05 Nisan 2021

False Flag Stratejisi

Dünyanın her döneminde ülke yönetimleri kendi ülkelerinde veya farklı ülkelerde toplumsal olayları yönlendirmek, yapacaklarına zemin hazırlamak ya da yaptıklarını meşru göstermek adına manipülasyonlar ve algısal temelli sahte bilgi ve belgeler yayınlar veya sahte delillerle iddialar ortaya atarlar. Bunun birçok örneğini yakın tarihte de genel dünya tarihinde de görmek mümkün…

Tanımsal olarak ülkelerin, gizli örgütlerin ya da istihbarat örgütlerinin halkı kışkırtmak ya da yönlendirmek için kendi yaptıkları bazı olayları hedefteki kişilerin üzerine yıkarak kamuoyunu aldatmak için kullandıkları operasyonlar olarak literatüre giren bu tip olaylara “False Flag” yani “Sahte Bayrak” denilmektedir. İfadenin kökeni deniz korsanlarına dayanmaktadır. Denizlerde korsanlar ticari gemilerin menziline girebilmek için o ülkenin ya da müttefik bir ülkenin bayrağını çeker yaklaştıktan sonra ise korsan bayraklarını asar ve saldırmaya başlarlarmış.

Nazilerin Polonya işgalini gerçekleştirmek için Alman Parlamento Binası’nı bombalaması, CIA’in 1950’de İran halkını kendi hükümetine karşı kışkırtmak için bir grup İran’lıya komünist kılığında bombalı eylemler yaptırması, ABD’nin Vietnam Savaşı’na girmesine sebebiyet veren Tonkin Körfezi olayında Amerikan Siber İstihbarat Örgütü NSA’nın müdahilliği, Irak’ın işgaline zemin hazırlamak için ortaya atılan biyolojik silahların varlığına dair istihbarat raporları ilk akla gelen örnekler…

Halen aynı mantık ile gerçekleştirildiğine dair büyük teoriler ortaya atılan, Afganistan ve Irak’a düzenlenen yeni saldırılara zemin hazırlayan 11 Eylül olayları, Suriye’de toprak kazanmak, PKK/YPG’ye alan açmak için “İslami Terör” bahaneli olarak kurulan DEAŞ yine konuya dair yakın döneme ait diğer örnekler.

İşte hedefe gitmek için insanların hayatlarını, toplumların birliğini, bölgesel istikrarları yok sayan bu algısal çalışma gelişen teknoloji ve özellikle sosyal medyanın da yaygın olarak kullanılması ile çok daha etkin olarak kullanılmaya başlandı. Artık istenilen, işlenmek istenilen konular ülkelerin resmi açıklamalarına bağlı kalınmadan, resmi açıklamalara gerek kalmadan, fısıltı gazetesi şeklinde, çoğu zaman kaynağa dahi ihtiyaç duyulmadan ortaya atılıyor ve hedefe yönelik zemin hazırlıyor. Ne yazık ki yüksek yüzde oranında da istenilen hedefe zemin hazırlıyor ve toplumsal kutuplaşmaları körüklüyor.

Mesela Arap Baharı sürecinde (sosyal medya ve dijital yayın organlarının belki de ilk defa etkin olarak kullanıldığı toplumsal olaylardır) yüzlerce sahte algının insanlara gerçekmiş gibi yansıtılması olayların büyümesinde ve taraflaşmada etkin olmuştu. Örneğin Arap Baharı’nın uğradığı ülkelerin hemen hemen tamamında, ilk günlerde protestocular daha sonra gerçek olmadığı ortaya çıkan ölüm vakası iddialarını yayarak insanları mevcut hükümetlere karşı kışkırttırmaya çalışmıştı. Benzer bir durumu ülkemizde Gezi Olayları’nda da bizlerde yaşamıştık. Polis aracı göstericinin üzerinden geçti diyerek sosyal medyaya yansıyan ve infial oluşturan bir fotoğrafın bir-kaç yıl önce gerçekleşen bir deniz kazasında pervane çarpması sonucu oluştuğunun ortaya çıkışı hala birçoğumuzun aklındadır.

Dünya, gerek ülkeler arenasında gerekse ülkelerin kendi içerisinde bu tür algı oyunlarını yaşıyor ve şüphemiz olmamalı ki her geçen günde ivmelenerek yaşamaya devam edecek. Bizlere düşen; duyduğumuz olay; ideolojik duruşumuz, dünya görüşümüz ya da siyasi aidiyetimiz açısından hoşumuza gitse de gitmese de mutlaka haberin doğruluğunu farklı kaynaklardan teyit etmektir. Hemen akabinde, ortaya atılan olay gerçekte yalanda çıksa, olayın tüm olası sonuçlarının kimlere yarayacağını analiz etmek ve son olarak da müteakip hamleleri süzerek olayın hangi yeni gelişmelere sebep olarak kullanıldığını takip ederek asıl amacı sorgulamaktır.

Sadece bize gösterilen bayrağa odaklanarak oyuna gelmeyelim.

       

 
Advertisement
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement