir ekonomi danışmanı ne de televizyonlarda gerdan kıran uzmanlardan tek ses çıkmadı.

17-25 operasyonundan sonra Halkbank hisselerinin neredeyse yarısı yabancıların kontrolüne geçti. Halkbank hisselerinin halka açıklık oranının yüzde 48,86’ya yükseltilmesinden önce 16.11.2012 tarihine baktığımızda sadece Deutsche Bank’ın elindeki hisse oranı yüzde 13.99. CITIBANK’ın ise yüzde 32.34 idi.

Halkbank hisselerine en büyük operasyon, uluslararası casusluk ve ihanet şebekesi olan FETÖ terör örgütünün 17-25 Aralık yargı darbesi ile yapıldı. 25 Aralık 2013 gün sonu itibariyle Halkbank’ın Takasbank verisinde sahiplik oranı Almanlarda yüzde 30,52, Amerikalılarda ise yüzde 46,19 oluyor.

Burada da bildiğimiz o yasal soygun yöntemi olan Açığa Satış modeli karşımıza çıkıyor. Almanlar, bu yöntemle bankanın üçte birinden fazlasına sahip oluyorlar.
Amerikalılar ise yüzde 46’sından fazlasını ele geçiriyorlar.

Ekranlarda gerdan kıran uzmanlarımız, maaşlı çok bilmişlerimiz bu gerçeği nedense hiç dile getirmiyorlar. Merak ettiğim bunlardan kaçı bu işi bilmiyor ve kaçı bu Açığa Satış yöntemine karşı sus pus kalarak milyonlarca lirayı lüplüyor?

2012’den başlayıp 2013’ün sonuna kadar bankanın halka açık hisselerinin neredeyse yarısına sahip olan yabancılar bugün yüzde kaçına hakim sizce? Geçen hafta bu konu ile ilgili araştırmamı tamamlamıştım. Benim açık kaynaklardan ve özellikle de Türkiye’nin yüz akı borsa uzmanlarından İbrahim Coşkun kardeşimden aldığım bilgiler önüme kapkara bir tablo çıkardı.

17.11.2017 itibariyle Halkbank hisselerinin yabancı payı maalesef yüzde 79.23’tür. Yabancılar sadece Halkbank’ı değil, bir diğer gözde kuruluşumuz olan Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığı (THYAO)’nun hisselerini de aynı yöntemle ele geçirmiş durumdalar. THYAO’nun da 17.11.2017 tarihi itibarı ile yabancı sahiplik oranı yüzde 51.18’e çıkmıştır. Ve burada da yine en büyük yabancı hisse sahibi CITIBANK ve Deutsche Bank olarak karşımıza çıkıyor. Amerikalıların THYAO’daki sahiplik oranı yüzde 29,96 Almanların THYAO’daki hisse sahiplik oranı ise yüzde 20.22.

Yabancıların bu iki kurumumuzdaki sahiplik oranı kesinlikle bu kurumların yöneticilerinin ne kusuru ne de hatasıdır. Aksine her iki kurumumuzun yöneticileri, iki ölü kuruluşu dünya markası yapıp kendi alanında en güvenilir şirket haline getirmeyi başarmış müstesna bürokratlarımızdır. Burada esas sorgulanması gereken, bu ülkenin en gözde bürokratlarının iğne ile kuyu kazarcasına ellerindeki işletmeleri dünya devi haline getirmelerine rağmen, nasıl oluyor da ekonomideki bürokrat, danışman, yöneticiler, bu şirketlerin hisselerinin çoğunluğunun yabancıların eline geçmesine Açığa Satışa göz yumarak izin verdiler. Bu geçişi göremediler mi, yoksa bilerek ve isteyerek yol mu verdiler?
Ya da 17-25 operasyonunda, 15 Temmuzun hemen akabinde 18-20 Temmuz’da veya Vize krizlerinde borsada özellikle devlet hisselerinde Açığa Satış’a sınır koymadılar veya engellemediler?
Devlet hisselerindeki takas ve virmanları en iyi bilen kurumumuz SPK’dır, bu detayları BIST veri sağlayıcı şirketlerin ekranlarından herkes görebilir.

Bu durumun SPK’nın bağlı olduğu yetkililer tarafından Sayın Cumhurbaşkanı’na bildirilmesi gerekmiyor mu? Bu güne kadar siyasi iradeyi neden hiç biri uyarmadı? Dış güçler, lobiler gibi martavalların yerine, ekonomi bürokrasisinin neden siyasi iradeyi uyarmadığı sorusuna cevap bulmamız gerekiyor. Ve acı olan bir şey daha: Varlık Fonu kurulduğu tarihten bu yana THYAO ve Halkbank hisselerinde durum hala lehimize işlemiyor.

Yarınki yazımızda, Türkiye’ye sürekli ekonomik operasyon çekilmesine sebep olan sistemdeki bu arızayı ve onu önlemenin yolunu kaleme alacağız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nejdet 2017-11-27 17:06:03

Bist ve spk fetöcülerden temizlenmediği sürece bu soygun devam edecek. Ayrıca Halkbankın Süleyman Arslandan sonra atanan genel müdürlerinin özellikle Davutoğlu döneminde aranan bürokratların sorgulanması gerekir.