1980-1985 yılları arasında resmi rakamlara göre 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, 230 bin kişi sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Bu yargılamalar sonucu; 420 kişiye idam cezası, 630 kişiye müebbet hapis cezası, 939 kişiye de 20 yılın üzerinde hapis cezası verildi. Değişik tarihlerde darbeci Kenan Evren’in tabiriyle “bir sağdan bir soldan” olmak üzere TBMM’nin onayladığı kararlarla 50 kişi idam edildi. Tutuklular mahkeme salonlarında yargıçların gözü önünde darp edildi, kötü muameleye tabi tutuldu, avukatlarıyla asker olmadan görüştürülmedi. Avukatlar gözaltına alındı, tutuklandı, sürgün yedi. İstanbul Barosu dahi mühürlendi. Cezaevi görüşlerinde tek bir kelime dahi Kürtçe konuşan ağır hücre cezalarına çarptırıldı. Türkçe bilmediğinden “Oğlum nasılsan” kelimesini yüzlerde defa tekrarlayan gariban anaların yürek yakan hikayeleri, dışkı yedirmeler, makata cop sokmalar, köpekle saldırmalar, günlerce süren insanlık dışı uygulamalar… İşkence gündelik yaşamın bir parçası haline gelmişti. 229 kişi gözaltında ve cezaevlerinde katledildi. 9962 sanık işkenceden yargılanmasına rağmen, sadece 84 polise ceza verildi. Dönemin Yargıtay Başkanı bir mülakatında, yargıdaki tek eksikliğin “makam aracı” olduğunu söylüyordu. Özellikle Diyarbakır Cezaevinde 80 darbesinin insanlık dışı ve vahşi uygulamaları PKK’ya adam devşiriyordu.         

 HÜKÜMET VARDI AMMA ORTADA DEVLET YOKTU

2000’li yılların başlarıydı, avukatlık stajımı yapıyordum. Diyarbakır DGM mahkemelerinden birinde duruşmaları izliyordum. Halen de gözlerimin önünde; 70 yaşlarında yaşlı ve ağır hasta bir sanık, yatalak olduğu için yürüyemediğinden 4 asker tarafından battaniye ile taşınarak, heyetin önündeki beton zeminin üzerinde, yere serili bir şekilde tercüman vasıtasıyla ifadesi alınmaya çalışılıyordu. Bu insanlık ve hukuk dışı manzara karşısında adeta şok olmuştum, hukukun kitaplarda olmayan gerçek yüzünün ve acı uygulamalarının bire bir uygulamalı bir şekilde stajını yapıyordum. O gün anladım ki o zamanın hakimleri, savcıları devletin şefkatini unutmuş, ejderhanın azı dişleri gibi vatandaşını çiğniyordu, yutuyordu. Hukuk ayaklar altındaydı. Hakimler adalet dağıtımı yerine ceberut devletin ve zulmün bekçiliğini yapıyorlardı. Hükümet vardı amma ortada devlet yoktu. Meydanda devlet benim diye gezen, apoletli ve cübbeli vesayetçiler, eli sopalı ve vicdanı donuk çeteler vardı. O günlerde öyleydi de bugün her şey dört dörtlük mü? Tabi ki hayır! Özellikle devleti 90’lı yıllar gibi eski kirli sulara çekmeye çalışan, Erdoğan ile Kürt vatandaşların arasını açmaya çalışan bazı vesayet odaklarının sivil halka karşı üzülerek tanıklık ettiğimiz saldırgan ve hakaret içeren ırkçı tutumlarına, büyük tehlikeye bir başka yazımda ayrıntılı değineceğim.

ÖZELLİKLE DOĞU’DA BÜYÜK KATLİAMLAR OLACAKTI

Ancak özellikle son 15 yılda adalette, bürokraside ve insan haklarında sorunları bir bir çözme iradesinde olan, halkın gündelik yaşamını çekilmez hale getiren OHAL’leri ve DGM’leri kaldıran, dindarların gasp edilen kamusal haklarını koruma altına alan, Kürtlerin red ve inkarına son veren, işkence ve fail-i meçhulleri bitiren, Kürtçenin Tv, radyo ve okullarda serbest olmasını sağlayan, anadilde savunma imkanı getiren, Kürtçe siyasi propagandaya imkan veren, dışlanmışlığı, geri kalmışlığı, ihmal edilmişliği reformlarla ortadan kaldırmaya çalışan Recep Tayyip Erdoğan’lı bir Türkiye var. Özellikle dindarıyla ve Kürdüyle çok iyi biliyoruz ki Gezi olayları, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleriyle ülkeyi uluslararası emperyalizme teslim etmeye çalışan, kirli ve akıl almaz bir koalisyonla “Erdoğan ve Ak Parti düşmanlığı” ortak paydasında yan yana gelen “paralelciler, ulusalcılar, darbeciler” yönetimi ele geçirseydiler, özellikle Kürde kan kusturacaktı. Ben Kürdüm, ben müslümanım demeye dahi kimse cesaret edemeyecekti, Erdoğan’ın en masum hatasını dahi mumla aratacaktı. 15 Temmuz hain darbe girişimini tertip eden sözde Yurtta Sulh Konseyi’nin hazırladığı Sıkıyönetim Komutanları listesinde batının birçok ilinde sadece bir Sıkıyönetim Komutanı atanmışken başta Diyarbakır ve Şırnak gibi Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı Doğu’nun birçok iline sıkıyönetim komutanlarıyla beraber birer sıkıyönetim komutan yardımcısı atanmış olması basit bir tesadüften öte, bölgede özellikle Kürtlere dönük 80 darbesini aratacak, milyonlarca insanı cezaevlerine tıkacak, binlerce insanı ölüme götürecek bir zalim uygulamanın habercisiydi. Evet bugünlere biz nerelerden geldik, hangi tehlikeleri atlattık, çok iyi bilmemiz, birliği ve samimi kardeşliği gözbebeğimiz gibi korumamız lazım!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Özkan Zengin 2017-09-21 02:01:29

Tabii Allah'ın insana bağişladiği dini ibatetini kendi ana diliyle yapmasına bir sakınca yokken kendi vatanında ana dilini yasaklayan bir zihniyetın neler yaptığını biraz eksikleriyle yazdınız ve daha acı bir şey Mamak ceza evinin tüvalet ve banyo giderleri öldürülen insanların kanıyla tıkanmış ve sokak mazgalların dan günlerce kan ve insan ölüsü kokusu gemiş ben bir ülkücüyüm akp deyil Tayyip Erdoğan'ı Seviyorum neden o bir ümmetçi ülküçüyle ümmetçilik ne alaka ben inanan ülkesini seven benim kimseye farklı bakmaya hakım yok Gelelim rütbelilere çingeneyi padişah yaptılar babasını almış ve malisef böylede bir ata sözü var inananlar kardeştir canımı en çok yakan YASIN BORUYA ALLAHIM RAHMET EYLESİN