Ana muhalefet partisi konumundaki CHP’nin olağan kurultayı üzerine günlerdir yorumlar yapılmaktadır. Cumhuriyeti kuran parti olarak kendini sunan ana muhalefet konumundaki CHP’nin kurultayının konuşulması, tartışılması, yorumlanması ve eleştirilmesi doğal ve gerekli bir durumdur. CHP, ülkemiz siyasal ve sosyal hayatının bir gerçekliğidir. CHP olgusunu anlamaya çalışmak, siyasetin ve toplumun gelişim yönünü anlamak açısından büyük önem taşımaktadır.

Kurultayda Kemal Kılıçdaroğlu ve Muharrem İnce genel başkanlık için yarıştılar. Genel başkanlık yarışını Kemal Kılıçdaroğlu kazandı. Genel başkan seçilmemesine rağmen Muharrem İnce’nin kamuoyunda ve partide ciddi bir cazibe merkezi oluşturduğunun ve referans politikacı muamelesi gördüğünün altının çizilmesi gerekmektedir. Kılıçdaroğlu, kendinden emin bir şekilde tekrar genel başkan olmayı başarmış ve parti içindeki iktidarını güçlendiren bir sonuç elde etmştir. İnce’ taraftarlarının “Kazananı değiştirmek için önce kaybedeni değiştirmek lazım” sözü siyasal tarihimizin vecizeleri arasındaki yerini almıştır. Bu vecizeye kulak asmayan CHP, kaybetmek için kaybedenin yerinde kalması gerektiği şeklindeki çizgisini korumakta ısrarcı olduğunu Genel Başkan tercihiyle ortaya koymuştur.

Kılıçdaroğlu, parti teşkilatının nabzını tutmakta başarılı bir politikacı olmasına rağmen, toplumun nabzını tutmakta ise zayıf kalmaktadır. Parti teşkilatı içinde yeterli desteği sağlayamayan Muharrem İnce ise, toplumun nabzını tutma konusunda daha başarılı bir performans ortaya koymuştur. Kılıçdaroğlu-İnce yarışı, CHP’nin temel sorununun açık bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamıştır. CHP’de genel başkan olmak, yönetimi ve teşkilatları oluşturmak, toplumun nabzını tutmaya ve toplumsal gelişmeler ışığında kendini yenilemeye yetmemektedir. Sosyolojinin şekillendirdiği siyasetin yokluğu, CHP’nin temel sorunudur. Kurultay, önümüzdeki dönemde sosyolojinin şekillendirdiği yeni bir siyasetin oluşacağına dair güçlü bir mesajı topluma verememiştir. Kurulayın toplumda heyecan yaratmaması, CHP’nin toplumsal düzeyde siyaset yapma moral ve mobilitesinin kısıtlılığını, sığlığını ve verimsizliğini göstermektedir.

Genel Başkan ve onun çevresindeki dar bir profesyonel siyasetçiler grubunun CHP içindeki her şeye hakim olduğu görülmektedir. CHP içindeki dar kadro, teşkilatlara hakim olmayı bilmesine ve kurultaylarda genel başkanlık yarışını kazanmasına rağmen, partiyi program, ideoloji ve teşkilat açısından değiştirmeyi ve dönüştürmeyi başaramamaktadır. Türkiye’nin önüne yeni bir parti programı, yeni bir ideolojik söylem ve yeni bir teşkilat yapısının konulmadığı Adalet ve Cesaret adı verilen CHP’nin 36. Olağan Kurultayı, genel başkanlık dedikodularının ve Parti Meclisine seçilme yarışının dışında hiçbir şeyle gündeme gelmemiştir.

CHP, büyük bir kimlik ve ideoloji krizi yaşamaktadır. CHP’nin amblemindeki altı ok, partinin ideolojisini ve kimliğini ifade etmeye yetmemektedir. Milliyetçilik, halkçılık, Kemalizm, inkılapçılık, laiklik veya devletçilik gibi geçen yüz yılın anlayışlarını temsil eden kavramlar, CHP’ye yirmi birinci yüz yılın ihtiyaçlarına uygun bir siyasal kimlik, ideoloji ve örgüt yapısı kazandırmamaktadır. Cumhuriyeti kuran parti söylemi, CHP’yi toplum nezdinde daha itibarlı ve tercih edilir hale getirmemektedir.

CHP, sol ve sosyal demokrat bir parti olduğunu iddia etmektedir. Ancak toplumda CHP’nin sahici anlamda solcu ve sosyal demokrat bir parti olmadığı konusunda yaygın bir kanaat mevcuttur. CHP’nin kendisine ait kimlik ve ideoloji olarak ileri sürdüğü her şey, şüphe ile karşılanmaktadır. CHP’nin ne olduğu sorusuna tatmin edici ve doyurucu cevapların bulunması ihtiyacı, partinin önünde büyük bir meydan okuma olarak durmaktadır. CHP’nin içinde bulunduğu kriz, genel başkan boşluğundan kaynaklanmamaktadır. CHP’nin krizi kendi varlığını ve varoluşunu anlamlandıramamaktan ve kendisini yenileyememekten kaynaklanan varoluşsal bir kriz halidir. Kurultaya Adalet ve Cesaret adı verilmesine rağmen CHP, kurultaydan kendisini var etme cesaretini göstererek çıkmayı başaramamıştır.

Türkiye, siyasal sistemini köklü bir şekilde değiştirmiş bulunmaktadır. Yüzde ellinin üzerinde oy alan bir siyasal parti, yeni sistemde iktidar olabilmektedir. CHP, yüzde yirmi beş bandına hapsolmuş durumdadır. Farklı toplumsal kesimlerden oy almayı şimdiye kadar başaramayan CHP, yeni sistem içinde ufalmak ve küçülmek tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Yeni siyasal sistem, aslında CHP için bir beka sorununun doğmasına neden olmuştur. Yeni sistemde CHP’nin yüzde yirmi beş bandını koruması da zor gözükmektedir. Kurultayda CHP’nin yeni siyasal sistem içinde kendisini yeniden nasıl organize edeceği konusunda hiçbir ciddi tartışmanın yapılmadığı anlaşılmaktadır.

İktidarı hedefleyen güçlü bir siyasal iddianın ortaya konulmadığı CHP’nin 36. Olağan Kurultayı, parti içi iktidar mücadelesinin sert bir şekilde yapıldığı bir etkinlik olarak siyasal tarihimizdeki yerini almıştır. Kurultay, aslında 2019 seçimlerinin kaybedeninin CHP olduğunu ilan eden bir havada geçmiştir. Siber teknolojinin hayatın her alanını şekillendirdiği bir ortamda klasik parti içi iktidar çekişmeleriyle kaynaklarını, kadrolarını ve zamanını israf eden CHP, Türkiye’ye hiçbir şey söylemediği gibi, Türkiye’de CHP 36. Olağan Kurultayında söylenenlere kulak kabartma ve dinleme gereği duymamıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.