İlk TBMM'nin kâtip heyetinden, Meclis’te geçen konuşmaları kayda geçiren gruptan olan Mahir İz, "Yılların İzi" eserinde şöyle yazar:

İstanbul Hükümeti'nin Harbiye Nazırı olan Mareşal Fevzi (Çakmak) Paşa Milli Mücadeleye fiilen iştirak için Ankara'ya gelmişti.

Fevzi Paşa’yı istasyonda karşılayan Mustafa Kemal Paşa, onu arabada sağına alarak Meclis'e getirdi.

Fevkalade büyük bir tezahüratla ve şiddetli alkışlarla karşılanan Fevzi Paşa, ayağının tozuyla kürsüye çıktı. Sultan Vahdettin'in selamını ve muvaffakıyet duâsını tebliğ edince salon alkış tufanına gark oldu.

Yine Mahir İz Bey, ilk Meclis’te  milletvekili yeminlerinin şöyle olduğunu kaydediyor.

"Hilafet ve Saltanatın, Vatan ve milletin istihlası  ve istiklalinden başka bir gaye takip etmeyeceğim Vallahi"

İstihlas, kurtuluş demektir.

(Mahir İz; Yılların İzi-Kitabevi Yayınevi, 2016, 8. baskı sh. 109  ve sh. 94)

***

Neden hep tartışıyoruz?

Eski dilimizde, iki insanın karşılıklı konuşmasını ifade eden müzakere, mübahase, mükaleme, münakaşa, musahabe, muhavere  gibi konuşmanın tarzını, muhtevasını, mevzusunu ifade eden kavramlar vardı. Türk Dil Kurumu hepsini imha edip, dilimizi yoksullaştırmak pahasına "tartışma"ya indirgedi.  

Habire de tartışıyoruz.

Günümüzde, iki insanımızın ortak bir noktada buluşması nerdeyse imkansız hale geldi.

Muhatabım ne diyor, ne demek istiyor, neden böyle düşünüyor demeden karşıdakinin her fikrine saldırmayı, düşüncelerine çomak sokmayı, aşağılamayı, küçük düşürmeyi marifet ve güzel konuşma sayıyoruz.

 Acaba karşımdaki hakikati mi söylüyor? Ben yanlış biliyor, yanlış değerlendiriyor, olabilir miyim diyene hiç rastlıyor muyuz?

Bu nedenle ülkemizde gerilim hiç eksik olmuyor.

Sorun "ben"de başlıyor.

***

Sağlıklı Toplum

Uzun yıllardır ABD’de yaşayan bir hemşire hanım, ABD Hukuku önünde,  önceliğin, çocuk-kadın-köpek-arkek, şeklinde sıralandığını ifade etti.

İronik gibi gözükse de realite buymuş.

Özellikle Türkiye’den ABD’ye giden gençlerin, çabucak Amerikalı  genç kızlarla evlilik yaptıklarını, bu evliliklerin çoğunlukla hüsranla sonlandığını, erkeğin ömür boyu nafaka vermeye mahkum edildiğini, hayatının karardığını, artık bir daha evlilik yapamaz hale geldiklerini belirtti.

Geçtiğimiz günlerde hayvanlara şiddet uygulayanların 4,5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmaları için bir kanun çıkarıldı.

Hayvanlara şiddeti uygulayanlar, “belhüm adal-hayvandan aşağı”dırlar, elbette her cezaya müstahaktırlar.

Yine kadın ve çocuğa şiddetin önlenmesi, için her tedbir tabi ki alınmalıdır.

Fakat, bir mağduriyeti bertaraf etmek için başka mağduriyetler yaratmak nedendir?

Kanlı-iltihaplı ishaller, dayanılmaz karın ağrısı nöbetleri ile seyreden Ülseratif Kolit hastalığına, babanın baskılandığı, silik kaldığı anne-egemen ailelerin çocuklarında sıklıkla rastlanır.

“Çocuk, kadın, köpek, erkek” sıralaması fıtrata uygun değildir.

Ve...

Köpek, neden ailenin  ferdidir?

Sağlıklı toplum bu mudur?          

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.