İslam alemine karşı yürütülen emperyalist senaryoları bozan Türkiye, Afrika politikası ile kara kıtanın umudu oldu. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde ilk ziyaretlerin gerçekleştiği Afrika ile kazandır, kazan ilişkisine dayanan yeni bir stratejik ortaklık modeli oluşturuldu.

Yıllardır emperyalistler tarafından sömürülerek fakir bırakılan Afrika, Türkiye’nin şahlanışıyla yükselen bir değer haline geldi.

Afrika’nın dününü bugününü İstanbul Medeniyet Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi, Afrika Araştırmacıları Derneği (AFAM) Başkan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Muhammed Tandoğan ile konuştuk.

Tükenen dünyada tükenmeyen kıta

Sn, Tandoğan, Afrika katısının önemini anlatır mısınız?

Afrika, sahip olduğu çeşitli stratejik özellikler vesilesiyle küresel bir güç olma iddiasındaki herhangi bir devletin yadsıyamayacağı bir kıta konumundadır. Dünya topraklarının yaklaşık dörtte biri ve dünyada yaşayan insan nüfusunun yüzde 15’inden fazlası bu kıtadadır. Kıtadan uzakta yaşayan “Diaspora Afrikalılar” da hesaba katıldığında, yaşadığımız gezegendeki her 6 insandan en az 1’inin Afrikalı olduğu gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Afrikalılar ayrıca petrol, gaz, elmas, altın, kobalt, platin, uranyum, koltan, krom, bakır, arap zamkı gibi çeşitli doğal kaynak ve minerallere sahip bir coğrafya üzerinde yaşamaktadırlar. Bu yönüyle Afrika kıtası, Türkiye’den ve dünyadan çeşitli alanlardaki yatırımcıların ve girişimcilerin ilgisini çekmektedir. Günümüzde kıta üzerinde var olan 54 (Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti dahil 55) ülke birlikte hareket ettiği takdirde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılacak bir oylamanın sonucunu büyük oranda yönlendirebilmektedirler.

Afrika zirvesi hazırlıkları başladı

-Afrika rekabetinde Türkiye’nin yeri neresidir?

Türkiye’nin Afrika maratonuna geç başladığı ama hızlı mesafe aldığı bilinen bir gerçektir. Bakıldığı zaman, 1998 yılına kadar Afrika kıtasının birkaç istisna dışında Türk Dış Politikasında unutulmuş olduğu görülmektedir. 1998 yılında ise İsmail Cem’in Dışişleri Bakanlığı döneminde “Afrika Eylem Planı” hazırlanmış ancak üçlü koalisyon önemli ekonomik ve siyasi sıkıntılarla başa çıkmak zorunda olduğundan dolayı hazırlanan bu plan rafta beklemek zorunda kalmıştır. 2000’li yıllar ile birlikte Türkiye, Afrika’nın potansiyelinden daha fazla yararlanabilme, bunu yaparken de Afrikalıların da sosyal, siyasi ve ekonomik gelişimine katkıda bulunma yoluna gitmiştir. AK Parti iktidarında 2005 yılının “Afrika Yılı” ilan edilmesi, 2008 ve 2014 yıllarında iki defa Türkiye-Afrika Zirvesi düzenlenmesi -ki üçüncüsü 2019’da İstanbul’da düzenlenecek- ve artan bu karşılıklı etkileşim sonucunda 2009 yılında 12 olan Türkiye’nin Afrika’daki büyükelçilik sayısının, bugün 39’a ulaşması ikili ilişkilerin vardığı noktayı göstermesi açısından önemlidir. Yalnızca siyasi anlamda değil, ekonomik olarak da Türkiye’nin Afrika ile olan ilişkilerini geliştirdiği bilinmektedir.

Günümüzde Türkiye’nin kıta ülkeleri ile olan ticaret hacmi 20 milyar dolara yaklaşmıştır. Üstelik Türkiye bunu yaparken Batılıların yaptığı gibi -ya da şimdi Çinlilerin Batılılardan farklı bir söylemle ama özünde aynı şekilde davrandığı gibi- bir politika izlememektedir. Türkiye kazandır-kazan politikası ile her iki tarafın da faydalanabileceği bir yöntem ile Afrika’daki dış politika faaliyetlerini sürdürmektedir.

Daha da önemlisi Türkiye, temas halinde bulundukları kıta ülkelerine değerli olduklarını hissettirmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde kıtada toplam 28 ülkeyi ziyaret ederken, Somali gibi diğer ülke liderlerinin gitmekten çekindiği ya da Sudan gibi uluslararası sistemden izole edilmeye çalışılan ülkeleri de ziyaret etmektedir.

Müslüman Afrika ile kader birliği

AFAM araştırmacılarından Hasan Aydın ise, Afrika ile Türkiye’nin tarihsel olarak bir kader birliği olduğunu belirtti. Aydın sorularımızı şu şekilde cevapladı;

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrika ziyaretleri ne anlama geliyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24-27 Aralık tarihleri arasında Sudan, Çad ve Tunus’a gerçekleştirdiği ziyaretlerdir. Erdoğan’ın ziyaretleri Türkiye’den bu ülkelere Cumhurbaşkanlığı düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret olurken, kendisine farklı sektörlerden iş adamlarının yanı sıra kalabalık bir bakan topluluğu da eşlik etmiştir. Bu durum en açık ifade ile Türkiye’nin kıtayı “önemsediği” ve “oyun kurucu olarak ben de varım” mesajı verdiğinin en açık kanıtıdır.

Ekonomik olarak baktığımızda, Türkiye’nin bu üç ülke ile mevcut ekonomik ilişkilerini koruma ve daha da geliştirme anlamında ziyaretlerin ön plana çıktığı görülmektedir. Zira Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre son beş yılda Türkiye’nin bu üç ülke ile 6,2milyar dolar değerinde bir ihracat ilişkisi, 1,7 milyar dolar değerinde ise bir ithalat ilişkisi söz konusudur. Bu ilişkide bilhassa Tunus ve Sudan mevcut rakamlar ile ön plana çıkarken, Çad ise ekonomik ilişki boyutunun geliştirilmesi gereken bir ülke olarak karşımıza çıkmaktadır. Ziyaret ile beraber, Çad ile imzalanan 7 ekonomik anlaşma da bu durumun bir göstergesidir. Meselenin coğrafi yönünü düşündüğümüzde ise karşımıza özellikle Sudan ve Çad vasıtasıyla devasa bir coğrafya çıkmaktadır.

Erdoğan’ın bu ziyaretleri ise Türkiye’nin İslam ülkeleri üzerindeki olumlu imajı ve arka planda bırakılmaya çalışılan jeo-stratejik konuma sahip Müslüman ülkelerin sahiplenilmesi adına önemli ziyaretler olarak ön plana çıkmaktadır. Ziyaretin bir başka kilit unsuru olarak ise terör örgütleri ile mücadelenoktasında yapılan vurgu ve Türkiye’nin bu husustaki tecrübesini belirtilen üç ülkeye aktarma yönündeki istekliliğidir. FETÖ’nün Afrika’daki Müslüman ülkeler üzerinde geliştirmiş olduğu bazı söylemlerle kısmi de olsaetkili olabildiği bilinmektedir. Erdoğan’ın bu ziyaretleri bölgede FETÖ’nün olası etkinliğinin yok edilmesi adına da büyük önem arz etmektedir. Zira Erdoğan’ın geçmişteki Afrika ziyaretlerinin bu ülke liderlerinin FETÖ’ye karşı tavır almasında ve FETÖ okullarının Türkiye’ye devredilmesinde oldukça etkili olduğu göz önüne alındığında, konunun hassasiyeti daha iyi idrak edilebilecektir. Ayrıca çeşitli dönemlerde siyasi istikrarsızlıklarla, iç savaşlarla ve terörist faaliyetlerle boğuşan bu ülkelerin, Türkiye’nin siyasi ve sosyal sorunlarla başa çıkma tecrübesi ve başta FETÖ, PKK ve DAEŞ olmak üzere terörle mücadele tecrübesinden faydalanması adına bu ziyaretler oldukça önemlidir.

Dünya birden büyüktür

Erdoğan’ın ziyaretinde öne çıkan konular nelerdir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sudan, Çad ve Tunus ziyaretleri sırasında gerçekleştirdiği konuşmalar dikkatle incelendiğinde, Afrikalıların karşısına tam da istedikleri gibi konuşan bir ülkenin lideri profiliyle çıktığı gözlemlenmektedir. Üç ülkede de yaptığı konuşmalarda karşılıklı ticaret ve yatırımların önemine dikkat çeken Erdoğan’ın, tıpkı Çin’in Afrika’ya yönelik söylemlerinde yaptığı gibi Batılılardan farklı olduğumuzu ısrarla vurgulaması ve yaptıkları faaliyetler nedeniyle Batı’ya yönelik kullandığı eleştirel dil, Afrikalıların kalplerini ve güvenlerini kazanmak noktasında olumlu bir adım olarak göze çarpmaktadır.

Erdoğan’ın, gittiği üç ülkede de terörle mücadele noktasında Türkiye’nin tecrübeli yüzünü ortaya koyarak ortak hareket çağrısı yapması ise zaman zaman istikrarsızlıkların hedefi olan bu coğrafyada Türkiye’nin her anlamda daha etkili rol oynayabilmesine yönelik arzuyu ortaya koyar niteliktedir. İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanlığının Türkiye’de olduğu bir dönemde, teşkilatın ABD Başkanı Donald Trump’un Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi ile birlikte olağanüstü toplanmasının ardından gittiği bu üç ülkede de, Kudüs konusu Erdoğan’ın konuşmalarının en önemli satır başlarından birini oluşturmuştur. Cumhurbaşkanı, Kudüs üzerinden bir yandan İsrail ve ABD’yi bütün dünyada tepki çeken tutumları dolayısıyla eleştirirken, diğer yandan ise bu vesileyle gittiği üç ülkede de uluslararası sisteme ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin sorunlu yapısına yönelik eleştirilerini sürdürmüştür. Cumhurbaşkanının kendisi ile bütünleşen ‘’Dünya Beşten Büyüktür’’ söylemini, ‘’Dünya Birden De Büyüktür’’ söylemi ile desteklemesi ise, başta zaman zaman uluslararası toplum tarafından izole edilmeye çalışılan Sudan ve Çad olmak üzere sistemde yeteri kadar etkili bir konumda bulunmayan Afrika coğrafyasının neredeyse bütününde karşılık bulmuştur.

Erdoğan Tekbir ve Türk bayrakları ile karşılandı

Genel olarak Türkiye’nin son 15-20 yılda hayata geçirdiği Afrika politikaları, özel olarak ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 24-27 Aralık tarihleri arasında Sudan, Çad ve Tunus’a yönelik olarak gerçekleştirdiği resmi ziyaretler birçok Afrikalı lider, devlet adamı ve vatandaşlar tarafından takdirle takip edilmektedir.

Türkiye’nin olumlu algısına Osmanlı’nın bıraktığı miras ile batılıların ast-üst ilişkileri anlayışıyla şekillenen ve dayatmalara odaklanan yaklaşımına karşın, Türkiye kıta ülkelerinin zor zamanlarında yanında olma prensibini benimsemesi önemlidir. Uluslararası toplumun baskılarından bunaldıkları bir dönemde, geçmişte Somali’ye bugün ise Sudan’a yapılan ziyaret ve kıtada meydana gelen birçok felakette Türkiye’nin “insani yardım”elini uzatması ise bu durumun en önemli göstergeleri hüviyetindedir. Tarihinin ve söylemlerinin yanı sıra, Türkiye’nin kıtadaki birçok devlet tarafından olumlanmasında etkili olan üçüncü faktör ise ülkenin İslam kimliğidir. Batılılar ile olan ilişkinin aksine, din faktörü Türkiye ile Müslüman Afrika ülkeleri arasındaki işbirliğini kuvvetlendirici bir işlev görmektedir. Sonuç olarak bu üç faktör, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı’ya yönelik eleştirel üslubu ile birleşince Türkiye, Afrika’da oldukça olumlu bir algı ile karşılanabilmektedir. Hartum Üniversitesi’nde Erdoğan’a fahri doktora verilirken üniversite rektörünün yaptığı adeta tarihe not düşen konuşması ve Sudanlı gençlerin “er-Reis Erdoğan” sloganlarıyla Erdoğan’a gösterdiği yoğun ilgi Türkiye’nin ve Türk Cumhurbaşkanının ziyaretinin nasıl algılandığını ve bölgedeki imajını net bir şekilde gösteren örnekler durumundadır.

Türkiye ile Afrika’nın stratejik ortaklığı

-Türkiye-Afrika ilişkileri bundan sonra nasıl bir seyir izler?

Türkiye’nin Afrika’da son 20 yıl içerisinde neredeyse sıfıra yakın bir noktadan başlayarak önemli yol almış durumda olduğu aşikardır. Fakat yine de, son 20 yılda alınan mesafenin yeterli bir mesafe olduğunu söylemek mümkün gözükmemektedir. Zira bölge İngiltere ve Fransa gibi eski sömürgeciler, ABD gibi uzun yıllardır kıtada faaliyet gösteren bir ülke, Çin, Rusya, Hindistan, Brezilya gibi yükselen güçler oldukça etkili politikalar icra etmektedirler ve Türkiye imkânları ölçüsünde kıtada bu gibi devletlerle rekabet etmek durumundadır. Cumhurbaşkanı’nın Sudan, Çad ve Tunus’a gerçekleştirdiği resmi ziyaretler sırasında gerek devlet adamları gerekse vatandaşlar nezdinde ortaya çıkan atmosfer ülkemizin kıtadaki geleceği adına ümit vericidir. Türkiye’nin de son yıllarda kıtaya bakanlar, başkan ve cumhurbaşkanı düzeyinde artan ziyaretleri ve ilgisi düşünülürse, Afrika’nın Türk Dış Politikasındaki rolü her geçen güç artmaktadır ve uluslararası ilişkilerin yapısı göz önüne alındığında da artmaya devam edecek gibi görünmektedir. Burada üzerinde ısrarla durulması gereken nokta, Türkiye’nin Afrika politikasının uzun vadede sistemli ve kurumsal olarak başarıyla işleyen bir devlet politikasına dönüştürmesinin gerekliliğidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.