Hepimiz sırtımızda ağır bir yük ile geliyoruz dünyaya; insan olmak. Ve levh-i mahfuzumuzda alnımıza yazılmış olanı yaşamaya başlıyoruz.

Yola çıkıyoruz, hayatın boşluğu ve yaşamın hiçliği konularını atlayarak, âlemin külli varlığını es geçerek; ferdi isteklerimizin saadetini yaşayabilmek arzusuyla çabalıyoruz. En acı tarafı da bunu zekâ ve irademizi kullanarak yapıyor ve verimsiz denemelerin, zayi olmuş, olacak hayatların altına imza atıyoruz. Dünyaya iştahlarımızın gözü ile bakıyor, tüccar hesabı ile çok kazanmanın yöntemleri ile uğraşıyoruz. Ve çok zaman geçmeden, belki de hayatımızın en güzel döneminde, kendimizi ihtiras denen kavramla iç içe buluyoruz. Ve o iştah ne yazık ki kötü bir iştaha dönüşüyor; döğüşmeler, aykırılıklar, ayrılıklar vukuu buluyor hayatların merkezinde. Ve hakikat yavaş yavaş uzaklaşıp gidiyor. Çünkü bütün ihtiraslar bütün hakikatlerin apaçık düşmanıdır.

Vakit geçiyor, saniyeler ki onlar hayatımızın en önemsiz zaman birimi, su gibi akıp gidiyor ömrümüzden. Kalabalıklar arasında alkışlanan olmak, şahsi menfaatleri hayatın merkezine koymak kısaca var olmak duasıyla tutunuyoruz hayata; insan kalmak değil. Nesiller değişiyor ve var olmak duasına çıkmış insanlar bütün ihtirasları ile gençlerin nefis terbiyesini yapıyor. Benlik gururu, istek ve iştahları ile ölçülerek verilen nefis terbiyesi ile görüş darlığı ve hakikatten uzak neslin varlığı doğuyor. Benlik gururuyla yetiştirilmiş olan neslin hakikate olan iştahı daha olgunlaşamadan çürüyüp gidiyor. Perdeler üst üste çekiliyor ve var olmak duası yerde ve gökte yankılanıyor. Genç; şuur ile eşya arasında münasebet kurmaktan men ediliyor. Oysa şuur ile eşya arasında kurduğumuz tüm münasebetler bize “var olmak” kavramının ferdi hırslardan ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Asıl olan insan olmak şerefiyle gelmiş olduğumuz sonu olan bu âlemde sonsuzluğa edilecek yolculuğu unutmamak ve sonsuzluğun sahibine sığınmaktır.

Eşya ile şuur arasında münasebet kurmak, eşyayı anlamak, bilmek ve sırrı çözmek yetenekleri dünya üzerindeki yetmiş bin âlemden sadece insana mahsustur. Kanunu bilmek, dünya üzerindeki nizamı anlamak ve hakikate ulaşmak yalnızca insanın çıkabileceği bir yol ve sonlu hayatta insanın varacağı bir menzildir.

Alem üç şeyden ibarettir;

Varlık, düşünce ve hareket.

İnsan üç şeyin peşinde olabildiği kadar insandır;

Hakikatin, hayrın ve güzelliğin.

Var olmak değil, insan olarak getirildiğimiz dünyada insan kalabilmek duası ile; hakikat, hayr ve güzellik peşinizi hiç bırakmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kadriye tanhaş 2018-06-05 02:57:51

Her işi laikı ile yaptığın gibi bunuda en iyi şekilde başarmışsın sevgili Betül başarılarının devamını dilerim

Avatar
Firdevs karakuş 2018-06-05 02:58:11

Betülcüm ağzına sağlık ne kadar da güzel izah etmiş sin hayatı