Bugünlerde kara bir propaganda yürütülüyor. Gençlerimizin büyük ölçüde ‘deist’ ve ‘ateist’ olduğu yolunda yoğun iddialar var. Bunlar, bir çok yerde konuşuluyor, yazılıyor, çiziliyor. Peki doğru mu? Bu iddialar gerçek mi? Kanaatimce bu, çok abartılıyor. İnanç meselesi insanoğluyla birlikte doğan kadîm bir mesele. Hazreti Âdem’le başlayıp günümüze kadar gelen, bugünden de kıyamete dek varacak olan bir ‘iman-küfür’ mücadelesi sürmekte. Öyleyse bu panik neden? Bugünkü tartışmaları görenler sanırlar ki, Türkiye’de veya dünyada ilk defa inançsızlık rüzgârı esmeye başladı. Hâlbuki 50 sene önce de, bir asır önce de benzer inançsızlık akımları vardı. Üstelik bu hâl, sadece bizim ülkeye mahsus değil. İslam dünyasında da imanlı insanlar kadar inancı zayıf olanlar da görülmüştür, hiç inanmayanlar da. Netice itibariyle inanç, bir tercih meselesidir.

Esasen son zamanlarda kara bir propaganda yürütülüyor. Bu şer akım, bilhassa 15 Temmuz’dan sonra palazlandı. Ve ne yazık ki bu kirli anlayışa, karamsarlık ve kötümserlik dalgasına aklı başında bildiğimiz bazı aydınlarımız, yazarlarımız da kapılıyor. Bu yazıları okuyunca insanın “Tamam artık bu durum düzelmez. Bu gençlik tükenmiştir. Fikren, ruhen, aklen, kalben iflas etmiştir. Bu saatten sonra uğraşmaya değmez.” diyesi geliyor. Peki gerçek öyle midir? Hayır, asla. Bu bedbin kişiler, 15 Temmuz’dan önce de vardı ve aynı teranelerde bulunuyorlardı. “Gençler ideallerini kaybettiler, teknolojiye esir oldular. Yarın öbür gün düşman ülkemizi işgal etse karşısında direnecek güç bulamayacak.” gibi akla ziyan görüşlerini yayıyorlardı. O zaman da ben bu fikirlere karşı çıkıp itiraz ediyordum. Bediüzzaman’ın, “Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılabı içinde en gür sada İslam’ın sadası olacaktır.” sözünü naklediyor, Fethi Gemuhluoğlu’nun “Gün ışımıştır” müjdesini paylaşıyordum.

15 Temmuz 2016 Gecesi’nde, ihanet güruhu FETÖ’nün emperyalist Batı destekli kanlı, kirli ve kızıl darbe/işgal teşebbüsüne şahit olduk. Bazılarının ümit kestiği nesiller meydanlara indi, alçaklara karşı direndi. Horlanan, dışlanan ve kendilerine değer verilmeyen alperen gençlerimiz, Nene Hatun kızlarımız albayrağı dalgalandırdılar, ezan-ı Muhammediler ve salalar dört bir yana yayıldı. Bilmiyorum, o bedbin, ümitsiz, ruhsuz kişiler bu manzarayı görünce mahcup oldular mı, utandılar mı, özür dilediler mi? Renkten renge girdiğini düşündüğüm yüzlerini görmek isterdim. Şehadet şerbeti içen Ömer Halisdemir’leri tanıdıktan sonra eski yoz, hakikat dışı görüşlerinden geri adım attılar mı?

Her dönemde böyle insanlar rastlanır. Konuşurlar ama iş üretmezler. Etrafa sürekli negatif enerji yayarlar ama asla gayret kemerini kuşanmazlar. Lâfları hissiz, kalpleri ve akılları selimsiz, yürekleri dertsizdir. Sürekli otururlar ama yürüyenlere engel olmak isterler. Yürüdüklerinde de koşanlara çelme takmayı denerler. Bu tip insanların morallarimizi bozmasına asla izin vermemeliyiz. Varsın nakaratlarını söyleyip dursunlar, milletimizi bilhassa gençliğimizi horlasınlar, vız gelir tırıs gider. Aslında bugün sanatkârlarımıza düşmanlık edenler de, gençlerimizi dışlayanlar da aynı şer cephenin mensupları değil mi? Onların temelsiz görüşlerine itibar edilmez. Bu hastalıklı söz ve davranışların, zihinlerimizi meşgul etmesine asla fırsat vermemeliyiz. Zira bu anlayış, sakat, iğreti ve anlamsız bir gayretin ürünüdür.

Farzedelim ki, gençler arasında itikadî yönden yanlışa sapanlar var. Bunu bir an için hakikat kabul edelim. Peki bunun çözümü toplumda ümitsizlik yaymak mıdır, insanları karamsarlığa sürüklemek midir, yoksa aksine daha fazla çalışmak mı olmalıdır? ‘Deizm ve ateizm’ bir zehirse bunun panzehiri ‘sağlam iman’dır. Öyleyse imanî esasların anlaşılmasına, yayılmasına daha fazla gayret göstermek gerek. Aşkımız artmalı, şevkimiz çoğalmalı. İslam’a hizmet etmeyi hayatının gayesi kabul eden, farklı gruplara mensup milyonlarca insanımız var. Onların bu gayretleri boşuna mıdır, emekleri sonuçsuz mudur, ideallerinin içi boş mudur? Elbette değil. Aksine bütün bu kutlu çabaların mutlaka bir neticesi vardır. Daha dün 80 yaşında bir İslam âlimiyle konuşuyorum. Türkiye’nin son 60-70 yılına şahit olmuş. Şöyle dedi: “Ümitsizliğe asla izin verilmemeli. Şükürler olsun ki, dün önceki günden, bugün de dünden daha iyidir. Biz zor günleri gördük. Müslümanlara yapılan eziyetlere şahit olduk. Hamdolsun bugün İslami hizmetler artmış, Kur’anî şuur fersah fersah yayılmıştır. Allah devletimize, milletimize ve ümmetimize zeval vermesin.”

Karamsarlık tohumu ekenlerin, kara propaganda üretenlerin amacı iyi değil. İnsanları ümitsizliğe, çaresizliğe ve çözümsüzlüğe iterler. Bizde ‘ümitsizlik’ ‘küfür’ sayılmış, ‘kâfir sıfatı’ kabul edilmiştir. Şu ayet-i kerime bütün müminlerin gönlünde yer etmelidir: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.” Türkiye’nin maddi ve manevi alanlarda büyüdüğü, geliştiği, zirveye çıktığı bir dönemde sürekli olarak felaket tellallığı yapanların iyi niyetli olduğuna inanmıyorum. Daima şikâyetçi ve münekkit olanlara bakın, devletimizle, milletimizle, dinimizle ve ordumuzla barışık değiller. Öyleyse onlara kulak vermemek gerek! Yurdumun dağlarında ve bağlarında ümit çiçekleri bahara dönüşüyor, bu ükeyi sevmeyenler ise umutsuzluk girdabında debeleniyor. Onları kirli bataklıklarda, kara dünyalarıyla başbaşa bırakıp güzellikleri görmeye devam edelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.