15 Nisan 2021

Bağcıyı Dövmek

AMERİKA, Biden’in ile birlikte  planlarını hızla uygulamaya koydu. Önce Çin’i “rakip”, Rusya’yı da “düşman” belleyen Amerikan yönetimi, Rusya ‘ya karşı yeni bir “Soğuk Savaşı” başlatarak ilk adımını attı. Devamında da Yunanistan’ı üs yaparak Adalar Denizi’nde, Bulgaristan ve Romanya’ya yığınaklar gerçekleştirerek de, Karadeniz’de bayrak salladığını izledik. Hal böyle olunca, Ukrayna ve Gürcistan’ın ısınması çok sürpriz olmadı. Bu aslında ABD için, bir taşla birkaç kuş vurmak manasına geliyordu. Zira çıkarları nispetinde Rusya’dan kopmak istemeyen Almanya’nın, Ukrayna’ya yaptığı siyasal yatırımlar ortayken, bu gerilimin patlamasıyla bir ÇELİŞKİ yaşaması en fazla Amerika’nın işine yaradı. Nihayetinde söz konusu durum Amerika’nın, AB ülkelerini NATO disiplini altında tutmak adına bir APARAT gibi kullanılacağı izlenimi verdi.  

Peki, ya Rusya…? Bedeli ne olursa olsun, Ukrayna sorununu çözmeye mecbur şüphesiz. Çünkü bölgede olası bir Amerikan hâkimiyetinin, Moskova’yı bir felaketin eşiğine getireceğinin bilincinde… Bu açıdan kriz daha da büyüdüğü takdirde, Rusya’nın her şeyi GÖZE ALACAĞINI söyleyebiliriz. İşte o yüzden mevcut durum, Türkiye’nin stratejik önemini tekrar gündeme getirdi malumunuz. Kaldı ki Amerika’nın Karadeniz’de, Türkiyesiz yol alması neredeyse imkânsız. Tabi bir de bunun Rusya ayağı var ki, NATO ile arasına mesafe koymuş bir Türkiye’yi, aynı pozisyonda tutmak istedikleri aşikâr. İdlib’de ara sıra kendini göstermesi de, bu nedenle zaten… Fakat Ukrayna ilişkileri güçlenen bir Türkiye’nin, bu gerilime DOĞRUDAN DÂHİL OLMAYACAĞI muhakkak… Keza Cumhurbaşkanımızın; "gerilimin artmasını istemiyoruz, Mevcut krizin barışçıl, diplomatik yöntemlerle çözülmesi gerektiğine inanıyoruz" sözleri, bu izlere fazlasıyla sahip…

Anlayacağınız Baltıklardan Balkanlar-Karadeniz hattına, Gürcistan-Azerbaycan-Ermenistan çizgisi üzerinden Türk Cumhuriyetlere bağlanan gerilim hattı, Avrupa ve Türkiye’ye bir ABD BASKISINI beraberinde getiriyor. Bu noktada Amerika’nın, Rusya ile bir savaşı göze alacağını pek sanmıyorum. Lakin Avrupa ve Türkiye’nin, Rusya ile olan ilişkilerini KONTROL ALTINDA tutmaya dönük her türlü “SABOTAJI” yapacağı da kesin. İşte tamda böyle bir demde 126 eski Büyükelçinin, akabinde 104 emekli Amiralin ve en nihayetinde 96 eski Vekilin; biranda Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi'yle ilgi bildiri yayınlaması elbette manidar. Bunun anlattıklarımızla, bir bağı olabilir mi derseniz? O kadarını bilemeyiz... Ancak görülen o ki önümüzdeki dönem, KANAL İSTANBUL PROJESİ ÜZERİNDEN BİR KRİZ ÇIKARTILACAĞI kuvvetle muhtemel. Hem de emekli Tümamiral Cihat Yaycı’nın; "Kanal İstanbul, deniz hukuku açısından Montrö sözleşmesini etkilemez” temalı açıklamalarına rağmen… 

Hülasa herkesin, her şeyi çok iyi bildiği kanaatindeyim. Lakin hadiselerin “BAĞCIYI DÖVMEK” biçiminde seyretmesi, biraz düşündürücü… Öyle ki Muhalefetin şu sıralar, “128 milyar dolar nerede” şeklindeki ASILSIZ KAMPANYASINDA da benzer izleri hissedebiliyoruz. Yoksa geçenlerde 95 milyar dolar olarak açıklanan rezerve, 128 milyar doları da eklediğimizde, 223 Milyar dolar sonucuna varırız ki hiçbir zaman bu rakamlara ulaşamadığımız net. Hatta DSP eski Genel Başkanı Masum Türker’in; “rezervlerde herhangi bir eksilme yok. Bilakis yurt dışındaki rezervlerimizi bile Türkiye’ye getirdiler” diyerek, verdiği demeç de cabası…

Özetle Sn. Erdoğan’ın; “Afrika, Asya ve Avrupa'nın kalbinde yer alan bir ülke olarak, bizim ne doğuya, ne de batıya sırtımızı dönme lüksümüz yoktur” ifadelerinin, bugünün ŞİFRELERİNİ barındırdığı tartışılmaz. Zira bu bizlere “Türkiye’nin bir dönüşüm/değişim geçirdiği, hedefinin ise tam bağımsızlık” olduğunu bariz ispatlamakta… Fakat bu sözlerin, sadece kendi emrinde bir Türkiye arzusu taşıyan birilerince çok HOŞ KARŞILANMADIĞI da açık… Bunun içe etkisi de doğal olarak, “ERDOĞAN’I İNDİRMEK” üzere bir çizgide yansıyor haliyle. O sebeple herkesin durduğu yeri iyi bilmesi, hiç olmadığı kadar önem arz ediyor. Öyle ki bu işin artık partisi, pırtısı, kimliği, ideolojisi olmaz/olamaz… Yanlış anlaşılmasın! Yapıcı bir Muhalefetin, elbette ufuk açıcı özelliğini inkâr edemeyiz. Ama 28 Şubat'ın 75 MİLYAR DOLAR; 2008 deki AK Parti'yi kapatma davasının 14 MİLYAR DOLAR; 27 Nisan muhtırasının 20 MİLYAR DOLAR; Gezi Olaylarının 100 MİLYAR DOLAR; 17-25 Aralık kumpasının 49,3 MİLYAR DOLAR; 6-7 Ekim olaylarının 350 MİLYON TL.; Çukur eylemlerinin 10 MİLYAR TL. ve 15 Temmuz hainliğinin ise ülke ekonomisine dolaylı maliyeti 350 MİLYAR DOLARI bulmuşken, ALGILARLA YOL YÜRÜMENİN, EN ÇOK KİMLERİN EKMEĞİNE YAĞ SÜRECEĞİNİ TAKDİRLERİNİZE BIRAKIYORUM…

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement