EVET… Siz siz olun, sakın yayıncı deyip geçemeyiz. Kanaatimce bugün kültür dünyamızın en büyük hizmetini üstlenenler onlardır. İlme, irfana en ziyade katkıda bulunanlar yine yayıncılardır. Şayet bir medeniyetten söz edilecekse, bu yolun kilometre taşlarını ömürleri boyunca canla başla, emekle, alın teriyle döşeyenler mümtaz  naşirlerdir.

Kıymetleri tam bilinmez

Doğrusu Türkiye'de kıymetlerinin tam manasıyla bilindiği inancında değilim. Çoğu, zar zor bütçeyi denkleştirirler. Yayınevini ayakta tutmak için cansiperane çalışırlar. Kar kış demez, soğuk ayaz dinlemez, kepengi açar, kitap vitrinini hazırlar, okuyucularını sabırla, tevekkülle beklemeye başlarlar.

 

Eski Bâbıâli'nin hâli

Yaklaşık 40 yıl önce Bâbıâli'ye ilk kavuştuğumda yayıncıların sayısı bu kadar çok değildi. Çok daha azdı ve imkânları fazlasıyla dardı. Zaten her yayınevinin bastığı kitabın sayısı da bir elin parmaklarını pek aşmazdı. O zaman matbaalar tipoydu ve modern baskı makineleri yoktu. Şimdiki gibi isimlerinin yanında ‘Yayınları' yazılmazdı. ‘Yayınevi'nin sıcaklığı bütün benliğimizi sarardı.

İlk kitabım, ilk göz ağrım Edebiyatçılarımızın Çocukluk Hâtıraları da bu şekilde basılmıştı. Bayrak Matbaası'nın o loş mekânında kitabı nasıl heyecanla beklediğimi dünmüş gibi hatırlıyorum. Yıl 1986, mevsim ilkbahar.

Yayıncıların biricim semti

 Yayıncıların İstanbul'da biricik semti vardı. Osmanlı'dan kendilerine hatıra kalan bu mahallenin adı Bâbıâli'ydi. Şimdiki Vilayet binasında eskiden sadrazamlar otururdu. Osmanlı payitaht iken, Bâbıâli haşmetli duruşuyla ayaktaydı. Sonra siyaset Ankara'ya taşındı. Bu sefer, basın ve yayın dünyasının merkezi oldu. Cağaloğlu yine Bâbıâli'ydi. Rotatifler dönüyor, gazeteler basılıyor, bayiler mevkuteleri okuyucularına satıyordu. Kaleminden kan damlayan fıkra muharrirleri, bir çırpıda yazılarını yazıp fırtınalar koparıyorlardı. Şimdi ne o gazeteler kaldı Cağaloğlu'nda ne de o eski fıkra muharrirleri!

Kimler geldi geçti!

Necip Fazıl'dan Vecdi Bürün'e, Burhan Felek'ten Ahmet Kabaklı'ya, Tarık Buğra'dan Ergun Göze'ye hepsi de bizimle vedalaşıp gittiler. Kulak verin, Cağaloğlu'nun ara sokaklarında onların sesini duyacaksınız. Bir de dost meclislerinde hâtıraları anlatılır. Artık ne o eski coşku kaldı semtte, ne o heyecan, ne de o âşina yüzler!

Yayıncılar da gidiyor

Gazeteler taşınırken üzüldük, hüzünlendik ama yayınevleri yine duruyor diye teselli bulduk. Vâ esefa! Gün geldi yayıncılar da semte el salladılar. Kimi Anadolu yakasına, kimi Taksim'e çekip gitti. Bazısı da Sur dışına çıkıverdi. Bu kaçış, bu göç nedendi bilinmez! Haydi matbaalar sığmadı diyelim, ya ötesi! Bir yayınevinde zaten eni topu birkaç kişi çalışıyordu, hangi bina yetmezdi bu kadarcık adama? Gözünü gurbete dikmiş bir delikanlı gibi gazetelerin ardından yayıncılar da Bâbıâli'den sökün ettiler.

Bir avuç idealist kaldı

Bugün bir avuç idealist tutunuyor semtte. Bâbıâli kalesini asla terk etmiyorlar. Endişeliler: “Binamız ne zaman turistik otel yapılacak ve biz ne zaman buradan gideceğiz?”

Okuyucu bilir, hiç karamsar değilim, aksine en kötümser hallerde bile ümit dallarına tutunuverir ve ufuktaki aydınlıklara işaret ederim. Yalnız Bâbıâli konusunda biraz bedbinim doğrusu. Uzak iklimlerde nostaljik bir sinema salonu yıkılınca kıyameti koparanlar, bu nadide semtin her geçen gün gözümüzün önünde eriyişine ne hikmetse hiç ses seda çıkarmıyor.

Gazeteciler, eski, köklü, kadîm mekânlarını hiç umursamıyor. Galiba bu konuda kalemini yoran, çırpınıp duran bir ben kaldım. Ne denir kader!

Yüzler Serisi

Kültür A.Ş. yetkilileri, iki yıl önce benden yayıncılarla ilgili kitap istediklerinde doğrusu bu çalışmanın bu kadar zor olabileceğini tahmin etmemiştim. Demek ki, bu semte meraklı, hatta sevdalı biri olarak düşünmüşlerdi beni, sağ olsunlar. Yüzlerce, binlerce yayınevi! Bir sınır getirilmiş diziye: “Yüzler Serisi”. 100 sayısı aşılmayacak. Kolları sıvadım, zaten çoğuyla dost olduğum yayıncıları gezip dolaştım. Mekânlarına yine uğradım, bilgi, belge istedim, fotoğraf talep ettim. İnanır mısınız, bazı yayıncılarımızın kendi mekânlarında bile doğru dürüst fotoğrafları yoktu.

İstanbul 100 Yayınevi

Bâbıâli'de Hayat kitabımı hazırlarken şunu görmüştüm. Gazetecilerimiz de Cağaloğlu'nda pek fotoğraf çektirmemişler. Düşünün bir kere! Çıkardıkları gazetelerde dünyanın dört bir yanından fotoğraflar basılıyor ama Bâbıâli'de iki üç yazarın veya muhabirin birlikte fotoğrafları yok! Allah'tan yayıncıların bir kısmı henüz ‘olay mahalli'nde. Firarîleri de ziyaret ettim. Beyoğlu'na, Üsküdar'a, Fatih'e taşınanları da. Yayıncılık maceralarından bahsettiler. Tabii hikâye veya roman değil, daha ziyade ansiklopedik bilgiler gerekiyordu bana. Yayınevlerinin ‘uzun künye'lerini araştırdım. Kitap iki yıl içinde toparlandı, yazıldı ve İstanbul'un 100 Yayınevi adıyla basıldı.

Fotoğraflar Ahmet Dur'dan

Fotoğraf konusunda Ahmet Dur kardeşimden destek aldım, sağ olsun. Bâbıâli'nin âdeta hatıra defteri, albümü ortaya çıktı. İlgi çeker mi, inşallah.  Zira sadece yazarların fotoğrafları ve kapaklar yer almıyor kitapta. Aşinası olduğumuz bir çok yayıncının eski/yeni resimleri de süslüyor sayfaları.

Sezai Karakoç, Peyami Safa, Ahmet Kabaklı, Ergun Göze, Mehmed Şevket Eygi, Ali Kemal Temizer, Ahmet Nuri Yüksel, Rahim Er, Erdal Öz, Şaban Kurt, Hüseyin Doğru, Mehmet Varış, Enderunî İsmail, Ebubekir Erdem, Melike Günyüz, Nâzım Tektaş, Abdullah Işıklar, Fethullah Kahraman, Muhammet Çiftçi, Ömer Okçu, Burhanettin Kayhan, Mustafa Özdamar, Mehmet Varış, Ezel Erverdi, Nurhan Alpay, Tayfur Esen, Münir Üstün, Enver Aytekin, Ali İhsan Yurt, İsmail Dayı ve daha bir çok yayıncı. Bu belki bir mukaddime, bir girizgâh oldu ama Bâbıâli'nin Tarihi mutlaka bir an önce yazılmalı, vakit geç olmadan!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.