“Gerçek olan içimdeki bu boşluk mu? Değil! Bir şey var ama eksile eksile var…”

                                                                                                                                     Yusuf Atılgan-Aylak Adam

BİR yalnızlık arıyorum. Kalabalık caddelerin köşe başlarında beni bekleyen ya da öfkeden çılgına dönen sabah trafiğinin içinde ansızın karşıma çıkıveren… Uysal, huzurlu ama girişken… Israrla çağırdığım daranlarda kavuşmak muhalse de gelecek biliyorum. Bekleyen ömürlere huzurdan bir bûse bırakacak, ellerini camlara vuran bir ısrar gezdirsem de biliyorum.Yalnızlığı, kalbimin en ücra yanlarıyla özlüyorum. Uzun zamandır alnıma dokunmayan bahar ellerini ve ilk bakışta soğuk dursa da huzurlu yüzünü her gün daha çok arıyorum. Alelacele icra ettiğim kahve molalarında, dünyanın infilak duraklarında, hayatın satır aralarında ona dair bir hasreti adımlıyorum.Her şeyin zıddıyla kaim olduğu kâinatta, boğuk kalabalıkların da onu çağırdığını duyumsuyorum.

Ruhumuzun arzuladığı munis iklimi ancak, bir yalnızlık kalbinde saklayabilir, biliyorum.İnsanın diyorum, ne çok ihtiyacı varmış meğer varlığına… Hayatın yokuşlarını tırmanırken, doludizgin koşarken, unuturken gideceğini, geldiğini unuturken omuzlarında ağlamaya…Issız bir şarkıyla, davullu zurnalı şamatalardan uzaklaşmaya… Ellerini yıkıcı yağmurlardan kurtarmaya…

Yalnızlığı söylenişi kolay, yaşanışı zor olarak açıklayan Geothe, sadece içsel bir yalnızlığa temas etmiş gibi oysa kalabalıklaştıkça insanın çevresi, eksiliyor içi… İnsan arındırabildikçe kendini görkemli kalabalıklardan aralanıyor tefekkürün kapısı. Mana, olanca sıcaklığıyla doluveriyor kalbine. En nezih, en samimi cümleler üşüşüyor sinesine, ısıtıp ışıtıyor o zaman. Belki de bunun için, “Yalnızlık;alınyazısının insanı kendi kendisine ulaştırmak için başvurduğu bir yoldur."diyor HermanHesse… Belki de bunun için “İnsanın insana verebileceği en değerli şeyin yalnızlık” olduğunu söylüyor Edip Cansever. Belki de bunun için “Yalnız olmayı başaramayan bir kişinin başkalarıyla olmayı da başaramayacağını…” dillendiriyor MichelFoucault.

Bir yalnızlık arıyorum… Ecel gelmeden eceli anlatsın, biz dünyayı dolanırken bile kalbimizle dünya arasına kalın duvarlar bıraksın. Korusun, saklasın, haykırışını uzun suskularla tamamlasın. Kuşatsın sonra, çoklu tümcelerle kaybettiğimiz huzuru birkaç kelimeyle yanı başımıza bıraksın. Bakınca gözlerimizin ta içine,  onunla gelmiş olduğumuzu ve varacağımız uzaklarda uzun süre onunla kalacağımızı anlatsın. Bir yalnızlık, içli çağrımızı cevaplasın.

Belki de hemen yanı başımızda… Çağıran biz değiliz de kendisi aslında. Kalbimizdeki gizli iştiyakın ismi bir hasret değil de bir davet hüviyetinde. Bekleyenden çok, bekleneniz belki de…

İskender Pala’nın “Od” kitabında cümleler, tam da bu fasıl göz kırptı kalemime;

Güneşe bakanın yıldızı göremeyeceği aşikârdı. Bu, yıldızın kaybolduğu anlamına mı gelirdi? Belki de asıl mesele buydu. Güneş doğunca yıldızlar görünmüyorlardı ama kayıp da olmuyorlardı. Gözümüzdeki görme melekesinin boyutunu değiştirebilirsek, belki yıldızları gündüz de görebilirdik…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Birisi 2017-11-28 21:30:37

Bir şarkıyı hatırlattı yazınız.
Şimdi avunuyorum bir hayal dünyasında
Adı yalnızlık olan hayat arkadaşımla

Yalnızlığa sığınmak böyle bir şey demek ki. Her zamanki gibi mükemmel, içli ve samimi idi yazınız. Tebrik ediyorum.