Geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Adana Film Festivali Ödül Gecesi’nde yaşananlar  ve sonrasında Meltem Cumbul’un yaptığı, özrü kabahatinden beter izahı şöyleydi:

"Eşitler arası bir selamlaşma ve yakınlaşma ritüeli olan el sıkışmayı; kendinden olmayanları ötekileştirenle, fakiri zengine böldürenle, güçlüleri tutup zayıfları hor görenle yapmayı reddediyorum. Yüreğime ve sevgiye düşman olanla, gözlerim ve ellerim dost olamaz"

Çukurova Üniversitesi Kültür Merkezi’nde  gerçekleştirilen törende, ‘Buğday’ filmi ile ‘En İyi Yönetmen Ödülü’nü alan Semih Kaplanoğlu, sahneye çıktığında Cumbul ile tokalaşmak üzere uzattığı eli boşta kalmıştı.

Cumbul, kibirli ve üstenci beden diliyle, Kaplanoğlu’na arkasını dönerek şımarıkça sahnede ilerleyişiyle muhtemelen kendisiyle gurur duyuyordu.

“Vay be helal! Nasıl hadlerini bildirdi ama! ” kim bilir daha neler söyleyeceklerdi… Pardon “vay be” olmadı! “ Waoov!” daha uygun gibi!

Bir yıldız parladı Çukurova semalarında!!!

Tüm dünya ayakta alkışladı!

Veee karşınızda; Meltem Cumbul Show!

Bakalım, eli sıkılmaya layık görülmeyen Semih Kaplanoğlu kim miş ve neler yapmış?

1963  İzmir doğumlu Semih Bey, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Mezunu.  Yumurta-Süt-Bal film üçlemesi ve bunlardan Bal ile Berlin Film Festivalinde Altın Ayı Ödülü’nü kazanan Sanatçı’nın sinema sanatları konusunda farklı dillere çevrilerek yayınlanan çok sayıda makalesi ve diğer filmlerinden de çeşitli ödülleri var.

Şiir ve senaryolarının yanında, bir dönem keyifle izlediğimiz Şehnaz Tango dizisinin hem senaristlerinden biri, hem de yönetmeniydi.

Yine bir yazar ve senarist olan Leyla İpekçi ile evli olan Kaplanoğlu, bir film festivalinde, muhafazakâr kimliği ve siyasi görüşü nedeniyle; farklı siyasi görüşlü ve o gün orada vazifesi ‘sunuculuk’ olan, yaptığı işe dahi saygısı olmayan birinin ergen tavrıyla karşılaştı.

Siyaseti bir kenara bırakalım. Bu davranış her şeyden önce, nezaket kurallarına uygun değil.  Son derece kaba, itici, çirkin ve hatta ilkel bir davranıştı.

İdeolojinin hasta ettiği bu tipler ve yaşanan olay, sosyal psikoloji ve siyaset sosyolojisi açısından, üzerinde kitap yazılacak kadar ‘önemli’ bir olay.

Bir dönemin, sistemin, ideolojinin insanları nasıl mankurtlaştırdığını, düşünme eylemini unutturduğunu, sözleriyle aslında yargıladığı kişinin-durumun bizzat kendisi olduğunu göremeyecek beyinler üretildiğinin tipik örneğiydi.

Ötekileştirilen ve onlar gibi düşünmediği aynı parti/siyasi görüş ve ideolojiye ilgi duymadığı ve farklı olduğu için, “yok hükmünde” sayılan Semih Kaplanoğlu idi; Meltem Cumbul değil..

Sadece bunların içlerini görmemizi sağladığı için bile “İyi ki varsın Erdoğan” diyorum. Meğer, ne körmüşüz, nasıl da bunların sahte hümanist hallerine, sevgi pıtırcığı rollerine inanırmışız.

Böyle olaylarda genellikle, çeşitli çevrelerin yorumlarına bakıyorum. Yine, şaşırmadığım yorumlar vardı, artık şaşırmadığım kişilerden.

“Meltem Cumbul iyi yapmış işte. Neyi konuşuyorlar ki?” (Hayko Bağdat)

“Meltem Cumbul bu ülkenin önemli bir oyuncusu, @oyuncusendika ya başkanlık etmiş meslektaşım, yürekli bir kadın.
Özgür iradesine saygı duyuyorum.” (Şebnem Sönmez)

 “Meltem Cumbul'un el sıkışmamasını dert edenler ; sizin cenahta bir erkekle bir kadının el sıkışması günah değil miydi ya ?” (Kendisini; ‘Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir Galatasaraylıyım’ diye tanımlayan bir önyargı şampiyonu)

“Meltem Cumbul ne yapmış okumadım ama, çemkiren ekibi görünce doğru birşey yapmış diye düşündüm hemen.” (düşünce tembeli biri)

“Meltem Cumbul'un hareketi gayet normal, iyi yapmış. Örneğin denk gelse, Semih Kaplanoğlu da Kusturica'nın elini sıkmaz, havada bırakırdı.” (Tunca Arslan)

Bu ve benzeri yorumlar sürerken, gurur duyduğum kaliteli bir yorumla karşılaştım. Buğday’ı izleyen, kendisi de bir yazar ve senarist olan Ahmet Tezcan’ın yorumuydu.

“Meltem Cumbul AFF'deki tavrıyla @SemihKaplanogl'nun Buğday filminde anlattığı İdeolojik Mutantların canlı örneği olarak filmi özetlemiş...” (Ahmet Tezcan)

“İdeolojik Mutantlar” ile işi bitirmiş Ahmet Hoca…

Muhtemelen Cumbul’un izlemeye değer bulmadığı film hakkında bilgi vererek yazımızı bitirelim…

Birçok sembol ve metaforla zenginleşen, orijinal dili İngilizce olan filmin çekimleri, Türkiye, ABD ve Almanya'nın farklı şehirlerinde siyah beyaz olarak gerçekleştirildi.

Film, parlak bir kariyeri ve bildiği her şeyi terk eden bilim insanı Cemil Akman ile tohum genetiği uzmanı Prof. Dr. Suat Erin'in yolculuğunu konu ediniyor.

Türkiye, Almanya, Fransa, İsveç ve Katar ortak yapımı "Buğday"ın başrollerini Jean-Marc Barr, Ermin Bravo, Grigory Dobrygin ve Cristina Flutur paylaşıyor.

TRT ve Galata Film ortaklığıyla çekilen ve yaklaşık 5 yılda tamamlanan "Buğday", Tokyo Film Festivali'nin yarışma bölümünde de yer alacak. (Basın)

İdeolojilerinin hasetliğe kılıf yapıldığı da gözden kaçmıyor dense yeridir.

İyileşmeleri dileğiyle...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.