Nuri  Demirağ, 2. Dünya Savaşı sonlarına doğru, bütün desteklerden yoksun bir şekilde itibarsızlaştırılarak yüzüstü bırakılır.

Ondan devralınan fabrika-arşiv ve uzman ekip potansiyeli, 1944’te yarı-resmî bir kuruluş olan Türk Hava Kurumu’na devredilir. Ankara’da, hem lisansa bağlı, hem de yerli dizayn uçak ve yerli motor imal etmeye başlanır. Tarihler 1952’yi gösterdiğinde “Marshall Yardım”na jest(!) olarak teslim bayrağını çeken THK’nın bütün tesisleri kapatılır. 14 bin metrekare kapalı alanı dahil, yapılan uçaklar, bunların imal edildiği makinalar ve tezgahlar, hatta arşiv gizli bir el tarafından yok edilir!..

Türk Uçak Sanayi, 1954 yılında Makine Kimya Endüstrisi Kurumu’na (MKEK) devredilir. Ve Türk Uçak Sanayi, 1964 yılında resmen devlet eliyle batırılır!..

Demirağ ve ekibinin gecesini gündüzüne katarak, binbir zorlukla oluşturduğu millî uçak sanayimiz ve birbirinden tecrübeli elamanları dağılıp gider.

Bu süreçte aslında Demirağ’a değil, Türkiye’nin millî sanayi ve egemenliğine pranga vurulur. Türkiye ile birlikte millet kaybeder.

Sıkıysa bir daha “istikbali göklerde” aramayı deneyin!..

Cuntacılar, darbeciler, ihtilalciler, mıhtıracılar her daim nöbette!..

Kimin adına?..

Tabii ki, en baba müttefikimiz adına!..

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in tarihe geçen sözleri

Kaderin cilvesine bakın ki, Eskişehir’de “yerli uçak” üretimine ket vuranlar yıllar sonra bu sefer de “yerli araba” üretimini engellemek için devreye girer. Ve “Çılgın Türkler” aynı delikten bir kez daha ısırtılır.

Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in tarihe geçen sözleri

Memleketine sevdalı bir grup “babayiğit” ölüm uykusuna yatan “Ağır Sanayi Hamlesi”ni hayata geçirmek için tekrar harekete geçer.

1960 yılında Eskişehir Cer Atölyesi’nde Türk mühendisler ilk Türk otomobili “Devrim”i üretir. 29 Ekim Cumhuriyet töreninde büyük bir heyecanla görücüye çıkartılan Devrim otomobili; Türkiye'nin kalkınmasını istemeyen mihrakların sabotesine maruz kalarak, tıpkı Nuri Demirağ’ın uçakları gibi seri üretimi yapılamadan kaderine terk edilir.

Bu başarısızlığı(!) dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel tarihe geçen şu ifadeyle özetler: “Garp kafasıyla araba yaptık, şark kafasıyla deposuna benzin koymayı unuttuk.”

*

Uzun yıllar yerli araba sevdasını dillendirmekten imtina eden “Türkiye’nin babayiğitleri” geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde meydana çıktı. Daha önce çelme takan devlet(!) bu defa yerli araba için önayak olduğunu dünyaya ilan etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı Ortak Girişim Grubu; Anadolu Grup, BMC Grup, Kıraça Holding, Turkcell Grubu ve Zorlu Holding isimli 5 babayiğit asfaltı ağlatacak yerli araba için düğmeye bastı. 2019’da prototipi tamamlanacak otomobilin, ticari satışına 2021’de başlanacak.

İnşaallah bir yol kazası yaşanmaz.

ABD, “yalandan müttefik’ olduğunu iyice açık etti

GELELİM GÜNÜMÜZE; “Marshall Yardımı”ndan beri her fırsatta “demokrasimize düdük çalan” ABD, son yıllarda geçmiş alışkanlıklarını tekerrür ettirememenin sıkıntısını yaşamaya başladı. Irak’ta başlayan, Suriye’de devam eden arkadan dolanma faaliyetlerini PKK ve FETÖ ile zirveye taşıdı. “Yalandan müttefik” olduğunu iyice açık etti. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 Füze Savunma Sistemleri’ni alma kararıyla birlikte ABD karizmasını çizdirdi. Sonra NATO kanalıyla, “kararda bağımsızlar, ama sonuçlarına da katlanacaklar” açıklamasıyla aba altından sopa gösterdi. ABD, “vize krizi”yle Türkiye’yi eskisi gibi terbiye etmeye umarken, ani bir kontra atakla 90’dan gol yedi.

Artık Türkiye’yi yöneten muktedirler, “Göklerine hakim olamayan milletler, yerlerde sürünmeye, yerin dibinde çürümeye mahkumdur” ifadesinin ne anlama geldiğinin farkında.

Artık istiklâline ve istikbaline hayatı pahasına sahip çıkan bir Türkiye var.

Yerli Uçak Sanayi’nin sekteye uğratılmasına rağmen, Türkiye bugün hava yolu taşımacılığında uluslararası arenada büyük bir ivme kazandı.

Türk Hava Yolları’nın yolcu sayısı 2002’de10,3 milyon iken, bu sayı 2016 yılında 62,8 milyona ulaştı. Bu yıl ise, direkt transit yolcularla birlikte toplam yolcu trafiği geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,1 artışla 164 milyon 773 bin 277 olarak gerçekleşti.

Karpuzu yiyip, kabuğunu bize reva görenler çıldırıyor

Havacılık sektöründeki serbestleşme ile birlikte Türk Hava Yolları dünyanın en fazla noktasına uçan şirket haline geldi. Yurtdışı uçuş noktalarının sayısı 60’tan 296’ya çıkarıldı.

2002’de 25 olan havalimanı sayısı, 2017 itibariyle 57’ye yükseldi.

Yıllık 200 milyon yolcu kapasitesiyle dünyanın en büyük hava limanı olma özelliğini taşıyan 3. İstanbul Havalimanı 29 Ekim 2018’de açılacak.

İşte bu önlenemeyen yükseliş “karpuzu yiyip, kabuğunu bize reva görenler”i çıldırtıyor.

Türkiye artık montaj sanayi ile uluslararası rakebette varlık gösteremeyeceğini keşfetmiş, oluşturduğu Araştırma Geliştirme çalışmalarıyla yavaş yavaş millî sanayiye geçmeye başlamıştır.

Son zamanlarda Türkiye'ye karşı oluşturulan “silah ambargosu”, bir anlamda “kötü komşu ev sahibi yapar” sözünün tecellisi olarak millî savunma sanayinin güçlenmesinde tetikleyici unsur oldu. Türkiye zoru gördükçe, kendi millî savunma sanayisini, kendi uydusunu, kendi savaş uçağını, kendi helikopterini, kendi İHA’sını, kendi SİHA’sını, kendi kamikaze dronesini, kendi gemisini üretiyor.

Teröristlerin tavşan gibi avlamasından rahatsız olanlar

Her ne kadar CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu gibiler, skandal açıklamalarıyla PKK ile mücadelede büyük etkisi olan Silahlı İnsansız Hava Araçları(SİHA)’nın teröristleri tavşan gibi avlamalarından rahatsız olsalar da, Türkiye kendi göbeğini kesme hususunda taviz vermiyor.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii AŞ (TUSAŞ/TAI), Türkiye’nin hava filosunu güçlendirmesine katkıda bulunuyor.

TAI (Türk Havacılık ve Uzay Sanayii) hazırladığı 10 yıllık bir master planı dahilinde 100 koltuk ve daha yüksek kapasiteli yolcu uçağı projesine 5 yıl içerisinde başlamayı hedefliyor.

 T129 ATAK Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri, ANKA İnsansız Hava Aracı ve Yeni Nesil Temel Eğitim Uçağı HÜRKUŞ projeleri birer birer TSK’nın envanterine sokuluyor.

Yeni nesil millî tanklar Altay, Korkut ve Osmanlı karada düşmana korku salarken, denizlerde düşmanın korkulu rüyâsı olacak TCG Anadolu; 231 metre uzunluğuyla, F-35 savaş uçakları, İHA ve helikopterlerin inip-kalkmasına imkân sağlamasıyla, gerektiğinde Hint ve Atlantik Okyanusu’na açılabilecek mukavemetiyle, denizaşırı muharebe aracı olma özellikleriyle TSK’nın gücüne güç katmak için gün sayıyor.

“Yüz bin motor, yüz bin   tank üreteceğiz”

Nuri Demirağ’ın mücadelesine kaldığımız yerden devam edelim.

Artık bıçak kemiğe dayanmıştır; Nuri Demirağ’ın, Tek Parti diktasının projelerini çöpe atmasına tahammülü kalmaz.

Ve siyasetle mücadele yolunu seçer.

Bu mücadele yöntemi daha sonraki yıllarda başkalarına da örneklik teşkil edecektir.

*

(1965 yılında profesör olan Necmeddin Erbakan, 1966’da Odalar Birliği Sanayii Dairesi Başkanı, daha sonra Genel Sekreter ve 1968 yılında ise Odalar Birliği Başkanı olur. İşte bu süreçte, hiçbir kanunî dayanak bulunmamasına rağmen, Süleyman Demirel ve eyyamcıları tarafından polis zoruyla Odalar Birliği Başkanlığı görevden uzaklaştırılan Erbakan, artık mücadelenin siyasi irade ile mümkün olacağına kanaat getirir.

Odalar Birliği dönemi kapanmış, siyasi mücadele başlamıştır artık... Millî Görüş davasını tek kişilik ordu gibi yüklenen Prof. Dr. Necmeddin Erbakan, 1969 Genel Seçimleri’nde Konya’dan bağımsız milletvekili seçilerek Meclis’in kapılarını aralar. Ve ardından kısa bir süre sonra Millî Görüş davasının ilk partisi olan Millî Nizam Partisi’ni 24 Ocak 1970’de kurar.)

Erbakan, fikri ve manevi olarak Eşref Edip Fergan ve Mehmed Zahid Koktu’yu örnek alırken, siyasi mücadele olarak ise Nuri Demirağ’ınkine benzer bir yol izlemiştir. Tek Parti tarafından akamete uğratılan ağır sanayi hamlesini “yüz bin motor, yüz bin tank üreteceğiz” diyerek tekrar yeşertmeye başlamıştır.)

Demirağ, Türkiye’nin ilk muhalefet partisini kurdu

Nuri Demirağ, giriştiği bütün iktisadi işlerde engel olarak önüne çıkan Tek Parti diktasının ceberrut davranışlarıyla mücadele etmek için siyaset kanalına başvurur.

6 Temmuz 1945’te “Türkiye Tek Parti ile yönetilemez; ARTIK YETER” sloganı ile yola çıkar. Millî Kalkınma Partisi’ni (MKP) kurarak, girdiği seçimde ülkenin ilk muhalefet partisi olur. Demirağ, Tek Parti rejimine meydan okuyan öncü lider olarak siyaset tarihine adını yazdırır.

Fakat Tek Parti yanlısı basının hücumuna uğrayarak, halka verdiği kuzu davetleri sebebiyle halkın gözünde “Kuzu Partisi” manşetleriyle itibarsızlaştırılır. 1946 yılında Cumhuriyet Halk Partisi ile girdiği ilk seçimlerde oy sandıklarının çalınması ve yakılması sonucu bir varlık gösteremez.

Bunun üzerine Demirağ, 1954 seçimlerinde Demokrat Parti'den müstakil aday gösterilir ve 10. Dönem Sivas Mebusu olarak Büyük Millet Meclisi’ne girer. DP’de Sivas Mebusu olarak siyaset yaptığı dönemde bir çok önemli konuyu gündeme taşır.

Avrupa Birliği’nden bize yar olmaz!

Siyaset  sahnesinde yerine alan Nuri Demirağ, Türkiye’nin ancak İslâm dünyası ile birleşebileceği tezini savunarak, Avrupa Birliği’nin bizim din, anane, kültür ve hatta tarihimizle bağdaşmasının mümkün olmadığını ifade eder. Demirağ’ı haklı çıkaracak davranışları sergileyen AB, Türkiye’yi 54 yıldır kapısında bekletiyor.

Devletçiliğin terkedilip, liberal ekonominin benimsenmesini haykırır. Serbest teşebbüsün Türkiye’yi kurtaracak tek çare olduğunu ve bunun da mevcut Tek Parti rejimiyle mümkün olmayacağını her fırsatta dile getirir. Türkiye liberalizmle ancak 1980’lı yıllarda tanışarak, “enflasyon canavarı”na karşı etkin mücadele vermeye başlar.

Her şehirde bir havalimanının da olduğu ilk şehir ve köy planlarını hazırlarken,  Sivas’ın elektriğini karşılamak için Keban Barajı Projesi çizdirir ve TBMM’ye teklif verir. Bu teklif ancak 1966 yılında Meclis gündemine alınır.

Demirağ, madencilikte, değerli madeni çıkartmaktan çok o madenin işlenmesinin esasen Türk ekonomisine katkı sağlıyacağını “bir memleketi ziraati aç, sanayi çıplak bırakmaz; ancak ve ancak madenleri zengin eder” ifadesiyle gündeme taşır. 

Bizzat yaptırdığı araştırmalarda 19 muhtelif madenin varlığını fiilen ispat ederek ilgili makamları haberdar eder. Bunları işletmek isteği; “devletçilik”e aykırı diye reddedilir. Günümüzde bazı olumlu gelişmelerin yaşanmasına rağmen Türkiye hâlâ kendi madenlerini işlemekten çok “hammallık” yaparak madenleri çıkartıp, üçüncü ülkelere satarak orada işlenmesini sağlıyor.

YARIN:  TEK PARTİ “BEYAZ İHTİLÂL”LE YIKILDI


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.