Milat Gazetesinden sevgili Ahmet Ay’ın doğunun nabzını tutan yazılarını takip ediyorum sürekli. Türkiye’de alanında bir boşluğu dolduruyor Ahmet Ay’ın yazıları bana göre.

Son yazısında bölge halkının belediye başkanlığına atanan kayyumlardan duyduğu memnuniyeti anlatmış. Halkın yöneticilerden ve hizmetlerinden memnun olması elbette olumlu fakat bu yöneticiler gerçekten başarılı mı benim şüphlerim var.

Anlaşılan o ki, bu biraz da standart meselesi. Standartlarımız, geçmişte yaşadıklarımız bizde belli bir fikrin oluşmasında etken.

Öncelikle standartlarımızı yükseltmemiz gerek.

Bu mümkün. Hatta günümüzde çok kolay.

Öncelikle yeni bir çağda yaşadığımızı idrak etmekle başlamalıyız işe. Bahsettiğim 21. yüzyıl geyiği falan değil. Bu çok daha farklı bir şey. Son 15 yılda küresel bazda değişim “yüzyılı” aşan bir durum. İnşaat, ticaret, mimari, mühendislik, tasarım ve estetik anlamda akıl almaz hızda bir ilerleme söz konusu. Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin bana göre en önemli sorunu olan şehircilik (evet Kürt sorunundan da önemli) bugün çok farklı anlayışla ele alınmalı.

Rastgele bir belediye başkanlık resmi websitesini açın (AK Parti, CHP, MHP, HDP fark etmiyor) yaptıkları ve övündükleri şeylerin çocuk oyuncağı şeyler olduğunu göreceksiniz, eğer sizin de bir standart sorununuz yoksa.

Sezon buyunca döşedikleri az miktarda asfaltla ve çirkinlikte rekor kıran ucuz kilitli taşlarla, bir çevre kirliliği olan boyadıkları kaldırımlarla, küçücük bir şehirde yıllardır bitiremedikleri alt yapı çalışmalarıyla, orta kavşağa dikilen çiçeklerle, beton yığınına çevirdikleri ve şehrin yüzde birini bile kapsamayan kentsel dönüşümle övünen yerel yöneticilerimiz var.

Esenler’de kentsel dönüşüm adı altında bir felakat yaşanıyor mesela. Sayın Belediye Başkanım! Senin kentsel dönüşümden anladığın, 10 tane binayı yanyana dikip önüne de küçük bir park kondurmak mı?

Bu memleket hiç mi doğru dürüst bir mimar yetiştiremiyor?

Cumhuriyet tarihinin eli yüzü düzgün tek binası olan yeni Cumhurbaşkanlığı binasına karşı çıkarak kumaşlarının kalitesini gösteren mimarlar, şu ideoljik kaygılarınızı bir tarafa bırakın da işinizi yapın bir zahmet...

Şehirciliğe Holistic bir bakış açısıyla yönelmeliyiz.

Şehrin ve insanları barındıran alanların bütüncül olarak ele alınması gerekmekte. Doğal bir felaket sonrası görünümünde olan kentlerimizin yamalama yöntemiyle gidebileceği bir yer yok. Bunda ısrar edilirse gittikçe büyümekte olan çirkinlik ve iç sıkıntısından başka göreceğimiz bir şey yok. İstanbul bunun en iyi örneği. Oysa bu kadar maddi yatırıma rağmen ortaya harika bir şehir çıkması gerekmiyor muydu?

Şehirler, yeni yerleşim yerleri ele alınırken estetiği, sağlamlığı , insan doğasına uygunluğu, güvenliği, yeşil alanı, eğitim, inanç, spor, rekreasyon alanları ve çevre düzenlemesinden biri eksiltilmeden ele alınmalı. Tarihi öneme sahip şehirlerde tarih ön plana çıkarılmalı.

Belediye başkanlığı çok önemli fakat Çevre Bakanlığı’nın kendine mevcud olandan çok daha büyük bir misyon yüklemesi gerekmekte. Şehirlerimizin yaşanılabilir alanlar haline gelebilmesi için belediyelerle geçici de olsa mutlak bir işbirliği halinde olmalı. Üzülürek söylüyorum bugünkü Çevre Bakanlığı’nda böyle bir kapasite görebilmiş değilim.

Belediye başkanlarımız, belediye başkanlığına uygun değiller bir kere.

Diğerlerinden geçtik, fakat AK Parti süratle bir belediye başkanlığı akademisi kurmalı ve her şehirden gelen insanları bu akademide kent, yönetim, estetik, mimari, doğa ve yapı konusunda eğitmeli ve seçim döneminde bu akademiden mezun olan yerel şahsiyetleri tercih etmeli. Falanca aşiretin mensuplarından, şehircilik konusunda hiçbir bilgi birikimine sahip olmayan birini belediye başkanlığına aday göstermek faydasız.

Kayyumlarla bölgeyi yönetmeye devam etmek de bence bir ülkeye yakışır bir durum değil. AK Parti, doğuda şehircilik konusunda projeleri olan, şehirciliğin ne olduğunu bilen, Kürt kimliğine “benim nenem de Kürtmüş”ün ötesinde sahip çıkan kişilerle bu seçimleri kazanır ve bir daha da zor bırakır.

Türkiye’de şehirlerin radikal yöntemlerden başka kurtuşu yok..

Faşistlerin Saadet Partisi aşkı göz yaşartıyor

Bir zamanlar Milli Nizam Partisi vardı, "laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması prensiplerine aykırı olduğu" gerekçesiyle kapatıldı. Ardından Milli Selamet Partisi kuruldu, 12 Eylül Askerî Yönetimi tarafından laikliğe aykırı bulunarak kapatıldı. 7 yıl geçtikten sonra Refah Partisi kuruldu, aynı kadrolar tarafından, 28 Şubat’ın kudretli, şimdilerde paçavra hükmündeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş tarafından "Lâik Cumhuriyet ilkesine aykırı eylemleri" gerekçe gösterilerek kapatıldı.

Fazilet Partisi geldi ve gitti. Kemalist faşistler onu da kapattı. Nihayetinde Saadet Partisi geldi.

Azgın iktidar, Saddet Partisi’ni de taciz etmekten geri durmadı. Kapatma davaları, general, albay, çavuş tehditlerinin ardı arkası kesilmedi.

Bu yapı içinden AK Parti yeni bir anlayışla, ezilen tüm kesimlerin sözcüsü olma iddiasıyla çıktı ve müthiş bir başarı gösterdi.

Durmadan seçim kazanan AK Parti, bizim sevimli faşistlerimizi akıl almaz işlere yöneltti. Bunlardan en absürtü, Kemalistlerin son günlerdeki Saadet Partisi aşkı! Daha dün orantısız saldırdıkları Saadet Partisi’ni “Acaba AK Parti oylarını böler mi?” umuduyla parlatır oldular.

Ailesine bile en ağır küfürler ettikleri Erbakan, şimdi iyi adam oldu. AK Parti’nin doğudaki oyları düşsün ve tek başına hükümet olamasın diye HDP seviciliği yapan bu arkadaşlar, şimdilerde umutlarını Saadet Partisi’ne bağlamış görünüyor. “Anketlerde yüzde 7’deler” diyerek kafayı sıyırmışları bile var.

Yüzde 0.7’lik partiyi yüzde 7 göstermek!!!

Halk da enayi ya, koşa koşa sizin oyuncağınız olmuş Saadet’e oy verecek, öyle mi?

Bu kadar zavallı bir siyaset normal değil.

Siyaset değil psikiyatri konuşmalı bunlar hakkında bundan sonra.

İmparatorun sesi, Serkan’ın eli...

Geçen hafta oynanan Galatasaray-Konyaspor maçının devre arasına 1-0 skorla girdik. 90 dakikanın sonunda gülen 2-1’lik sonuçla ev sahibi ekip oldu. Şampiyonluğa giden yolda önemli bir engeli aştı Galatasaray.

Mümtaz basınımızın dediklerine bakacak olursak imparator Fatih Terim, devre arasındaki coşkulu konuşmasıyla maçı çevirmiş.

Merak edip ne söylediğine baktım.

“Şampiyon olmak istiyorsak buradan geri dönmeliyiz. Geçmişte çok maç çevirdik, yine çeviririz” demiş Terim...

İçime bir kuşku düştü, acaba Fatih Terim bu sözleri Türkçe mi, İngilizce mi söyledi?  Öyle ya sahaya sürdüğü 11 futbolcudan 9’u yabancı. O meşhur İngilizcesi ile duygulu bir konuşma yapmış olabilir mi?

“If we want to be a champion we should come back. We did before and we can do it now...”

Peki Fransız oyuncu Gomis  için tercüme mi edilmiş, yoksa Terim Gomise dönüp “Si vous voulez être champion, nous devrions revenir. Nous l'avons fait avant et nous pouvons le faire maintenant” mi demiş?

Eğer bunu yapmışsa duygusal yoğunluğu arttırabilmek için (gazı vermek olarak tabir ettiğimiz) gerekli vurguyu vermeyi nasıl başarmış?

Bu zamanda teknik direktör olmak zor zanaat vallahi. İngilizce bilmekte yetmiyor. Bunun Fransızı var, İspanyolu var, Almanı var...

Türk Türk diye yırtındığımız bir ülkede 9 yabancı oyuncu!

Devre arasında soyunma odasında imparatorun yankılanan sesini yazan muhteşem basınımız, Sinan Gümüş’ün cılız volesinde kaleci Serkan’ın topa uzanan elini son anda geri çekmesi üzerinde nedense durma gereği duymamış...

Konyaspor düşer de Galatasaray Şampiyon olamazsa yazık olacak o ellere...

****

Söylenmese eksik kalırdı

" Dema ku rovî qerîna kerguh dibihîze, baz dide tê, lê ne ji bo alîkariyê."

''Tilki tavşanın çığlığını duyunca koşa koşa gelir, ama yardım için değil.''

- Hannibal-

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.