Dolar (USD)
17.9227
Euro (EUR)
18.3549
Gram Altın
1033.6
BIST 100
2785.16
02:17 İMSAK'A
KALAN SÜRE

10 Haziran 2022

Ekoloji, toplum ve siyaset

Siyaset, salt iktidar olmak için yapılan bir faaliyet değildir. Siyasetin, ortaya çıkan sorunlar ışığında kendini yenilemesi ve büyük insani sorunlar etrafında kendisini yeniden şekillendirmesi gerekmektedir. Siyasetin merkeze alması gereken konuların başında ekoloji gelmektedir. Her gün toprak, hava ve suyla ilgili yeni sorunlarla karşılaşıyoruz. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve beslendiğimiz toprak, artık eskisi gibi değildir. Hava, su ve toprakla ilişkimizin bozulması, aslında ekonominin, toplumun, siyasetin ve yaşamanın her şeyin bozulması anlamına gelmektedir. Çevre her an tahrip edilmeye devam ediliyor. Güç ve paraya sahip odaklar, sömürücü hırsları ve açgözlülükleri uğruna çevreyi tahrip etmektedirler. Çevreye verilen zararlar ve yıkımlar yerel olmaktan çıkmış, evrensel boyutlara varmış bulunmaktadır. Evrensel düzeyde yaşanan ekolojik kriz, insanın ve insanlığın sadece bugününü değil, geleceğini de tehdit etmektedir. Ekolojik kriz, bir doğa ve toplum krizidir. Toplumlar, ekolojiyi korumak ve devam eden çevre tahribatını durdurmak için harekete geçmek zorundadırlar. Toplum, siyaseti çevrenin korunması lehine harekete geçmeye zorlamadığı sürece siyasal aktörlerin çevreyle olan ilgilerinin göstermelik beylik laflardan öteye geçmeyeceği açıktır.

İnsan ve doğa arasındaki ilişki, günümüzde yıkıcı bir niteliktedir. Endüstrileşmek, yerin üstünün ve altının birlikte verimsizleştirilmesine, yağmalanmasına ve çoraklaştırılmasına neden olmuştur. Doğa çölleştirilmiştir. Modern insan, doğayı sonsuza kadar bozmayı başarmıştır. Doğayı tahrip ettiğinden dolayı ekonomik, sosyal ve siyasal krizler insanlığın yakasını bırakmamaktadır. Doğayı tahrip etmekten başka bir işe yaramayan sanayi ve teknolojiler, insanlığın gıda, sağlık ve yaşama sorunlarını çözememektedir. Doğaya bağlılık yerine sanayi ve teknolojiye bağımlılık, insanı makinaların köleleri haline getirmiştir. Siyasetin güç ve menfaat için yapılan yıkıcı bir savaşa dönüştürülmesi, tüketimin birey ve toplum için tek nihai gaye ve faaliyet haline gelmesi, toplumun içeriksiz bir formalizme mahkum olması, şiddet ve fanatizmin yaygınlaşması, ekolojik krizi derinleştiren ve sürekli hale getiren önemli unsurlardır. Yerel, ulusal ve uluslararası düzeyde kurulan emperyalist ve sömürü mekanizmaları, doğayı tahrip eden ana nedendir.

Doğa konusunda pazarlık olmaz. Ekolojik krizden orta yollu çözümlerle, göstermelik söylemlerle, sahte ağaç dikme kampanyalarıyla çıkmak mümkün değildir. Siyasal, ekonomik ve teknolojik nedenlerle doğaya yapılan insan müdahalesi ve tahribatı durmalıdır. Ekolojik kriz, insanlığın aciliyet arz eden en önemli sorunudur. Ekolojik krizden çıkılmadan ekonomik krizden, sağlık sorunlarından, geri kalmışlıktan kurtulmak da mümkün değildir.

Siyaset, ekolojik krize duyarsız olduğu gibi, ekonomik sorunları da çözememektedir. Dünyada siyasal aktörlerin başarılı olduğu tek şey, ekolojik ve ekonomik krizleri yaratmaktır. Siyaset ekolojik cesarete sahip olmadığı için enerji, istihdam ve tarım alanlarında doğayı merkeze alan politikaları uygulayamamaktadır. Sömürüyü esas alan odaklar tarafından kontrol edildiği ve yürütüldüğü için siyaset, doğaya karşı duyarsız ve vahşi yaklaşmaktadır. Gelişme olarak nitelenmeyi hak eden tek şey, doğanın korunmasıdır. Doğanın korunması dışında ortaya konulan her uygulama, gelişme olarak değil sömürme olarak nitelenmelidir.

Doğa, insanın sömürgesi değildir. Çevreyi doğanın sömürgesi olarak kullanmak, dünyayı insan için yaşanılabilir bir yer olmaktan çıkarmaktadır. Başka bir gezegen ve doğa olmadığı gerçeğinden hareketle, siyasal ve sosyal hayat, ekoloji merkez alınarak yeniden inşa edilmelidir. Ekoloji merkezli yeni sosyal ve siyasal hayat tarzımızda, doğaya insan ihtiyaçlarını karşılama perspektifinden bakılmamalıdır. Biz insanlar, doğal çevre içinde binlerce türle ilişkileri olan ve onlarla birlikte var olan bir türüz. Kendimizi doğanın üstünde ve merkezinde olarak değil, doğanın içinde ve onun bir parçası olduğumuz gerçeği ışığında yeni bir sosyal ve siyasal yapı oluşturmaya ihtiyaç vardır.