23 Temmuz 2021

Avrupa Adalet Divanı'nın adında kalan adalet

Avrupa Birliği bünyesinde en yüksek mahkeme olan Avrupa Birliği Adalet Divanı (ABAD), 2017 yılında verdiği kararlarla işverenlerin, dinî sembollerin giyinilmesini yasaklamasını "doğrudan ayrımcılık" kabûl etmemişti. Geçtiğimiz aylarda Almanya'da görülen davalarla ilgili verdiği mütalaayla Yüksek Mahkeme, bu görüşünden de ileri giderek dinî sembollere bakıştaki ayrımcılığını taçlandırmış, küçük sembollere izin vererek 'görünür, büyük simgeler' tanımlamasıyla başörtüsüne 'doğrudan' ayrımcılık ya da bir başka deyişle 'örtülü' olarak da İslâm'a ayrım yapan bir görüş vermişti. Buna göre, haçlı kolyeye ruhsat varken 'büyük, görünen semboller' kategorik ayrımı tanımlamasıyla başörtüsü yasaklanabilir diyen görüşüyle 'tüm' dinî sembolleri değil, İslâmi sembolleri yasaklama yönünde bu mütalaasını o vakit de ABAD’ın bir nevi George Orwell'den mülhem "Tüm dinî simgeler eşittir, ama bazı dinî simgeler daha eşittir" demiş olduğunu belirterek yazmıştım. 

Şimdi bu son kararıyla İslamofobya Avrupa Adalet Divanı'nda da dedirtir evsafta bir içtihad oluştu. Tarafsızlık ilkesi kapsamında başörtüsü yasağına hukukî dayanak sağlamaya çalışan Mahkeme, başın açık oluşunu tarafsızlık görerek bir tanımlama yapıyor. Bir diğer zaviyeden de başı örtülü bir kadının kamusal yaşamda varlığının tarafsızlığa aykırılık olduğu iddiasıyla başörtüsü yasağını yasallaştırarak tarafsızlık adı altında yasak getirirken temel insan haklarını, kadın haklarını, din ve ifade özgürlüğünü ve çalışma hakkını ihlâl ediyor. Son yıllarda ABAD ve AB ülkelerindeki ulusal mahkemeler, başörtüsünü yasaklayan politikaları desteklemekte, Avrupa entegrasyonunda çok sesliliği ve eşitliği korumak yerine tarafsızlık ilkesini setrederek son derece ayrımcı ve taraflı bakışla Müslüman başörtülü kadınlara karşı bu temel hakları hiçe sayan yasakçı zihniyete yasal bir temel çabası vermekte. Avrupa’da İslâm karşıtlığını yasallaştırma çalışmaları, bir nevi Avrupa’da 28 Şubat’ın güncellenmiş sürümü olarak hayli zamandır sürüyor. Birçok ülkeden gelen İslâm karşıtı uygulama haberleri ile Müslümanlar için tehditkâr ve toplumsal barışı tahrip gücü yüksek sistematik beyânlar, bilhassa Müslüman kadına yönelik yasaklarla İslamofobiyi yasalara dönüştürme yönündeki eğilimle giderek yaygınlaşarak vahamet artıyor. Kamusal alanda varlığına hudut çekilmek istenen başörtülü kadın için ülkemizde hak ihlâlleri öyküleri 28 Şubat gibi bir acıyla dimağlara ve demokrasi hafızamıza işlenmiş iken Avrupa ülkelerinden gelen sınırlayıcı bu gibi kararlarla "Avrupa'nın 28 Şubat'ı" dedirten bir külliyat da oluşuyor. Kararlar sadece din ayrımcılığını değil, cinsiyet ayrımcılığını da içeriyor.

Değişik görünümlerde olsa da Müslüman kadınların ayrımcılığa uğramak tasasından emin olarak, hür seçimlerine müdahale edilmeden, giyimi dikte edilmeden, kısacası seçimlerini savunmak durumunda kalmadan kamusal yaşamda var olabilmek için mücadelesinin aşina hikâyesi bir şekilde bitmiyor. En yalın haliyle, bazılarının önyargıları ve kendilerini daha eşit görmesi diğerlerinin insan haklarından daha evla görülüyor. Daha da ironik olan Adalet Divanı din özgürlüğünü tarafsızlık ilkesiyle yarıştırarak temel hakları hiçe sayan bu bakışında başörtüsü yönünden ayrımcılığını karar paylaşımında #Headscarves (Başörtüsü) etiketi kullanarak yazacak kadar da ileri gittiğine göre biz de ABAD’ın adında kalan Adalet’i sorgulayabiliriz. Ve hatta evrensel insan haklarını ihlâl eden ABAD hukukçuları için bir disiplin dairesi kurulmasını teklif edebiliriz.

Dinler arası ayrımcı bakışını izhâr ettiği görüşüyle adında ‘Adalet’ olan, Avrupa’nın bu en yüksek yargı mercii, başörtülü çalışanın işten çıkarılması dâvalarına dair verdiği bu kararla küçük sembollere izin verip görünür, büyük simgeler tanımlamalarıyla başörtüsüne ‘doğrudan’, ‘örtülü’ olarak da İslâm’a eşit olmayan bakışıyla ‘adalet’ kavramını sorgulatıyor. ‘Adalet’ adı lafzında kalan Divan bu ayrımcı bakışla esas kendisi tarafsız kalamıyordu. Nasıl ki,  değer yüklü kavramları anarak kendinde menkûlmüş zehâbında olan ama uygulamayan, dâva deyip küçük hesapları olan, hasbî değil hesabî olan, hicâb etmeden her türlü hoyratlığı yapan kişiler bir tenakuzu perçinliyorsa bu kavramların adında olduğu kurumlar da bu hak nosyonundan uzak kararları ile aynı tesiri yapıyor. Tüm değer yüklü kavramlar, onları tatbik etmekten mahrum yapılardan kurtarılmalı. Avrupa Adalet Divanı’nın adında kalan ‘adalet’ ile kavramların adaletsiz kurumların tasallutundan kurtarılması gerek!

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement