28 Temmuz 2021

Erdoğan'ı göndermekten başka bir perspektif sunmuyorlar

 

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan “muhalefet bizi çantada keklik görmesin” açıklamasını yapmıştı. HDP seçimlerde millet ittifakının gizli de olsa bir bileşeni mi olacak yoksa tüm bunların üzerine üçüncü bir ittifak kurulabilir mi? Cumhur ittifakı AK Parti ve MHP’den oluşuyor. Artı BBP de bünyesinde yer buluyor. Cumhur ittifakının, millet ittifakına göre çerçevesi ve bileşenleri daha net ve daha anlaşılır. İşte figür olarak da eğer Cumhurbaşkanlığı seçimi söz konusu olacaksa Cumhurbaşkanı Erdoğan yine ortak aday ve bu konuda Cumhur ittifakında sorun gözükmüyor. Fakat millet ittifakı o kadar çok parçalı, o kadar çok iç değişkeni olan bir bileşen ki mesela baktığınız zaman birinci parti olan CHP elbette ki belirleyici olacak. Öncelikli olarak büyük tartışma konusu “CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?” Bu bile bir defa toplamda millet ittifakının problemlerinin toplamda yüzde ellisini oluşturuyor.

 

Diğer taraftan HDP’nin pozisyonu ile ilgili millet ittifakında takiyye uygulanıyor. HDP de şunu diyor: “Biz gerçekten müttefik miyiz, değil miyiz? Müttefiksek çıkın mert bir şekilde biz müttefikiz deyin, yanımıza oturun. Değilsek de onun da adının ne olduğunu koyun.” Geçtiğimiz bayram herkes hatırlar. HDP’liler CHP genel merkezini ziyaret etmişti. Çıkışta beraber poz vereceklerdi. Ama nihayetinde CHP’liler yoktu kamera karşısında, sadece HDP’liler vardı. Şimdi bu kadar birbirinden kaçan, birbirine zıtlıklar devam ederken şöyle bir peşin hesap yapılıyor; “AK Parti ve MHP dışında kalan ne kadar parti varsa hepsi tümden muhalefetin yani millet ittifakının bütünüymüş gibi” gösteriliyor. Fakat bazı partiler, bütünün içinde gözükse de parçaları yani tabanlarının aynı şekilde hareket etmeyeceklerini düşünüyorum. Dolayısıyla çok bilinmeyenli denklemler vardır matematikte, bu bilinmeyen denklemler muhalefet cephesi için belki yirmileri geçmiş durumda.

 

Bu tarafta cumhur ittifakı kendi pozisyonunu daha da netleştirme durumundayken, öte taraftan millet ittifakı tartışmalarla “acabalarla” devam edecek gibi görünüyor. CHP genel merkezi daha çok Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını düşünürken öte tarafta İstanbul’un Ankara üzerindeki baskısı da artarak devam ediyor. CHP’deki tartışma “Daha çok parti merkezi mi karar verecek yoksa dıştan gelen baskılar mı etkili olacak?” konusudur. Diğer taraftan aslında Meral Akşener de Cumhurbaşkanı adayı gibi. Belki şöyle bir formül devreye girebilir; “Her partinin genel başkanı, aday olarak seçimlere girecek ve ikinci tura seçimi götürmeyi deneyecekler.” Burada da ikinci tura doğal olarak CHP adayı kalacaktır. Dolayısıyla da Kemal Bey gibi ya da klasik CHP’li bir aday olduğu zaman da toplumun 10 yıldır CHP’ye verdiği destek de yüzde 22 ile 25 arasında. CHP’yi bir türlü 30’lara, 40’lara çıkarmayan bu toplum neden getirsin devlet yönetimini CHP’ye teslim etsin?

 

Bir de bir şöyle düşünelim muhalefet için; “Bir lider olacak ortak partilerden. Kendi partisinin iç hesaplaşmalarını, daha sonra ülkeyi daha sonra 6-7 partinin genel başkanlarını ve iç gruplarını yönetecek, idare edecek bir lider… Varsa böyle lider hiç seçimleri beklemeyelim, gelsin hemen başkan olsun ülkeye. Türk toplumu da böyle bir lideri hiç kaçırmaz, hemen kabul eder.” Bence önümüzde iki tane yol var. AK Parti ile MHP daha çok sokağa inecek, daha çok vatandaşa dokunacak ve dinleyecek, daha çok kendi problemlerini onarmaya çalışacaklar. Diğer taraftan da millet ittifakı da kendi iç bölünmüşlüğünü ancak toparlamaya çalışacak. Öte yandan bir siyasal çerçeve belirlersiniz. Yani Türk toplumunun yapısı, Türkiye’nin problemleri, ekonomik sorunları ile ilgili bir çerçeve çizersiniz, bu paradigmayı önümüze koyarsınız ve topluma bir iddia sunarsınız.

 

Şimdi muhalefet partileri Recep Tayyip Erdoğan’ı göndermekten başka bir perspektif sunmuyorlar ve göndermek istedikleri lider de bir gün Azerbaycan’da bir gün Kıbrıs’ta Türkiye’nin milli meseleleri ile ilgileniyor. Düşmanlaştırdıkları adam nihayetinde FETÖ’nün de PKK’nın da düşmanlaştırdığı bir adam ve lider. Öte taraftan toplumun kahir ekseriyeti de milli bir kişilik olarak bakıyor Recep Tayyip Erdoğan’a. Bu perspektif de eskidi diye düşünüyorum. Yani 10 yıldır yeni bir paradigma, yeni bir proje ortaya konulmadığı için sadece “Recep Tayyip Erdoğan kötü adam, onu göndermek istiyoruz” formülasyonu da bu kadar partiyi iktidara taşımayı yetmedi ve yetmeyecek de.

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement