Bütün canlılar doğar, büyür ve ölürler. Ölmek her canlıya özgüdür ama kabullenemeyen tek canlı insandır. Sonunun geleceğini bilmek, onun varlığını hissetmek insanı korkutur, rahatsız eder. Mademki ölümü önleyemiyoruz o zaman kaçmanın hiçbir anlamı yoktur. Allah(CC) Ankebut suresinin 57. ayetinde “Her nefis ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz” diyerek ölümden kaçışın olmadığını açıkça ifade ediyor. Ölüme ne kadar sonsuzluğa açılan bir kapı gözüyle baksak da, korkumuzun üstesinden gelmemize yardımcı olmuyor.

Sokrates’e; “Otuz zalimler seni ölüme mahkûm ettiler,” denildiği zaman: “Tabiat da onları!” demiş. Ölüm doğanın kanunudur, ama öldürülmenin bu kanunda yeri yoktur. Bir insan öldürülüyorsa, o zaman ölüm daha korkunç hale geliyor ve insana soğuk yüzünü gösteriyor. Ölümden korkuyorum. Aslında ölümden değil de, ölüm korkusuyla ölmekten korkuyorum. Ölümden korkmak onun gelmesine engel olmaz. Nerede, nasıl öleceğimizi bilmemiz de mümkün değildir. “Ölümün bizi nerede beklediği belli değil, iyisi mi biz onu her yerde bekleyelim.”

“Hayat insana bağışlanmış değil ödünç verilmiştir.” İnsanlar öyle seçimler, tercihler yapmalılar ki sonradan keşke demeye mecbur kalmasınlar. İnsanlar akıllarını kullanmalı, dünyalık yatırımlar yapmamalıdır. Aldığımız nefesin geri veremeyeceğimizin dahi garantisi olmayan bir dünyada yaşıyoruz. Bu yüzden “bize kalmayacak dünya için, bize kalacak günahlar biriktirmenin hiç bir anlamı yoktur.”

İnsan hep var olmak ister. Bunu da öldükten sonra varlığını hatırlatacak miraslar, eserler bırakarak başarabilir. İnsanın yokluğu hissedilmeli, ona ihtiyaç duyulmalı, varlığıyla değer kazandırmalıdır. Aksi halde “Varlığıyla bir şey kazandırmayan yokluğuyla da bir şey kaybettirmez.” İnsan okumalı, öğrenmeli, yeri geldiğinde de öğretmelidir. Bedenen yaşarken zihnen ölmemeli, bedeni ölürken de düşünceleriyle yaşamalıdır. Montaigne’in dediği gibi “Herkes kitabımda beni, bende kitabımı görsün” der. Eserler insanların düşüncelerini, kalitesini yansıtır.

İnsan bilmeli, öğrenmeli ve düşünmelidir. Yaptıklarını sorgulamalı, akıllarını kullanmalıdır. Kendi iradesinden kendisini mahrum bırakmamalıdır. Aksi halde etkisiz eleman hükmünde olurlar. İnsanlar “yaşayan ölü” olmaktan kurtulmalı, varlığına değer kazandırmalıdır. Varlık değerini düşürenler yok olmaktan kurtulamaz ve  “keşke” kelimesine sarılmak zorunda kalırlar. “Sonunda 'eyvah' diyeceğin şeylere, başında 'eyvallah' deme, Pişman ol fakat pişman ölme” demiş üstat Necip Fazıl.

Ölmüş bir irade insanın var olmasını ve aklını kullanmasını engeller. Kendi fikirlerini, düşüncelerini köreltir, yok olmasına neden olur. “Bir ülkede, okumaya karşı istek artmadıkça, gaflet ve bu gafletten doğacak felaket azalmaz”  Okumayan, öğrenmeyen, üretmeyen bir toplum yok olmaya mahkûm olur.

Bir toplum kendi düşünceleriyle kendisini yönetebilmelidir. Kendi kendisini yönetemeyen toplumlar başkaları tarafından yönetilirler. Bu durumda acıların ve ölümlerin çoğalması da kaçınılmazdır.  “Okuyun!” diyor okuyun. Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.” Allah’ın(cc) yönetilen, cahil, bilgisiz, hak yolunda emin adımlarla ilerleyemeyen bir toplum olmaktan koruması duasıyla...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
HÜSEYİN ERDEM 2017-10-10 14:37:36

BU GÜZEL YAZIYI FACEBOOC DA PAYLAŞTIM.