Her yazımızda ifade ediyoruz. İçte, çevremizde ve dünyada gelişmeler o kadar hızlı yaşanıyor ki. Takip etmesi dikkat istiyor. Hem içerde, hem çevremizde hem de dünyada olup biten hiçbir gelişme bir birinden bağımsız değil. Mutlaka uzak veya yakın illiyet bağına şahit oluyoruz.

Amerika’da Kenedi suikastı belgelerinin açılmak istenmesi, Kuzey Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetiminin bağımsızlık referandumu, Türkiye-İran-Irak’ın bu konuda adeta Cento’yu canlandırır görüntüsü ile harekete geçmesi,  Türkiye’nin İdlip operasyonunu başlatması, Türkiye-İran-Rusya yakınlaşması,  AK Parti içinde FETÖ’ye bulaşmış Büyükşehir Belediye Başkanlarının istifalarının istenmesi ve bu istifalara adeta dirençle cevap verilmesi, bu istifa isteklerine karşı özellikle CHP’nin bir kanadının demokrat kesilerek karşı çıkması, piyasada İslamcı kesilen yazarçizer kesiminin demokrat ayağı ile adeta Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alması,  Meral Akşener hareketinin ‘İyi Parti’ adıyla hayata geçmesi sanılmasın ki bir biriyle bağlantılı değil.

Salı günü Meclis’in yolunu tuttum. Meclis’in 1 Ekim’deki açılışında bulunamamıştım. Ondan sonraki günlerde de uğrayamadım. Bu dönem uzun süreden bu yana ilk kez grup toplantıları bahanesi ile gidebildim. Meclis’e ne amaçla gidersem gideyim uzun süre beni bağlıyor. Salı günüde öyle oldu. Neredeyse Genel Kurul Çalışmalarını bitirip ancak çıkacaktım. Kuşkusuz siyasi havayı zaman zamanda Meclis’ten solumak gerekiyor.

Meclis ziyaretimde farklı açılardan milletvekillerinin farklı rahatsızlıklarını gördüm. Bu muhalefet açısından da iktidar partisi AK Parti açısından da böyle. AK Parti içinde bir kısım vekilin kaygısı ülkenin içinde bulunduğu durumdan nasıl çıkacağı iken, bir grup vekilin kaygısı istifası istenen belediye başkanlarının direnmesi, bir kısmının sıkıntısı ise anladığım kadarı ile bu işin vekillere de sıçrama korkusu. Meclis’te vekillerin dışarıda vatandaştan farklı bir algı içinde olduğunu hissettim kısaca.

Oysaki gelişmeler dışarıda vatandaş tarafından daha sade ve daha yalın anlaşılıp değerlendiriliyor. Özellikle Kuzey Irak’ta gerçekleşen referandum sonrası Türkiye’nin ortaya koyduğu öngörülerin teker teker gerçekleşmesi vatandaş arasında güveni artırıyor.

Musul’un DEAŞ’tan kurtarılması için başlatılan harekâta Türkiye’nin katılması konusunda Irak yönetimi ve İbadi’nin şiddetle karşı çıkışına karşılık bugün bize ihtiyaç duyması manidar değil mi? Türkiye’yi dinlemeyen Mesut Barzani yönetiminin ‘Midyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan’ olması diğer bir manidar gelişme değil mi? Irak yönetiminin bugüne kadar uzak durduğu Türkmenlere muhtaç kalması ayrı bir durum değil mi? Irak Merkezi yönetimi Kerkük ve Musul’u peşmergeden geri alırken tek başına olduğunu sanmayın. Türkiyesiz bu işi halletme imkânı yoktu. Bundan sonra da Irak Merkezi yönetiminin bu bölgeleri elinde tutabilmesinin tek yolu Türkiye’dir.

Musul-Kerkük konusunda Türkiye’nin bundan böyle izleyeceği iki yolu vardır. Ya Musul ve Kerkük’ü MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin açıkladığı gibi 82 Kerkük, 83 Musul plakalarını takmasıdır. Ya da 1926 Ankara Anlaşması’na dayanarak Irak-Türkiye Konfederasyonu’nu kurmasıdır. Irak Başbakanı İbadi’nin Türkiye’ye gelişinde bu konular ne kadar konuşuldu bilmiyorum. Eğer bunlar konuşulmadıysa iş eksik kalmıştır.

Irak’ın toprak bütünlüğü bundan böyle Irak-Türkiye Konfederasyonu kurulmadan sağlanamaz. Öyle görülüyor ki KDP’nin Süleymaniye merkezli yapıya geri dönüşü ile Erbil’de durum çok değişecektir. Şu unutulmasın Bölgesel Kürt Yönetiminin merkezi olduğu sırada Erbil bir Türkmen Belediye Başkanı ile yönetiliyordu. Bundan sonra uzun süre gündeme geleceğini zannetmiyorum ama bir gün Kürtler bağımsızlıklarını ilan ettikleri zaman Türkiye Musul ve Kerkük hakkını kullanacaktır. Yazıyı kaleme aldığım sırada Irak Merkezi yönetimi Mesut Barzani’nin referandumu askıya almak istemesi teklifini reddetti. Tamamen iptalinin açıklanmasını istiyor.

Türkiye’de bazı kesimlerin Barzani ailesinin Güney Doğu’da etkinliğinden korkuları bulunuyordu. Bağımsızlık referandumu uygulamaya konulsaydı bu korku geçerliydi. Referandum sonrası gelişmeler ve bu gelişmeler sonucu Barzani’nin karşı karşıya kaldığı durum bu kaygıları ortadan kaldırdı. Şimdilerde bütün kesimler Türkiye’nin gelinen noktada ne kadar haklı olduğunu kabul ediyor.

Şimdi tercih zamanıdır. Irak Merkezi yönetimi ve Türkiye’nin önünde iki tercihi vardır. Ya 1926 Ankara anlaşmasına göre Türkiye-Irak Konfederasyonu ya da 82 Kerkük, 83 Musul plakalarıdır. Irak Merkezi yönetimi eninde sonunda bunu anlayacaktır.

Cuma’nın hayrı üzerinize olsun...


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.