Türkiye, İbn-i Haldun’un “coğrafya kaderdir” sözünü iliklerine kadar yaşayan bir ülke.

Adeta dünyanın kalbinde bulunan coğrafi konumu Türkiye’yi kilit ülke konumunda tutmaya devam ediyor. Ancak etrafımızda yaşanan bu kadar olaydan da etkilenmemek neredeyse imkânsızdır.

Bir yandan yanı başında Suriye iç savaşı devam ederken diğer taraftan İran’a yeninden ambargo kararıyla gözlerin çevrildiği bir ülke, Türkiye…

Dünya doğal gaz rezervinin neredeyse yarısına sahip olan Doğu Akdeniz’e komşu olan en kilit ülkelerden biri, Türkiye…

Dünyanın süper gücü olmaya aday Çin’in en önemli projesi olan “Tek Kuşak Tek Yol” projesinin orta kuşağında bulunan ülke, Türkiye…

İthalatı azaltarak dışarıya bağımlılığını azaltmak için yerli sanayiyi teşvik eden ülke, Türkiye…

BM genel kurulunda ABD ve İsrail’e kafa tutan ve adeta karizmalarını çizen ülke, Türkiye…

Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Kafkaslardan Afrika’ya gönül köprüleri kurup mazlumlara el uzatan ülke, Türkiye…

Zalimin yüzüne zalimliğini yüksek sesle dile getiren tek ülke, Türkiye…

Tüm bunları yaparken, kendi içinde birçok haini temizlemeye çalışan ülke, yine Türkiye…

Biliyorum. Birçok kişi bunları okurken içinden “biz bunları çok dinledik. Dolar ne olacak bize ondan haber ver” diye geçirecektir.

Kıymetli dostlar. Dünya büyük bir savaşın içinde.

Bu savaş, ne eskisi gibi meydan savaşı, ne de soğuk savaş gibi tarafları net bir şekilde belli bir savaş…

Bu savaşın cepheleri çok farklı.

Askeri, siyasi, hukuki, ekonomik, diplomatik, teknolojik, psikolojik, medyatik vb. çok çeşitli cephelerden yürütülüyor bu savaş.

Biz millet olarak can vermeyi çok iyi biliyoruz. Nitekim tarihimiz bunun örnekleriyle dolu. En son olarak 15 Temmuz gecesi bunu tüm dünyaya net bir şekilde gösterdik.

Ancak şuan vatan için yaşama ve çalışma vaktidir.

Ne yapmalı?

Dünya tarihi büyük bir kırılma yaşıyor.

Ülkeler ve ülke büyüklüğündeki şirketler arasında büyük bir güç mücadelesi yaşanıyor.

Türkiye de bu savaşın merkezinde yer alıyor.

Son dönemde büyük bir finansal saldırı altındayız. Ancak ekonomik alt yapımızın da problemleri yok değil.

Türkiye ekonomisinde son dönemde yaşanan bazı problemlerin temeli yaklaşık 20 yıl öncesine dayanmaktadır.

28 Şubat kararları ile birlikte İmam Hatip Liseleri'nin yanında Meslek Liseleri'nin de önü kesildi. Bu sebepten dolayı sağlık ve sanayi sektörü hâlâ ara eleman sıkıntısı çekmektedir.

Meslek liselerinin hem bugünün, hem de geleceğin iş dünyasının ihtiyaçlarına göre dönüşüm süreci hızlandırılmalıdır.

Aynı şekilde üniversiteler de ders programlarını günümüzün ve geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda güncellemelidir.

Gençlerin eğitim süreçleri çeşitlendirilmelidir. Sadece kitabi bilgiler değil, uygulamalı öğrenme metodu da izlenmeli. Tatbikin ve tatbikatın öneminin farkına varılmalıdır.

Gençlere teorik bilgilerin pratik hayatta ne işe yaradığını yaşatarak gösterilmelidir. Bilgilenme, bilgi edinme değil, bilgiyi kullanma ve o bilgiden yeni bilgi üretme şekline dönüştürülmelidir.

İnsanların ihtiyaçlarını giderecek, sorunlarını çözecek çalışmalar yapılmalıdır. Hangi büyüklükte bir sorun çözülürse kazanç da o kadar büyük olur. Ve biz daima büyük düşünmeliyiz...

Kamu-üniversite-sanayi iş birliği için çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Bürokrasinin azaltılması önemli. Ancak iletişim ve koordinasyon mekanizması da güçlendirilmelidir. Bunun yanında denetim ve kontrol mekanizması da iyi çalışmalıdır.

Denetim ve kontrol mekanizması aynı zamanda tefecilik yapan, insanların emeklerini sömüren, stokçuluk yapan ve fiyatların artmasına neden olan tüccarların da önüne geçmelidir.

Ülkemizin üretim konusunda problemi yok. Tasarım ve markalaşma konusunda çalışmalıyız.

Bu konuda sanayi sektörü endüstriyel ve teknolojik tasarım alanında yetkin ve etkin sanat ve bilim insanlarıyla birlikte çalışılmalıdır.

Başta kamu ve belediyeler olmak üzere topyekûn israfın önüne geçilmeli. Kaynaklarımızı etkin kullanmalıyız. Harcamalarımızı kontrol etmeli, tüketimde aşırıya kaçmamalıyız. Ancak bu şekilde tasarruf oranlarımızı artırabiliriz.

Adalet mekanizması her şeyin önünde gelir.

Adaletin sağlanabilmesi için sağlam bir hukuk sistemine ihtiyaç var. İsviçre, Almanya, İtalya, Fransa vb. ülkelerden alınan kopyala yapıştır hukuk sistemi ile işler maalesef doğru yürümüyor. Hukuk sistemimizin yerli, milli ve öz kimliğimize uygun olmalıdır.

Tüm bunların başında da şüphesiz ki baştan aşağı öz kimliğimize uygun sivil bir Anayasaya ihtiyacımız var.

16 Nisan referandumuyla yönetim sistemimizi değiştirsek de Anayasamız hâlâ yamalı bohça haliyle devam ediyor.

TBMM çatısı altındaki partilerin uzlaşmasıyla sivil bir Anayasa hazırlamalı!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624