Hikaye şöyle başlıyor: Yalnız bir adam varmış, kurduğu dünya içinde, idealleriyle baş başa yaşarmış. Sonra bir gün memleket meselelerine el atmış, şiir okumuş, hapse girmiş… Ülke o zamanlar şiiri hiç sevmezmiş…

Hapse girmiş; gelen yok, giden yok…

Lider olacağı duyulmuş, gelenler ne de çok…

Yalnız bir adam varmış, bir gün ülkenin başına geçmiş. Dostları az, düşmanları çokmuş…

Birkaç arkadaşıyla ülkeyi düze çıkarmaya ahdetmiş: Atos, Portos, Aramis, Dartanyan…

Bir gün bir dijital muhtıra yemiş; sağındaki ‘enine sağduyulu adam' susarak geçiştirmiş; solundaki ‘gözyaşı stoklu adam'  ‘asker haklı, ne diyorsa doğrudur' demiş.

 Her ikisi de hayatına kaldığı yerden devam etmiş, şövalyelik böyleymiş...

Feragat etmiş, ‘enine sağduyulu adamı' yüksek rakımlı tepeye göndermiş. Adam oraya çıkınca ‘ben iadeli taahhütlü değilim, buradan inmem; istediğimi yaparım, istediğimi yıkarım' demiş. Yalnız adam tek başına atamalarla ilgili tavsiyede bulununca da ‘herkes kendi işine baksın, yetki bende, aşağıdan bana kimse isim telkin edemez' demiş ama yine de kaldığı yerden devam etmiş.

Balyozlar, Ergenekonlar tepesinde uçuşurken öteki şövalyeler ortada yokmuş, bu adam yalnız mı yalnızmış… Baskılar, vesayetler, tehditler birer birer azalırken çevresindekiler de mantar gibi çoğaldıkça çoğalmış. ‘Hatırlamadın mı, ben de oradaydım sen kılıç sallarken' diyenler ne de çokmuş…

Çünkü yönetimin adı: Silahlar patladığında ‘yalnız adam, tek başına'; maytaplar patladığında herkes işbaşınaymış.

Vesayet bir gün, başka bir kılıkta gezintiye çıkmış. Ölümcül darbeyi indirmek için yalnız adam tek başınanın yurt dışına çıkışını beklemiş ve hemen harekete geçmiş… Geziciler İstanbul'u fethede(!) dursun; birileri kuyruğunu kısıp ‘evet, özgürlük onların da hakkı', ‘biz galiba biraz diktatör olduk' demiş, ama yine de kaldığı yerden devam etmiş…

Bakmış, olmamış, 17-25 Aralık'ta ferman çıkarmış: ‘Tiz dahili ve harici bedhahlara karşı topyekun seferberlik ola…' Yalnız adam tek başına, ora senin bura benim, yırtınıp durmuş, sesinden yer gök inlemiş, halkı dışında kimse duymamış. Çünkü halkı onu pek severmiş. Şövalye ve şövalye suretlilerin ise gökyüzünden haberi yokmuş. Sonra darbe olmuş, darbeyi yalnız adam, tek başına halkıyla savuşturmuş, ama sesini duymayanlar kaldığı yerden devam etmiş… Kral ne de çok merhametliymiş…

E o zaman ilk virajda korkuyla trenden atlayan Sivaslı garibanın suçu neymiş?..

Keşke o da kaldığı yerden devam etseymiş…

Yalnız adam tek başına, gittiği her yerde yetkili kişilere ‘acıma acınacak hale gelirsin' demiş, kendisi her defasında acıyıp durmuş…

Neyi konuşuyoruz ki…

Ümmetin tek umudu olan bir imparatorluk, yüzyılın işgalini savuşturdu; yalnız kral haberi enişteden aldı; yüzeydeki kapçıklar, kıymıklar hoyratça toplandı; derindekiler daha da derine daldı. Her tökezlemede oramıza buramıza batıp duracaklar.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.