Türkiye’nin yaşadıkları ABD’nin ‘Haçlı Seferi’ yüzünden

ABD’deki 11 Eylül saldırısından sonra Başkan Bush’un ‘Haçlı Seferi’ açıklamasının bugün yaşananların temel nedeni olduğunu ifade eden Erkan Çav, “Büyük bir tarihe sahip Türkiye sadece kendisini değil, onunla gönül bağı içinde olan ülkeleri de düşünüyor, yanında yer alıyor. Bu yüzden 16 yıldır haçlı seferinin hedefindeyiz” dedi.

SÖYLEŞİ: ÖZLEM DOĞAN

Suriye’de yürüttüğü Zeytin Dalı Harekâtı’yla bekasını korumak için kararlılıkla adım atan Türkiye Cumhuriyeti’nin 2002’den beri geçirdiği değişim, hamleler, yerli ve millileşme süreci, bu süreci durdurmaya çalışan küresel güçler ve Türkiye’deki işbirlikçileri tarafından gerçekleştirilen operasyonlar siyasi tarihimizin belki de en önemli olaylarını oluşturuyor. 15 Temmuz Gecesi, Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’deki siyasî, askerî ve en belirgin olarak ise toplumsal tanımları, algıları, kavramları, süreçleri, teorileri ve pratikleri temelinden değiştiren bir gece oldu. Bu değişimi doğru anlayıp doğru yorumlamak gerekir. AK Parti iktidarıyla geçen 15 yılın nitelikli değerlendirmesi, isabetli bir analiz sağlayacaktır. ‘Küresel Kuşatmaya Direnen Türkiye’ kitabıyla 2002-2017 yılları arasında ülkemizde yaşanan olayları analiz eden Maltepe Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erkan Çav’la Türkiye’nin yaşadığı önemli kırılma noktalarını konuştuk.

Türkiye varoluş mücadelesi veriyor

AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından ‘Zeytin Dalı Harekâtı’na kadar geçen süreci değerlendirdiğinizde ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?

Türkiye, amansız ve acımasız, her tarafı ateş olan bir istiklâl ve istikbal mücadelesinin tam ortasında. Küresel müdahalelerin zirve noktası olan 15 Temmuz işgal ve iç savaş girişiminin ne anlama geldiğini derinden idrak etmek, bugünümüzü ve geleceğimizde doğru adımlar atmamız için gerekli. Vatan uğruna yapılan bu mücadelenin tam bir inançla yürütülmesi için, sebeplerini, koşullarını, derinliğini, zorunluluğunu ve amaçlarını doğru belirlemek şart.

‘AK Parti öncesi daha iyiydi’ diyenler, şu an ki refah ortamından ötürü 90’lı yıllarda Türkiye’nin yaşadığı sorunları unutmuş olabilirler mi?

Eski Türkiye’de hükümetler kurulamıyordu. Dünya, Türk hükümetinin sözüne güvenmiyor, o dönem ülkemizin başındaki Cumhurbaşkanı ve Başbakanlarının yüzüne bile bakmıyorlardı. Milli gelir ve Merkez Bankası’nın para rezervi düşmüş, Borsa batmış, TL’ye sürekli yeni sıfırlar ekleniyordu. Bırakın yerli silah üretmeyi, bu yönde çalışan ASELSAN mühendisleri dahî öldürülüyordu. Hastanelerin içler acısı durumu, kuyruklar, alınamayan ilaçlar, maaş kuyruklarında ölenler, İstanbul içi ulaşımın olmaması, internet, cep telefonu gibi yenilikler tüm dünyada kullanılırken ülkemizde kimsede bulunmaması vs hangi bir olumsuzluğu hatırlatayım. Bu saydıklarım Eski Türkiye’den sadece birkaç anekdot.

Temel taktik ‘iftira ve hakaret’

‘Bu ülkede özgürlük yok’ diyen medya ve STK’lara cevabınız nedir?

Medya, Türkiye’ye yönelik müdahalelerin ve saldırıların en önemli ayağı. İftiralar, hakaretler, küfürlü skeçler, karikatürler ötekileştirmeler saldırı stratejilerinin temel taktiği. Türkiye’deki küresel STK’lar ve onların yerli işbirlikçilerinin amacı da Türkiye aleyhine bilgi toplamak ve toplumsal dinamikleri istikrarsızlaştırmaktır.

Eski Türkiye’nin bugüne bıraktığı en büyük sorun nedir?

Eski Türkiye’de; Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede, dinî değerlerin resmi-merkez söylem eliyle dışlanması, ötekileştirilmesi, değersizleştirilmesi, millet ile devlet ayrışmasını, bu ayrışmadan oluşan açıklıklardan ise FETÖ’nün toplumu istismar etme ve devlet kurumlarına sızma olanakları oluştu. Küresel sponsorlarının desteğiyle 15 Temmuz hainliğine girişebilme cesaretini kendinde bulabilecek kadar güçlenen bir terör örgütüne dönüştü.

Üst Akıl, tarihimizdeki darbecilik geleneğinin bir parçası olarak FETÖ’yü aşama aşama güçlendirdi diyebiliriz o halde?

2002’den bugüne tarihe baktığımızda Türkiye’ye yönelik operasyonlarda FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerinin yanı sıra ülkeyi zayıflatmak için küresel güçlerle işbirliği yapan başka yerli işbirlikçilerin, kişilerin ve yapıların bulunduğu, onlara eşgüdümlü destek ve strateji aktaran küresel yapıların ve istihbarat örgütlerinin bu operasyonları yürüttüğünü görüyoruz.

Senaryo üst akıl, oyuncu FETÖ

FETÖ’yü ülke içinde destekleyip bugüne getiren küresel güçlerin asıl amacı sadece mevcut iktidarı devirmek mi?

Üst aklın desteğiyle FETÖ’yü kullanarak ülkede ne yapmaya çalıştığı ortada: Askeri-bürokratik vesayetin yerine geçen milli ve manevi değerlere sahip seçilmiş sivil irade ve iktidar sisteminin etkinliğini ortadan kaldırmak. Bu oyunda da başrolü Fetullah Gülen ve terörist çetesi oynuyor, senaryoyu küresel güçler yazıyor, yönetmenliğini de dünya silah, para ve medya güç merkezlerinin militanları yapıyordu.

Başta Batı olmak üzere özellikle ABD’nin açıkça Türkiye’yi tehdit eden terör örgütleri desteklemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Devlete ve millete yönelik operasyonlarla zayıf ve kontrol edilebilir bir devlet isteyen Batı/NATO/ABD/AB, sadece FETÖ’yü değil, PKK/PYD/YPG, DHKP-C, DAEŞ veya hangi isimle olursa olsun Türkiye’nin toplumsal, siyasi, dini, kültürel veya değerler bütünlüğüne yönelik saldırı yürüten terör örgütlerinin hepsini çeşitli biçimlerde destekliyor.

Türkiye’ye daha küçük bir bölge tasarladılar

Suriye’de kurmak istedikleri terör devletiyle topraklarımızı da bölmek istiyorlar sanırım?!

Türkiye için, egemen güçler tarafından tasarlanan devlet sınırları, bugünkünden çok daha küçük bir bölge. Türkiye, onların biçtiği sınırlardan çıktığı ölçüde daha fazla müdahalelere, operasyonlara ve saldırılara maruz kalacaktır. Bu bilinçle bakıldığında, gelecekteki saldırıların nitelikleri dikkate alınarak 15 Temmuz “millî direniş tatbikatı” olarak görülmeli.

Türkiye’nin zayıflatılması bölgedeki İslam ülkelerini nasıl etkiler?

Türkiye’nin kaderi ümmetin kaderi ile bağlı. 15 Temmuz alınlarımızdaki 100 yıllık tozu silerek bunu yeniden hatırlattı. Türkiye meselesi, ümmet meselesidir, turan meselesidir. Ya hep birlikte var olmanın koşullarını oluşturacağız ya da hep birlikte küçüle küçüle, parçalana parçalana, birbirimizi kıra kıra yok olacağız.

Birlikte hareket etmek zorundayız

Peki, çözüme nasıl ulaşacağız?

Türkler, Kürtler, Araplar, Farisiler ve diğer toplumlar, bu coğrafyada ayakta kalmak, güçlü olmak, bağımsız yaşamak ve bu toprakları kendilerine vatan bilmek istiyorlarsa; hangi koşulda olursa olsun birbirlerine saldırmamayı, birbirleriyle savaşmamayı öğrenecekler. Bu, onların bu coğrafyada tutunabilmesinin yegâne yolu.

Siyasi anlamda Türkiye aleyhine kararlar alabilen büyük devletlerle ittifak yürütmenin çok zor olduğu ve hassas dengeler üzerine kurulu bir dönemde olduğumuzu göz önünde bulundurursak nasıl bir strateji belirlemeliyiz?

NATO’nun etkin olduğu İncirlik üssü, hava yakıt uçakları ile hedefleri vuran darbe uçuşundaki uçaklara yakıt ikmali yaparak darbe girişiminde yoğun olarak kullanılan bir üstü.  Başta elebaşı olmak üzere FETÖ’cüler ABD tarafından iade edilmiyor. Suriye ve Irak’ta PYD/SGD (PKK)’ye silah desteği olmak üzere çeşitli biçimlerde sürdürülüyor. Bu ve benzeri yaklaşımlar ve uygulamalar diğer Batı/Avrupa ülkeleri tarafından da gösteriliyor. İşte bu noktada Türkiye’nin, dünyadaki siyasi-askeri ittifaklar içinde, alternatif ve yeni çözümler üretmesi, hayati bir zorunluluktur.

Ekonomiyi silah olarak kullanacaklar

Terör olaylarından darbe kalkışmasına kadar her yolu deneyen küresel çete bir başka etkili silah olarak hangi yolu kullanabilir?

Bugün orduların kullandığı silahtan daha etkilisi ekonomidir. Devletleri ve toplumları ekonomik uygulamalarla kontrol altında tutmak ve baskılamak sonuç getiren bir yöntem. Türkiye özellikle 2010 yılından itibaren dozu her geçen gün artan bu saldırılara karşı ekonomik altyapısı ile direniyor.

Bulunduğu konum ve yeraltı zenginliği nedeniyle sömürgeci devletlerin sürekli hedefi olan Ortadoğu’nun yüzü bir türlü gülmüyor. Bunun nedeni sadece bu toprakların zenginliği mi?

11 Eylül saldırısından sonra ABD Başkanı Bush ‘Haçlı Seferi’ başlattıklarını açıklamıştı. Büyük bir ecdada ve tarihe sahip Türkiye 16 yıldır bu haçlı seferinin hedefinde. Fakat ülkemiz sadece kendisini değil, onunla gönül bağı içinde olan ülkeleri de düşünüyor, yanında yer alıyor. Bu yüzden haçlı zihniyeti en büyük hedefe Türkiye’yi koymuş durumda.

Daima kıyamda olmalıyız

Her taraftan kuşatılmaya çalışılan yerli ve milli ‘Yeni Türkiye’ nasıl davranmalı?

Mesele, Batı ittifakını bırakmak-bırakmamak, çatışmak-çatışmamak veya başka ittifaklar kurmak değil, varlık-yokluk meselesidir. Son 15 yıla baktığımızda halkın desteğini alan seçilmiş meşru iktidarı devirmek için her türlü müdahale, saldırı, darbe girişimi ve baskı biçimi kullanıldı. Bu süreçlerin hiçbirisi küresel sistemden bağımsız değil. Batı yıkmak için geldiği müddetçe, Türkiye hep kıyamda olmalı, direnmeli, kuşatmayı yarmalıdır!

ERKAN ÇAV KİMDİR?

1977 yılında Avusturya’da doğan Erkan Çav, Yıldız Teknik Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 2004 yılında Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyoloji Yüksek Lisans Programını ve ardından doktorasını tamamladı. Türkiye’nin düşünce, sosyoloji ve siyasi tarihi, toplumsal hareketler, öğrenci-gençlik olayları üzerine çalışmalarını sürdüren Çav halen Maltepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak akademik yaşamına devam ediyor.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.