Şimdi anlatacağım olay FETÖ ile mücadelenin aslında ne kadar kör topal yürütüldüğü, hükümet üzerinde nasıl bir algı yönetimi yürüttüğünü ortaya koyması anlamında çok ilginç gelecektir.

Uluslararası casusluk ve terör şebekesi FETÖ’nün Ankara’da bulunan yüksek düzeyli bürokratları devşirme, kontrol altına alma örgüte hizmet ettirmek için YÖNET-DER isimli bir derneği vardı.

Balgat Ceyhun Atıf Kansu caddesinde bulunan ve KHK ile kapatılan FETÖ’nün Ankara’daki en önemli mabetlerinden biri olan YÖNET-DER’den çıkmayan ve her toplantısına iştirak eden bir kişiden söz edeceğim.

Uluslararası casusluk ve terör şebekesi olan Gülen çetesinin Ankara’da yüksek bürokrat avlama amaçlı kurulan bu derneğine bir bakanlıkta yüksek düzeyli bürokrat olan bir şahıs cansiperane çalışmaktadır. Devletin kendisine tahsis ettiği ve emrindeki diğer araçları, kendine bağlı yüksek bürokratların kapılarına gecenin bir yarısı gönderip hepsini YÖNET-DER’in toplantılarına bir nevi metazori götürmektedir.

Bu yüksek düzeyli bürokrat işi o kadar ileriye götürür ki, kendisinin davet ve baskılarına boyun eğmeyen ve YÖNET-DER’in kapısından geçmeye dahi tenezzül etmeyen devletine milletine bağlı bürokratların çetelesini tutar. İsmini tuttuğu bürokratların başına gelenleri de artık siz tahmin edin.

Kendi makam arabasını göndererek, bürokratları geceleri bu derneğin toplantılarına zorla getirir.

Fetönün Ankara Aydınlıkevler Kovan sokaktaki evinde üniversite yıllarında kalan ve hatta Fetö abisi olduğu bilinen şahsı şu anda bir bakanlığın Strateji Başkanını, “Bakanlıktaki FETÖ’cüleri Listeleme Komisyonu”na alır. Ve onunla beraber FETÖ listesini hazırlatıp KHK ile ihraçlar için Başbakanlığa gönderen kişi Maklube ile tütsülenmiş bu genel müdürden başkası değildir. Bahse konu olan Strateji Başkanı, halihazırda Adalet Bakanı Sayın “Abdülhamit Gül’ün yurt dışında ev arkadaşı olduğunu” belirterek FETÖ’cülüğünü bu zırhla gizlemeye çalışıyor.

2011’den itibaren bu maklubeli kafa, bakanlığın Personel Genel Müdürü olan bu şahıs, klasik FETÖ taktiği gereği, AK Parti’den milletvekili aday adayı olur. Aday olduğu şehrin kahir ekseriyetinin hoşuna giden renklerde (Sarı Kırmızı Yeşil) broşür bastırır. Ama yine de elemelerden geçmez.

Yeniden kendi bakanlığına dönerek Maklubeli itaat ve bağlılık toplarını kesintisiz sürdürür. 2014 yılı kış mevsiminin soğuk bir gününde, patronu olan Bakan, kendisini makama çağırır. Bakan’ın elinde, Başbakanlık’tan gelen FETÖ’cüler listesi vardır. Ve listenin en tepe yerinde Personel Genel Müdürü’nün adı vardır.

Zaten konuşmanın başında Bakan, başbakanlıktan gelen FETÖ’Cü listesi deyince, nefeslerin bile buz kestiği o soğuk Ankara gününde, Personel Genel Müdürü terim terim terlemeye başlar. Bakan, birkaç süslü laftan sonra Personel Genel Müdürü’ne listenin başında kendisin adının olduğunu söyleyince, bu Maklube kafalının diz bağı çözülür ve yere yığılır. Bakanın odasında bulunan diğer yüksek düzeyli bürokratlar, bu genel müdürün kolundan tutup ayağa kaldırarak, misafir koltuğuna oturturlar.

Peki bundan sonra ne olur? İşte “zurnanın zırt dediği yer” tam da burası.

Güneydoğu’lu sevgili bakanımız diğer bürokratları odasından çıkartır ve bu Maklube kafa ile baş başa kalır. Teselli eder, gönlünü alır.

Bununla da yetinse neyse diyeceğiz ama Sayın Bakan, bu şahsı Personel Genel Müdürü olarak tutmaya devam eder. Bir süre sonra da bahse konu olan bakanlıktaki “FETÖ’cü listesi hazırlama görevi” Maklube kafalı bu genel müdüre verilir. Başbakanlıktan gelen FETÖ’cü listesinin başlarında yer alan bu genel müdürün hazırladığı liste tabi ki birçok faciaya sebep olur. Bakanlıkta, devlete bağlı olan, FETÖ’ye boyun eğmeyip, bu örgüte karşı ölümüne savaşan üst düze yöneticilerin önemli bir kısmını listeye ekler ve hepsi KHK ile işten atılır.

Gelelim bu Maklube Kafalı Personel Genel Müdürü’ne. 15 Temmuz darbesinden sonra da görevine devam eder. 2016’da da Türkiye’nin canı, malı, namusu, savunması, sınır güvenliği, bağımsızlığı, savaşma güç ve kabiliyeti emanet edilen bakanlıklardan birin Personel Genel Müdürlüğü’ne tayin edilir.

Ve şimdi ilgili bakanlığın personeli Kur’an ve Bayrağa el basarak yemin ediyorlar: “Selahattin Demirtaş bu göreve atansaydı bunun kadar tahrip etmezdi.”

Başta Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olmak üzere, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Basın Savcılığı’nın bu konuda ne yapacaklarını çok merak ediyorum. Konuyu anlatan birden çok tanık var ve hepsi de davet halinde savcılıklara bilgi verebileceklerini söylüyorlar


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.