İnsan fiilleri belli kalıplar içine alınamadığından, insanda, iyi ile kötüyü, hayır ile şerri, sevap ile günahı her zaman ayırt edebilecek değişmeyen bir ölçü, şaşmayan bir mihenk bulunmalıdır. Nitekim Cenab-ı Hak bu ölçüyü insan fıtratına “vicdan” olarak mühürlemiştir.

Vicdan, daima doğruyu, iyiyi ve güzeli idrak eder. Bunların zıddı olan kötü fiillerden de insanı meneder.

Zira vicdan, kalbin hissiyatının tezahür yeridir. Bu husus, "Kalp bir latife-i Rabbaniyedir ki, mazhar-ı hissiyatı vicdan, ma'kes-i efkârı dimağdır." ifadesiyle belirtilir. (İşaratü'l İ'caz s. 85)

Ashaptan Vâbise bin Ma'bed'in naklettiği şu hadîs-i şerif konuya ışık tutucudur. Şöyle der Vâbise (R.A):

“Resûlüllah’a iyilik ve günahın ne olduğundan sormak üzere huzuruna girmiştim. Bana dedi ki:

-  Sen günah ve iyilikten sual etmek üzere geldin herhalde...

Ben de cevap verdim:

-  Evet. Seni hak ile gönderen Allah'a yemin olsun ki, ben başka bir şey için değil, ancak iyilik ve günahın ne olduğunu sormak için geldim...

Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

- İyilik (birr); kendisiyle gönlünün inşirah bulduğu (yaptığında içinde sevinç ve huzur hissettiğin) fiil ve davranışlardır. Günah (ism) ise, kalbini tırmalayan (içini karartıp, vicdanını sızlatan) şeydir. İsterse insanlar o şeyi yapmak hususunda sana fetva versinler (O işi yapmanı makul karşılasınlar, mazur görsünler).”

Diğer bir rivayette ise: “İçine sor... İyilik kendisiyle kalbin ve ruhun tatmin olduğu şeydir. Günah ise, kalbi tırmalayan, gönlün reddettiği şeydir. İnsanlar “iyi”, “yap” deseler bile...” denilmiştir.

İhyada geçen başka bir hadis-i şerif te, aynı mânâyı te'yid etmektedir.

"Günah, kalbin çarpmasıdır."

Demek ki, kalpte bir sıkıntı, çarpıntı, daralma meydana geliyor, vicdan sızlıyorsa, yapılan işte hayır yoktur. Günah olması muhtemeldir. Nefis aksini söylese, sair insanlar zıddını ileri sürseler bile...

Şu halde, yapılan bir işin iyi veya kötü olup olmadığını anlamak için, insanın iç âleminde şaşmaz bir ölçü vardır. O da yapılan işin kalp ve vicdanda bıraktığı tesirdir. İyi ve müspet tesir bırakan işler iyi; kötü tesir bırakanlar da kötü ve günahtır. İnsan, imanını muhafaza ettiği, isyan ve günahlarla kalbindeki imanın nurunu söndürmediği müddetçe, kalp bu ölçü vazifesini yapar, kişiye yol gösterir, şaşmaz bir rehber olur. Nitekim Peygamberimiz de bu sırra işaret için:

"Allah Teâlâ bir kuluna hayır murad ettiği zaman, ona kalbinden bir vâiz gönderir..." buyurmuştur.

Hariçteki vaazlar, ikazlar ne kadar tesirli olursa olsun, insanın nefsi ve duyguları tesir altında kalmayabilir. Fakat kalpteki vaiz, vicdandan gelen ikaz ve sesleniş, ona şaşmaz bir rehber olabilir.

Kalbin ve vicdanın günah ve iyilikte ölçü olması, ancak bozulmamış, iman nuruyla aydınlanmış kalpler içindir. İmansız bir kalp için böyle bir rehberlik söz konusu değildir.

Yapılan işlerle ilgili kalpte duyulan sevinç ve üzüntünün, imanlı kalplere has olduğunu da, şu hadîs-i şerif beyan etmektedir:

"Seni ibadetin, hayr-ü hasenatın memnun, günahın da mahzun bırakırsa, sen kâmil bir mü'minsin..."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner623

banner624