Cumhuriyet Halk Partisi, Doğu Bloku’nun yıkılması ile birlikte politika üretemiyor artık. Gümrük duvarlarının kalktığı, meta dolaşımının sınırsız hale geldiği, ulusal paraların, “para koruma kanunlarının” giderek anlamsızlaştığı bir dünyaya verecek cevabı olamadı CHP’nin.

CHP’nin aslında iflas ettiği dönem, Regan Amerikası ve Thatcher İngilteresinin yerleşik ekonomi modeli ve işçi sendikalarına karşı yürüttükleri ezme politikalarını hayata geçirdikleri dönemdir.

Dünyadaki bu ekonomik değişim, Türkiye’ye de bire bir yansıdı. Türkiye’nin kurucusu olduğunu iddia eden (aslında bu gerçek değil, büyük bir yalandır) CHP, yeni sömürgeci ekonomik düzene karşı tezler geliştirip direneceğine, milletin milli ve dini değerlerine hakaret eden, aşağılayan, ötekileştiren politikalar üretti. Yüzbinlerce öğrencinin hayatının kararmasını sağladı. İnsanların örtüsü, sakalı ve giyimi ile uğraştı.

Sendikalar bir bir tabela kulübüne dönerken CHP, “irtica” höykürmeleri ile günü kurtarmaya çalıştı.

Taşeronlaştırma, özelleştirme zirveye çıkıp emek yerle bir edilirken CHP, darbe şakşakçılığı yaptı.

28 Şubat faşist darbenin siyasi ayağı olmayı üstlendi.

Türkiye, o günün iktidarı tarafından Gümrük Birliği Anlaşması ile Avrupa’ya peşkeş çekilirken, CHP, “Türkiye laiktir laik kalacak” sloganını hançeresini yırtarcasına höykürüyordu.

Özetle, 1984-2000 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti devleti ve yurttaşları küresel ekonomiye entegre edilme adı altında sömürgeleştirilirken, Sosyal Demokrat partimiz CHP, meyhane devrimciliği ve ultra faşizm laikçiliğe sarılarak zevahiri kurtarmaya çalıştı hep.

Çünkü CHP de, Doğu Bloku gibi mehaz aldığı ekonomik politikalar iflas etmişti.

Sadece ekonomik politikalar değil, 1930’ların arkaik siyasi anlayışı da iflas etmişti. Türkiye artık tek parti dönemi, Mussoloni Faşizmi ile Stalin Devletçiliği karması bir anlayışla idare edilemez hale gelmişti. Bilgi ve sermaye tabana yayılmış, Köylü nüfusu ekonomiye direk katılmaya başlamıştı.

Böylesine hızlı bir devrim sürecinin yaşandığı 20 yılda CHP sıkı sıkıya kronik ideolojik arkaizme yapıştı ve kaybetti.

CHP’nin buz gibi eridiği dönemde parti içerisinde Gürsel Tekin isimli bir genç ortaya çıkıp yeni şeyler söyleyerek dikkatleri üzerine çekti. Umudunu yitiren CHP tabanı ona büyük teveccüh göstererek İstanbul il başkanı yaptı. Gürsel Tekin ile birlikte CHP resmen bir “iç devrim süreci”ne girdi. Partisinin arkaik politikalarını bırakıp yeni söylemler geliştirdi. Yerel, milli ve toplumun moral değerleri ile partisini bir araya getirmeyi başardı.

Halk ile CHP’yi bir araya getirmeyi başardı. İlginçtir, Gürsel Tekin partisini muhafazakâr halkı ile birleştirdikçe muhafazakâr medyadan kendisine yönelik saldırılar başladı.

Aslında Gürsel Tekin’in CHP içinde gerçekleştirdiği bu devrimi ve linç edilmesini başlı başına birkaç yazı ile ele almak lazım. Gürsel Tekin’in hem laik hem de muhafazakâr tanrılar tarafından kurban edilmesi, kanaatimce son çeyrek yüzyılın en önemli siyasi operasyonlarından biridir. Tabi Sayın Tekin bu operasyon sürecinde zaman zaman maksadını aşan ve kabul edilmesi mümkün olmayan sözler sarfetti bir iki kere

CHP’nin millileşme çabaları, kaset olayı ile akamete uğratıldı. Partinin içindeki yerli ve milli unsurlar sistematik bir şekilde adım adım pasifize edildi.

Bu yüzdendir ki yeniden Şükrü Kayaların, Recep Pekerlerin, Önder Savların ruhları yeniden hortladı. Emperyalizmin ülkemizdeki koçbaşı olan Kasım Güleklerin ruhu CHP’de egemen olmaya başladı. (Kasım Gülek, Fetullah Gülen’in kankasıdır. Vasiyeti üzerini cenaze namazını terörist Gülen kıldı.)

Küfürbazlık, seviyesizlik, rezillikler zinciri böylece CHP’nin “vaka-yı adiye”lerinden oldu.

Partinin en tepesindeki kişiler millete açık açık küfrettiler. Kimi, Türk-Yunan savaşına atıf yaparak, milleti denize dökeceğini söyledi.

Kimi, ahlaksızlıkta, terbiyesizlikte, küfürbazlıkta, itlikte zirveyi aşarak tüm millete “köpek” dedi.

CHP, bu seviyesizliğinin üzerine önceki gün gerçekleştirilen İstanbul İl Başkanlığı kongresi ile tüy dikti.

Piyasa”nın en küfürbazını il başkanı olarak seçti. Bu kongre, Batı’nın CHP’de ne kadar güçlü ve egemen olduğunun da bir delili oldu aslında. CHP delegesi, fikir, bilgi, çözüm üreten ve daha güzel bir Türkiye ütopyası sunanları değil, lafından “penis”i eksik etmeyen, ülkenin Başbakanına açık açık kamuoyun önünde ve sosyal medyada “O… Çocuğu” diyecek kadar ahlaksız bir kadını tercih etti.

Bol sinkaflı küfürleri siyaset sanan bir kadının CHP’nin İstanbul il başkanı seçilmesi, bu partinin “Sela”sıdır aslında. CHP, bu kadınla 2019’da İstanbul’da kaybetmeyecek, hezimeti yaşayacak. Yani CHP Küfrederek milletin hayatından çekilecek.

Tabi, partiyi millet ile buluşturan kadrolar seçim sürecinde devreye girmezse eğer…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.