31 Temmuz 2021

​Özgürlük ve sivillik zemini

Tunus’ta Cumhurbaşkanı tarafından yapılan darbe ve meclisin askıya alınması, Türkiye’de zihniyeti sivillik, özgürlük ve toplumun kaderini belirlemesinden yana olanları  olmayanlardan yaptıkları yorumlarla pozitif olarak ayrıştırdı. Gannuşi’nin bu darbeye itirazını siyasal İslam çerçevesinden negatifleyen bir dil de kendisini göstermeye başladı.

Bu tür sivillik ve özgürlüğe karşı çıkan tavırların en önemli problemi bir ilkelerinin olmayışıdır. İnsanların farklı görüşleri olabilir. Ancak Tunus’ta meclisin işlemesi, en azından demokratik yolla seçilmişlerin siyaset yapmalarının önünün açık olması demektir. Kimi solcuların Gannuşi üzerinden bazı kavramların negativitesini kullanarak ilkesizliğe onay vermeleri söz konusu olmuştur.

İkincisi, bu solcuların Gannuşi ve fikirlerini bilmedikleri anlaşılmaktadır. Çünkü Gannuşi Türkçe’ye de çevrilen kitaplarında özgürleşme, sivillik üzerinden bir siyaset ve toplumsallık inşası yapmaya çalışmaktadır. Gannuşi’nin devam ettirdiği Nahda Hareketi dini bir mezhep ya da cemaat olmayıp siyasi bir harekettir. Elbette siyasi bir hareketin siyasi talepleri olacaktır. Gannuşi’nin Tunus’un sivilleşmesi ve özgürleşmesi için siyaset yapma  tarzı da, en azından savundukları açısından tutarsızlık göstermemiştir.

Tam da bu noktada siyasal islam kavramı üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Aslında bir yandan zihni bir ayrıştırma kategorisi olarak duran siyasal islam kavramı, diğer yandan özellikle son 40-50 yıllık zaman diliminde bir siyaset etme tarzını da ifade etmektedir. Öncelikle İslam insanı kuşatıcı bir din olarak kendi inananlarında bir dünya görüşü oluşturur. Esasen bunu bütün ideolojiler de yapar. Bir dünya görüşü olarak İslam, Tanrı, insan ve evrene dair genel perspektifini kendi referanslarında sunmaktadır.

Elbette İslam’ın kapsayıcı bir dünya görüşü sunması, bütün tikellikleriyle siyaset, ekonomi, kültürel vb. alanları temellük etmesi değildir. Bunun anlamı; İslam’ın kendi ilkeleri çerçevesinde zamanın değişen siyasetleriyle bir şekilde etkileşimde bulunabileceğidir. Aynı şey ekonomi için de geçerlidir. Yoksa tek başına siyasal islam ya da ekonomik islam gibi kategorik ayrıştırmanın dış dünyada karşılığı yoktur.

Bu bağlamda insan iradesi, özgürlüğü ve sivillik temelinde bir siyaset İslam’ın da temel hedeflerindendir. Ancak bu zamana kadar kimi müslümanlar bu ilkelere yer vermek yerine “İslam’da şu yok” tarzındaki reddiyelerle otokratik yönetim biçimlerini İslam adına onaylamaya başladılar. Böyle bir teorik ve pratik boşlukta, müslüman toplumlarda otokratik yönetimlerin durmadan boy göstermesi söz konusu olmuştur. Nitekim Saddam Hüseyin’den Zeynel Abidin B. Ali’ye, Arabistan ve Mısır pratiklerine baktığımız zaman bunları görmemiz zor olmaz. Dolayısıyla şu anda müslüman toplumların ve halkların özgürlük, sivillik ilkeleri üzerinde yükselen, İnsan haklarına saygılı, hukukiliği sağlamış bir toplumsal yapıya ihtiyaçları vardır.

Bu ilkelerin siyaset yapma tarzı açısından karşılığı, insan ve devlet arasındaki ilişki söz konusu olduğunda insandan devlete (literatürdeki ifadesiyle aşağıdan yukarıya) doğrudur. Bunun anlamı; insanların özgürlükleri ve sivil taleplerini koruyarak ve bunu sağlayacak kültür üreterek bir devlet anlayışını inşa etmektir. Açıkçası müslümanlar bu zamana kadar söylemlerinde özgürlük ve sivilliğe merkezi bir verirken, siyaset pratiklerinde yukarıdan aşağı siyaset tarzını uygulamışlardır. Siyasal islam kavramsallaştırması bu siyaset biçimini ifade etmek üzere de kullanıldı. Öte yandan neo-selefi hareketler de otokratik bir yönetimden başkasını önermiyor ve geleceğe ümit vermiyor.

Tam da bu sebeplerle özgürlük ve sivillik, sağlıklı bir siyaset anlayışı için temel bir zemini teşkil etmektedir.

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement