Her şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza, eskimeyen güzellikleri içinde barındıran halk türkülerimizi okutmalıyız. Erdemli olmayı, karşı fikre tahammülü, sevgiyi, hürmeti, vefayı öğretmeliyiz.

Anadolu bir türkü tarlasıdır. Uzun havalar da bizimdir, bozlaklar da. Ucu bucağı olmayan, sonsuz türküler derlenir memleketimden. Dağda koyun-kuzu otlatan bir kızın hayalleri bile türkülere işlenmiştir bizde.

TÜRKÜLER bilgi dağarcığımızı zenginleştirir, duygularımızı zarifleştirir, âsâbımızı düzeltir, bizi geniş ufuklara doğru koşturur. Masmavi bir gökyüzünde kanatlanırız. Sonra Tatyan havalarını duyarız. Güldesteler gelir:

“Yiğit olur doğru söyler hile kalmaz sözüne

Yetmiş iki nur yağıyor sevdiğimiz yüzüne

 Der Ömer müptelayım hem gaşınan gözüne

Hazreti Yakub’un oğlu Yusuf-u Kenan gelir.”

Her şeyi bir tarafa bırakıp çocuklarımıza, eskimeyen güzellikleri içinde barındıran halk türkülerimizi okutmalıyız. Erdemli olmayı, karşı fikre tahammülü, sevgiyi, hürmeti, vefayı öğretmeliyiz. Güzel ülkemizin, Türkiye’mizin muhtelif bölgelerine ait birbirinden nefis türküleri vardır. Büyük milletimin yüksek medeniyetinden damıtılan hikmetli mısralar, yüreklere çöreklenen kasaveti darmadağın eder. Sevgiyi kaybedenlere inat sevdanın evrenine girmek gerek. “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol.” İşte bu iki mısrada bütün bir hayat anlayışımız, felsefemiz, dünya görüşümüz yok mu? Havalanmaktan niçin geri durmalı, niçin engin olmalı, neden mütevazı durmalıyız? Muhabbet sahibi olmanın hikmeti nedir?

Türkü tarlası Anadolu

Anadolu bir türkü tarlasıdır. Uzun havalar da bizimdir, bozlaklar da. Ucu bucağı olmayan, sonsuz türküler derlenir memleketimden. Açın bakın kitaplara ne yanık türkülerimiz derlenmiştir: “Uzun olur gemilerin direği / Yanık olur âşıkların yüreği / Ne sen gelin oldun ne ben güveyi” Yüreği yanık olanların gözlerinden sevgi ışır her yana. Onlar yaratılışın mânâsını kavrayanlardır. Muhabbetin insanın özü olduğunu bilenlerdir.

 “Altın hızma mülayim

Seni Hak’tan dileyim

Yaz günü Temmuz’da

Sen terle ben sileyim

Gün gördüm günler gördüm

Seni gördüm şad oldum.”

Bu Kerkük türküsünü bilmeyen, duymayan, sevmeyen var mı? “Yemen Türküsü”nü dinledikçe niçin ayrılık hissi kaplar yüreğimizi. “Sarı Gelin” sadece bir sevda türküsü müdür acaba? Türküleriniz varsa çorak topraklar sizin olur, orası sıla olur, memleket olur, vatan olur. Türkü deyip geçemezsiniz, zira bu sözlü halk ürünleri bir milletin âdeta tapu senetleridir. Sözkonusu topraklarda yaşanmışlığın kesin ifadesidir.

Türkü deyip geçmeyin

Bedri Rahmi Eyüboğlu, “Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası / Ayak seslerinden tanırım / Ne zaman bir köy türküsü duysam / Şairliğimden utanırım...” der. Türkü deyip geçemeyiz. Onlar toplumların ortak sevinci ve saadeti, ortak kederi hüznüdür. Fethi Gemuhluoğlu, türküleri sever bize de sevdirir ve şöyle der: “Türküler bitip tükenirse hatırasız, sevdasız ve yalnız kalırız. Türkülerde ve şarkılarda şiir var, hikmet var, yaşama kuralları var, töreler var, gelenekler var. Ve asıl mühimi yüreğimiz ve gönlümüz var.”

Halk şairlerini okuyun

Halk şairlerini okuyun. Kul Himmet’ten çıkın Erşcişli Emrah’a varın, Köroğlu’ndan başlayın Seyrani’ye gelin, Dadaloğlu’ndan yürüyüp Âşık Veysel’e ulaşın. Karacaoğlan, sevgisini yitirenlere asırlar ötesinden bakın nasıl sesleniyor: “Dinle sana bir nasihat edeyim / Hatırdan gönülden geçici olma / Yiğidin başına bir iş gelirse / Onu yâd ellere açıcı olma / Mecliste ârif ol kelâmı dinle / El iki söylerse sen birin söyle / Elinden geldikçe sen eylik eyle / Hatıra dokunup yıkıcı olma”

Türk edebiyatının sözlü ve yazılı ürünlerinde duyulan, söylenen veya görülen türküler, masallar, maniler, bilmeceler ve ata sözleri yaygındır. Anonimleşen türküler, kendilerine özgü bir ezgiyle söylenirler. Türküler ana dörtlüklerden ve onu takip eden nakaratlardan oluşur. Türkülerdeki dörtlüklere bent adı verilir. Nakarat ise halk dilinde bağlama ve kavuştak olarak adlandırılır.

“Türkü” Türkçe söylenmiş şiir anlamına gelir. Bu kelimenin “Türkî” sözünden geldiği görüşü yaygındır. “Türk’e ait” anlamında olan bu kelime zamanla halk dilinde türkü olarak benimsenmiş ve bu şekilde yaygınlaşmıştır.

---------------------------------

Kültürümüzün canlı parçaları

Türküler, kültürümüzün en canlı, kimliğimizin en önemli parçalarıdır. Geçmişin yaşanmışlıklarını türkülerde görür, kendimizi âdeta bir aynada seyrederiz. Çünkü neşemizi, hüznümüzü, kederimizi, sevincimizi, acımızı, mutluluğumuzu kısacası bütün duygularımızı bu metinlerde buluruz. Bazen bir aşkı anlatırlar türküler, bazen de bir savaşı. Kimi zaman bir ailenin dramını dile getirmişler, kimi zaman da bir sosyal olayı... Ama sevdalar, sevgiler ağırlıktadır türkülerde. Temaları ne olursa olsun mutlaka bizim mâceramızı dillendirmiştir bu ezgili şiirler. Yüzyıllardan süzülüp günümüze ulaşan bu güzel eserleri dinleyip de coşkuya kapılmayan veya hüzünlenmeyen bir Türk düşünebilir misiniz? Türküler genellikle herkesin rahatlıkla anlayabileceği ortak, sade ve doğal dille, hece vezni ile söylenmiş ve yazılmıştır.

Geçmişin izlerini taşır

Birçok bölgemizin, pek çok şehrimizin veya beldemizin birbirinden anlamlı ve güzel türküsü vardır. Her geçen gün yeni türküler derlenmekte ve geçmişten günümüze sağlam bir kültür ve folklor köprüsü kurulmaya çalışılmaktadır. Türküler geçmişin izlerini bugüne taşıyan birer hâtıra defteri gibidir. Veya zaman tünelinden günümüze aktarılan birer günlük. Bir milletin seyir defteri de diyebiliriz bu acı tatlı türkülere.

Türkülerde sadece aşk-sevda duyguları mı dillendirilir? Ne münasebet? Onlar bizim inancımızın, geleneklerimizin, göreneklerimizin, örfümüzün, kültürümüzün, kısacası medeniyetimizin de birer canlı vesikasıdır. Atalarımızın neye ağlayıp neye güldüğünü anlatırlar bize. Ne zaman hüzünlere kapıldıklarını anlarız yanık bir türküye kulak verince.

İsimsiz kahramanların eserleri

Türküler isimsiz kahramanların eserleridir genelde. İlk söyleyeni bilinmez çoğu zaman. Bir yöreden, bir bölgeden çıkar ve yayılır. Belki de başka bir yerden akıp gelmiştir kulaktan kulağa. Zaten türküyü kimin ortaya çıkardığı önemli değil. Nasıl söylendiğine dikkat edilir önce. Kolay gibi görünür türküler. Sanki herkesin hemen uydurabileceği şiirler sanılır. Biraz dikkatlice bakılırsa bu metinlerdeki incelikler, özellikler, geniş ufuk ve derinlik hemen fark edilebilir. Türküleri anlayabilmek, sevebilmek için çok fazla çaba harcamaya gerek yok aslında. Sadece onları biraz yürek sesimizle dinleyebilirsek daha çok sevecek ve çevremize de sevdirebileceğiz. Aslolan iç dünyamızı, gönül kapımızı türkülere tamamen açabilmek.

Divan-ü Lügati-t Türk

Edebiyat araştırmacıları, türkülerin, Türk halk şiirinde kullanılmış en eski türlerden oldukları konusunda ortak bir görüş belirtmektedirler. Kaşgarlı Mahmut’un DivanüLugati’t Türk’ünde geçen türkü tarzındaki dörtlükler bu görüşü destekler mahiyettedir.

Halk edebiyatımızın en çok sevilen ve yaygınlık kazanan ürünleri olan türkülerin bu kadar benimsenmesinde aşk hikâyelerini özlü biçimde anlatmaları da önemli bir rol oynar. Köroğlu, Âşık Garip, Kerem, Gevherî, Karacaoğlan, Dertli, Dadaloğlu, Ruhsatî ve Emrah’a ait pek çok şiir zamanla türküleştirilmiş ve unutulmaz müzik parçaları olarak Türk milletinin hâfızasında yer etmiştir.

Türküler, genelde yedi, sekiz ve on bir hece ile söylenmişler, ancak çok az sayıda da olsa beş ve on beş heceli şiirlere de rastlanır. Şiirdeki kıtalar arasındaki bağlantılar da türküleşen eserlere büyük bir ahenk katmıştır. Öte yandan vezin ve kafiye açısından serbest tarzda söylenmiş türküler de vardır.

Türküler millî ürünlerdir

Türküler dar bir alanda değil toplumun değişik kesimlerinde yaygınlık kazanmış ve benimsenmiştir. Askerler, esnaf ve ilim çevreleri arasında olduğu kadar, tekkelere devam eden tasavvuf ehli tarafından da sevilerek söylenmişlerdir. Bu yönleriyle saf ve millî edebiyat ürünlerindendir türküler.

Bazı türkü sözlerinde ufak tefek farklılıklar olabilir. Bu tabiîdir ve şundan kaynaklanmaktadır. Türkler, yüzyıllardan beri seslendirdikleri türküleri, kendi bölgelerine, kendi şivelerine, hatta kültür, mizah vs. anlayışlarına uygun biçime dönüştürmüş ve bu şekilde yaygınlaştırmış, yazıp söylemişlerdir. Dolayısıyla Anadolu’nun bir yöresinde söylenen bir türkünün bazı söz ve nakaratları diğer bölgelerde değişik olarak seslendirilebilir.

Türküler bu topraklarda yüzyıllardır söylenegelen hikâyelerimizdir. Türküleriniz varsa, oturduğunuz topraklar sizin olur, vatan olur. Anadolu’nun her karış toprağı gibi... Kırım gibi, Kerkük gibi...

--------------------

Beyaz giyme toz olur

Siyah giyme söz olur

Gel beraber kaçalım

Muradımız tez olur

*Bolu Yöresi

***

Şen olasın Ürgüp dumanın tütmez

Kıratım acemi konağı tutmaz

Oğlum da pek küçük yerimi tutmaz

Cemalim Cemalim algın Cemalim

Al kanlar içinde kaldım Cemalim

*Ürgüp Yöresi

***

Dağ başında bir gül gibi

Boynu bükük kalan yarim

Dikenleri yüreğime

Acımadan salan yarim

Bir kez sana bağlanmışım

Ben kendimi avutmuşum

Aşkın ile kavrulmuşum

Sevdan beni kül eyledi

BerivanımBerivanım

Köy kokulu dağ ceylanım

*Ertuğrul Polat

****

Parsel Parsel Eylemişler Dünyayı

Bir Dikili Taştan Gayrı Nem Kaldı

Dost Köyünden Ayağımı Kestiler

Bir Akılsız Baştan Gayrı Nem Kaldı

*AşıkMahzuni Şerif

***

Ala Gözlerini Sevdiğim Dilber

Salınıp Geldiğin Yollar Öğünsün

Ne Güzel Yaratmış Seni Yaradan

İnce Belin Saran Kollar Övünsün

*Gevheri-Kemal Sahir Gürel

***

Arabaya Taş Koydum

Gül Yastığa Baş Koydum

Ayşe'm Senin Aşkına

Adımı Ayyaş Koydum

*Rumeli-Aysel Hasanova-TRT

***

Anam Ayasın Beni

Öldüm Yâr Diye Diye

Benden Selam Söyleyin

Zavallı Fadime'ye

*Trabzon-Bicoğlu Osman


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.