Maddi değerlere veya manevi değerlere yaslanıp, ya överek veya söverek birbirlerine deve cüce oynatan dünyalılar gördüm. Tahtla minderi, bulutla toz toprağı müthiş bir tezahüratla dövüştürüyorlardı. Oradan yazıyorum.

Övgü veya sövgünün rengi koyulmuş bu tabloda. İki zıtlık. Daimi tartışma, daimi kavga ve savaş… Birbirini yok ederek var olma çabasının anlamsızlığına boyanmışız.

Ya yüceltmeye/göğe gömmeye veya aşağılamaya/ yere gömmeye bu kadar yatkın olmamız ürkütücü… Ya göğün dibi. Ya yerin dipsizliği… İkinci katı kimse beğenmiyor. Canlılığını, sağlığını, işlevini kaybetmiş bir toplum olacağız bu gidişle. Vasat bir toplum mu? O da ne? İki uçta da olmamak; bize göre yok olmak gibi bir şey. Veya hiç var olmamak. Var olsan da bir çeşit sıradanlık alameti. Ortacılık. Tekstil dünyasında bile ezik bir konum. Dengemizi yutmuş ya övgüde, ya yergide dimdik duruyoruz. Devrilmemeye itina gösteren bir duruş arz ediyoruz. Muvazene değil bu. Muhatabın dengesini sarsmak için dengesiz meydan okumalar duruşu…

Toplum olarak ifade gücümüz adil bir çizgide seyretmiyor. Daha çok katil bir çizgide rugan rugan/ sivrilmiş parlak karaltı olarak geliyor üstümüze… Hakkaniyet ibresi ya övgü ya da sövgü şiddetimizin karşısında tir tir titriyor ve ani çıkışlar ve inişlere daha fazla dayanamayıp bizden yana kırılıyor. İbresizlik; ömrümüze ömrümüze oynuyor…

Hatta daha ileri gidelim. Daha dürüstçe bakalım. Toplum olarak gömdükten sonra bile yüceltmeye devam ediyoruz. Özellikle ölmüşlerimizin artık bizlerle “menfaat” kapışamayacağının kesinlik arz etmesi bizi öyle mutlu ediyor ki; “ah yazık” merhumu göğe kaldırıyoruz. Bizde adettir. Ölüm tarihlerinden itibaren birden bire can bulan aşırı sevgi ve saygı eşliğinde ölmüşlerimizin olmayan canına değecek işler yaparız. Evvelce, sağken, sağlıklıyken; dirilerimizi canından edecek işler yaptığımız gibi…

Bir de henüz yaşarken yüzüne karşı övgülerle rafa, hayattan uzaklığa, erişilmezliğe yani göğe kaldırma çabaları var ki; bu iş te sıraya binmiş vaziyette. Bir sen bir ben sırasına. Karşılıklı konumlardan birbirini eşit bir şekilde yararlandırma etkinliği. Ben köşede, kürsüde, mevkiimde seni, sen kasada, sahnede, medyada beni. Bu tıpkı taşrada düğünlerde “o ne getirmişse aynından götürme” denklemine benziyor. Hatta bazen zaman aşımından götürülen hediyenin daha önce getirilen hediye olmasındaki o müthiş tesadüflü tevafuk gibi! Aşırı, gereksiz bir sena, neredeyse hamd etmeler, bir al gülüm ver lalem edebiyatı ki sormayın. Yüze ölme gibi yüze gülmeler, arkadan kara dizi entrikaları çevirmeler… Mübalağa eder, ya naat, ya mersiye okur ve yazar, sonra bir de hiciv hiciv yaşarız olur biterler…

İfrat ve tefriti yerenlerin düştüğü durum daha kederli kahkahaları cezbedecek nitelikte. Hep beraber ifratta olanlarla hep beraber tefritte olanlar birbirini poh pohluyor. İfratta olanlar tefritte olanlara, tefritte olanlar da ifrat ta olanlara sövüyor. Kendisinin bulunduğu noktayı denge noktası olarak arz ediyor. Periferisini pek merkezî buluyor, tek merkez görüyor. Çok geçmeden bu iki uç beyliği uç değişerek öç almayı deniyorlar. Zıddına yaslanmasalar yaşama imkânı bulamayacaklarından olsa gerek... Aman Yarabbi! Kınadığından kına yakıyor mübarek ellerine!

Bütün bunlara her ne kadar söz konusu çevrenin a sosyali (birinci pardon bininci derecede sosyal anlamında) olsam da, şahsen en yakından görebildiğim edebiyat çevrelerinde bizzat tanıklık etmem kolay kolay içinden çıkmadığım o mübarek kabuğuma, şahsımı adeta gerisin geriye döndürüyor. Diğer çevrelere ise hepimiz uzaktan bile olsa tanığız. Hatta sanığız. Medyaya and olsun ki(!)...

Kendisine adil bir hayat yürüyüşü-ölüm duruşu edinmenin bu kadar zor olduğu bir dönemde, bu iki uçta, hınçlı burçlarda yaşamayan ve o büyük yalnızlığı tercih edenler varsa birbirimizi bulalım olmaz mı?

Kaçmayan ve sallanmayan, çok iyi demlenmiş bin çayı yudumlayalım.

Fatiha suresi nasıl başlıyordu? Elhamdülillah derken biz neyi kast ediyorduk? Arapça ama olsun. Bir anlamı vardı değil mi muhakkak?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
şerafettin gürer 2018-05-08 12:19:56

harika bi yazı.tebrik ederim.fikirlerinizde kendimi buldum