Bu başlığı atarken yabancı dillerden uzak biri olmadığımı, bu dillerden en az ikisine aşina olduğumu hatta bu dillerden birini rahatlıkla konuşup yazdığımı ifade etmek isterim.

Mesele nereden çıktı? Ortaokul ve lise yıllarımızda yabancı dil olarak İngilizce, Fransızca ve kısmen de Almanca öğretilirdi. O vakitler İngilizce hocamızı Londra sokaklarında, Fransızca Paris, Almanca Hocamızı da Berlin sokaklarında gezer gibi tavırlar, hareketler jest ve mimikler içinde görürdük. Sabahleyin mahalle bakkalına “good morning” Akşamleyin fırıncıya “good evening”. En sevdiği arkadaşını da görünce “Hi” diye hitap etmelerine şahit olmuştuk. Bu durum yabancı dili öğrenmede bizde merak duygusu uyandırsa da altı yıllık yabancı dil öğreniminde pek bir faydası olmadığını mezun olduğumuzda görmüştük.

Artık zamanımızda özellikle günlük konuşma dilimize giren cümle yapıları bile oluştu. Fransız cümle yapısı. İngiliz cümle yapısı dediğimiz bazı yapılarla karşı karşıyayız. İfadeler hakeza yabancı dil yoluyla nasıl bir kültürel asimilasyona açık olduğumuzu göstermektedir. Gençler arasında “Allah’a ısmarladık” yerine “bye-bye” diyerek vedalaşmalar… Yine, birbirlerinden ayrılırken kullandıkları “görüşürüz” ifadesi de, İngilizceden dilimize geçmiş ve günlük hayatımıza mal olmuş ifadelerdendir.

Bu olumsuz örnekler maalesef bu hocalarımızın ya da kitle iletişim araçlarının ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Üstüne üstlük, yabancı filmlerin tercümelerinde yapılan yanlışlar, işe bir başka boyut eklemektedir. Mesela, market, store, rezidans, gross gibi kavramların hepsinin karşılığı var. Ama bunlar tercih ediliyor. Bunun yanı sıra, “banyo almak, duş almak, çay almak” gibi ifadeler de yine günlük hayatımıza giren ve Türkçe itibariyle yanlış olan Fransızca ve İngilizce menşeli kullanımlara bir diğer misaldir.

Yabancı dil öğrenemeyişimizi bu öğretmenlere mi yoksa milli eğitim müfredatına mı borçluyuz pek bilinmez. Bütün bunlarla birlikte şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Şekilci eğitim. Yani dostlar alışverişte görsün.

O vakitlerden günümüze yabancı dil öğrenme ve öğretme hususunda hiç bir şey değişmediğine üzülerek şahit oluyorum. Neden mi? Anlatayım… Yabancı dil üzerine yapılan bilimsel bir toplantıda neden ortaokul ve lise boyunca okutulan yabancı dili öğrenciler öğrenemiyor diye bir soru sormuştum. Bu sorunun kısmen de cevabını biliyordum. Ama yabancı dil hususunda yeni teknikler gelişmiştir olabileceği düşüncesiyle alanında yetkin bir hocamızdan konuşmasını bekledik.

Alanında yetkin bildiğimiz bir hocamız beklediğimizin tak aksine bir malumatfuruşluk yaptıydı. Efendim öğrenciler Divan edebiyatını da öğrenmiyor. Bunu da öğretmekten vaz geçelim. Hay da nerden çıktı şimdi bu? Bu ne yetkinlik bu ne etkinlik diyesim geldi. Divan edebiyatı ayrı yabancı dil öğrenmek ayrı bir şey. Sen yabancı dili öğrenirken güncel olan ve yürürlükte olan bir ihtiyacı gideriyorsun. Divan edebiyatı da edebiyat tarihi içerisinde bir dönemdir. O dönemle ilgili çalışma oluştuğunda ki konunun uzmanları ve meraklıları bununla ilgilenir. Bu hocamız maalesef elma ile armudu aynı tartıya koyma gayretinde olduğunu gördüm. Yine bunun yanında kendi başarısızlığını örtmek için başka bir meseleye-konuya saldırı pozisyonuna geçmiş. Merhum Cemil Meriç, günümüz insanı için nezleye yakalanır gibi yakalanır ideolojilere demişti.

Başta da belirttiğimiz üzre yabancı dil bilmek bir aydınlanma olarak gözükebilir. Kişi, öğrendiği her yabancı dil ile ufku açılır ve dünyayı kendi avuçlarında bilir. Fakat bunları yaparken kendi kültürüne yabancılaşarak aydınlanmanın bir yabancılaşma değerinde görülmemesi lazım. Aydın sapması dediğimiz kavram tam da bu tipler için kullanılır.

Gelişmekte ve hatta gelişmesini tamamlamış bir ülke olarak yurt dışında da ülkemizin tanıtımına ağırlık veren çalışmalarımız, kurumlarımız var. Haliyle yabancı dil öğreniminden vazgeçilemeyeceğine göre, olumsuz tesirlerin önüne geçmek için yapılacak en doğru yöntem şudur. Bir yandan öğrencileri kendi öz kültürümüzün değerleriyle donatmak diğer yandan da okutulacak kitapları bizzat ülkemiz
insanlarına kendi milli değerlerimize göre hazırlanması gerekmektedir.

Bu hususta yabancı dil hocalarımız her şeyden önce, o yabancı dili çok iyi bilmeyi gerekir ki kendi dilimizi ve kültürümüzü bilmeyi ve içinde yoğrulmuş olmaya da ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca, gelişen dil öğretim metod ve araçları konusunda da belli bir yeterlilik sahibi olmak son derece önemlidir. Haliyle bu konu, pek çok milli meselelerimiz gibi, gönüllülerini beklemektedir. Ayrıca, öğretmenlerimizin yabancı dili öğretirken dikkatli olmaları ve konuları seçici bir yolla işlemeleri gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.