Latin Amerika'da bir süredir dikkat çekmeye çalıştığımız ve Batı'nın demokratik yollarla seçilmiş iktidarları (Brezilya, Arjantin ve Venezuela) enerji ve siyasi kazanımlarından ötürü, asayiş ve ekonomik manipülasyonlarla nasıl alaşağı ettiğini birçok yazımızda dile getirdik.

Yukarıda saydığımız bu ülkelerden Venezuela'da tanıdık bir darbe teşebbüsü gerçekleşti. Ülkenin üçüncü büyük şehri olan Valencia'da, Paramacay askeri üssünde, ABD destekli bir grup asker, askeri istihbarat merkezini ele geçirmeye çalıştı. Maduro'ya karşı bir video yayınladı. Hükümet tarafından olaylar, kontrol altına alınarak ‘Bir grup teröristin' eylemi şeklinde lanse edildi. Bu tanıdık darbe kalkışmasının aktörleri, emir-komuta zinciri dışında hareket etmiş olan askerlerdi.

Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun ifadesi ile “ABD (Miami) ve Kolombiya bu operasyonun planlayıcısıydı''  Miami, Küba ve Venezuela başta olmak üzere, birçok zengin Latin Amerikalı sermayederin yaşaması hasebiyle Muduro tarafından, darbe kalkışması ve asayiş olaylarının finansörleri olarak hedef tahtasına konuldu.

Bir ulus veya devlet, uluslararası hukuku rutin olarak ihlal ettiği yönünde uluslararası medyada, haberler çıkmaya başlıyorsa, bilin ki; haydut devlet(ler)in çıkarlarını tehlikeye sokmaya başlamıştır. Çünkü, bu devletler uyuşturucu, enerji (hatları) ve insan kaçakçılığı gibi yasadışı faaliyetler (Yolsuzluk ve sahtecilik) için gerekli limanlardandır.

Gelin, hep birlikte bu gerilimin perde arkasına gidelim…

Venezuela'nın kanserden öl(dürül)en Başkanı Hugo Chavez'den  sonra ülkeyi eski Dışişleri Bakanı Maduro yönetmeye başladı. Son yapılan genel seçimleri çok az bir farkla kazandı(%50,61-%49,12). Maduro göreve gelir gelmez, birçok kez sokak gösterileri ve muhalefetin ‘Hukuk' marifetiyle engellemelerine maruz kaldı. Bu dönemde ülkede ekonomik kriz baş göstermiş, % 1.000'leri aşan enflasyonla karşı karşıya kalınmıştı. Caracas'ta bir öğle yemeği ödemesi için bir çanta dolusu para ile gezmek zorunda kalınmaktaydı.( Bugünkü durumda, aynen devam etmektedir) Maduro, bu dönem parlamento seçimlerini de kaybederek, meclisteki çoğunluğu muhalefete kaptırdı. (Şuan tartışmaların odağında bulunan meclisin feshedilerek, Anayasanın yeniden yazılma ihtiyaçlardan biri de ABD yanlısı muhaliflerin çoğunluğu ele geçirdiği parlamentonun, hükümetin çalışmalarını engellemesi bulunmaktadır).

 Venezuela'da muhalefet, Batı yanlısı ve elit kitleden oluşur. Taraftarları Beyaz İspanyol torunları ve ABD yanlısı nitelikli bir kitledir. Sermaye, medya ve uluslararası çevrelerin yoğun bir desteği var. Maduro ise; nispeten kırsalın, işçilerin, Caracas'daki yoksulların ve askerlerin desteğini almıştır. Bu arada Kilise'nin etkisini aşağıda ayrıca vurgulayacağız.  Bu yüzden ABD ve Batı medyasında sürekli olarak, yanlı ve Maduro karşıtı yorum okursunuz. Hatta ‘Maduro'nun birini öldürdüğünü' duyarsanız, şaşırmayın derim. Venezuela Silahlı Kuvvetleri ise; Hugo Chavez tarafından anti-amerikancı askerlere teslim edilmişti.(Zaten CIA'nın son 3 yıldır, askeri darbe yapamamasının bir nedeni de buydu)

Petrol şirketi PDVSA'nın (Petroleos de Venezuela) yeraltı kaynaklarını, eski başkan Hugo Chavez başkanlığı döneminde millileştirdi. Venezuela petrolünün %50'den fazlasını ABD tarafından alınmasına karşın, Chavez, Çin ve Brezilya gibi ülkelere de petrol satmaya başladı. ABD, birçok kez Chavez'e darbe yapmaya teşebbüs ettiyse de; sadece bir kere başarılı olabilmiş, Chavez 48 saat içinde serbest bırakılmıştı. Başkan Maduro'da benzer politikalara devam etti. Hatta Maduro, o kadar katı sosyalist ekonomik programlar uyguladı ki, neredeyse kendi ülkesine ambargo uyguladı dersek; abartmış olmayız.

 

Bu gelişmelere paralel, elit kesimlerin elinde bulunan, gıda ve ilaç satan marketler, Maduro'nun deyimiyle ‘Karaborsacılık' yaparak, halka gıda ürünleri vermemeye başladı. Hatırlarsanız geçen senelerde, ''Venezuela'da kıtlık yaşanıyor'', “Halk kedi-köpek yiyiyor'' şeklinde, tek merkezden servis edilen, birçok yalan habere rastlarsınız. Evet ülkede bir gıda sıkıntısı yaşanıyor ama bahsedilen haberler Maduro ve zihniyetini hedef alan yayınlardı. Tabii burada Maduro hükümetinin beceriksizliğini de vurgulamamız gerekir. Çünkü, Çin'le petrol ile gıda ürünlerini takas ettiği halde, koordinasyon ve yolsuzluk probleminden ötürü adil dağıtım yapılamadı.

 Başkent Caracas'ta uçaktan indiğinizde, iki dağ arasına sıkışmış olan şehir merkezi ve oteller bölgesine ulaşana kadar, birçok kez taciz edilip veya soyulabilirsiniz. Bu soygun resmi görevlilerce de olabilir, sokak serserileri tarafından da yapılabilir. Motosikletli grupların, gıda ürünü taşıyan kamyonetleri talan etmesi, sıkça yaşanan bir durumdur.

Carakas eteklerindeki, Ramo Verde Hapishanede, yüzlerce asker ve sivil tutuklu bulunmakta. Özellikle Batı yanlısı askerler birçok protesto gösterilerine katılmış veya organizasyon düzenlemiştir.

Uluslararası medya Venezule'da ‘diktatöryel bir yönetim' propagandasının arkasında muhalifl liderlerin tutuklatılması olduğu kadar, ülkeyi karıştırmak isteyen ABD'nin oluşturduğu/desteklediği çete üyelerin gözaltına/tutuklanması yatmaktadır. Özetle “ ABD'nin çocukları başarılı ol(a)mıyor''

Vatikan birçok kez, Muhalifler ile Maduro'yu barış masasına oturttu. Maduro bu görüşmelerin hepsinde geri adım attı. Ancak, Muhalifler iki hafta içinde bir şekilde ülkede sokak gösterilerini sürdürmeye devam etti. Vatikan, ilk başları açıktan mudahil olmayan sokak gösterilerini ‘İnsan Hakları' temelinde eleştirmeye başlamış. Nihayetinde Venezuela Başpiskopoluğu'da Maduro hükümetinden desteğini çekmiştir.

Ülkenin yoksulluk oranı , Chavez seçilmeden önce 1998'de yaklaşık % 50 iken, ölüm yıldönümü olan 2012'de % 30'a düşmüştü. Chavez'in ölümünden günümüze kadar süreçte ise; eski oranlar aranır hale gelmektedir.

Devlet tarafından işletilen petrol şirketi Petroleos de Venezuela, SA (PDVSA), Eleştirmenler PDVSA'nın kötü yönetildiğini ve şişirilmiş bir bordro kullanımının, altyapı alanındaki yetersiz yatırımın ve bütçesel eksiklikler ile eleştirilerin odağında bulunmakta.

 Küresel petrol fiyatları,  2014 yılında varil başına  120 $ iken, 2016 yılında varili 28 $ gibi düşük seviyeleri gördü. Ülkede var olan siyasal istikrarsızlık ekonomiyi de hırpaladı. 2017 başında ülkenin yabancı alacaklılara yaklaşık 150 milyar dolar borcu vardı.

 Yaygın kamulaştırmalara rağmen, el konulan şirketlerin kötü yönetilmesinden ötürü birçok şirket görev zararı gerçekleştirince, Venezuela maliyesine ciddi bir yük getirdi.  

Hastanelerde antibiyotikler, gazlı bez ve sabun yok. Daha önce ülkede atılmış olan difteri ve sıtma gibi hastalıklar tekrar ortaya çıktı. Ulusal Meclis'in uluslararası yardım aramaya yönelik çabaları da ülkenin gururunu kırmamak adına engellendi. 2016'da asayiş olaylarında 30.000'e yakın insan öldürüldü

 Maduro yönetimi Bolivya, Ekvador ve çeşitli Karayipler ülkelerinde müttefiklerin desteğini koruyor. Çin, 2001 yılından bu yana Venezüella'yı 60 milyar dolardan fazla borç vermiş ve Güney Amerika ülkesinin en büyük alacaklısı konumundadır . Bu arada Venezuela, Rusya ile ciddi bağlar kurmaya çalıştı. Petrol fiyatlarının 2014'e düşmesinden önce Venezuela, 2025'te Rus askeri teçhizatın en büyük ithalatçısı haline gelecekti. Şubat 2017'de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova'nınMaduro hükümetine ikili ilişkilerin "yükselişte" olduğunu söyleyerek destek verdiğini tekrar teyit etti .

Şunu bir kere çok net vurgulamayız. Venezuela krizini, sadece ‘Dış mihraklar' adı altında bir değerlendirmeye teslim edemeyiz. Zira, dünyanın en büyük petrol üreticisi olmasına rağmen, ülkede yokluk hat safhada. Başta gıda olmak üzere ilaç ve temizlik maddesi, ilk akla gelen acil gereksinimler olarak duruyor. Halkın 1.5 milyonu Kolombiya'ya geçmek zorunda kaldı. Burada Maduro'nun kötü bir yönetişim gösterdiğinden bahsetmek gerek. Hele, Maduro'yu, Cumhurbaşkanımız R.Tayyip Erdoğan ile kıyaslamak asla doğru değil. Tayyip Bey'deki ferasetin ve kabiliyetin binde biri Maduro'da yoktur. Darbeler tek bir yerden, yani ABD tarafından isteniyor diye Maduro-Erdoğan karşılaştırılması doğru bir yaklaşım değil.

Latin Amerika özellikle uyuşturucu kartelleri ile ABD ve bölge devletlerinin sıkça çatışma yaşadığı bir coğrafyadır. Venezuela ile Meksika ve Kolombiya arasında ciddi bir uyuşturucu rekabeti ve pazar savaşı bulunmaktadır. Venezuela'da 2016 yılında uyuşturucu kaçakçılarının toplam kazancı 400 milyar dolar ile 650 milyar dolar arasında değişerek, en kârlı ikinci ülke pazarı oldu – Kıtada bu gelir  yıllık olarak, 1,15 trilyon dolara kadar yükselebilmektedir. Bu, bölgenin GSYİH'sının üçte bir oranını temsil etmektedir. Bu gelirlerin aslan payının Kolombiya ve Meksika'daki organize suçlar tarafından kazanıldığı göz önüne alındığında, bu iki ülke 200 milyar $ ile 300 $ arasında bir gelir akışından zarar edebilir veya yararlanabilir. Bu bizi doğrudan Venezuela krizine götürür. Ülke giderek Kolombiya değer zincirinde kilit bir bağ haline gelmiştir. Bu nedenle, Venezuela bu geliri korumak için mevcut rejimi korumak zorundadır. Görünürde çoğu insan, ülke rejimi tarafından seçimleri ve hukukun üstünlüğü konusundaki insan hakları meselelerine yoğunlaşsa da, meselenin arka planında CIA ve desteklediği uyuşturucu kartelleri ile petrol şirketlerinin, Venezuela'daki  petrol ve uyuşturucu pazarını kontrol edebilme savaşına sürükleniyor.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.