22 Eylül 2021

Sahhaflar ve Sahifeler (ıı)

Kime kim aşk işi olur pîşe 

Okumak yazmak olmaz endîşe 

(Şem’î)

Sahhaflık: Ölenlerin seçkin kitaplarını ölecek olanlara satma sanatıdır, der Muzaffer Ocak. Sahhaflığın tarihi oldukça eski. Ali Emįrį Efendi, Mir’atu’l-Feva’id fi Teracimi Meşahiri Amid adlı eserinde 1045-46 yıllarında vefat eden ve kitap tutkunu bir zat olan Ahmed bin Yûsuf el-Menâzî’nin Diyarbakır ve Silvan’a yapmış olduğu kültürel hizmetlerinden bahseder. Kitapta âlim ve fazıl bir zat olarak anılan bu şahsiyetin Kostantin, Mısır ve Bağdat gibi yerleri bizzat ziyaret ederek oralarda bulunan edebiyat, astronomi ve diğer ilimlerle ilgili pek çok eseri toplayıp Silvan ve Diyarbakır kütüphanelerine kazandırdığı, bazı eserleri ise istinsah ettirip, mükemmel bir şekilde ciltleterek ve tezhibini yaptırarak bu kütüphanelere vakfettiği dile getirilir. Belki bu tarihlerden çok önce kitap toplayıcılığı ve satışı var idi ve bu bir nevi sahhaflığın da ilk emareleri idi. Ali Emîrî, eserinin devamında Diyarbakır ve Silvan’daki kütüphanelerde bulunan kitapların sayısı ile ilgili de önemli bilgilere yer vermektedir. Ali Emîrî’ye göre Selahaddin Eyyubi’nin 579 [1183] senesinde Diyarbakır Seferi esnasında Diyarbakır ve Meyyafarikin’de toplam 1 milyon 40 bin cild nadir ve kıymetli eserin bulunduğunu, dolayısı ile dünyanın en meşhur ve en muntazam kütüphanelerinin buralarda yer aldığını, bu kitapların çoğunun Ahmed bin Yusuf el-Menazi’nin vakfeylediği kitaplardan ibaret olduğunu ifade etmektedir.

Osmanlı’nın ilk başkenti olan Bursa’da medreselerin yaygınlaşmasıyla birlikte kitap ticareti artmaya başlar. Bu dönemde Bursa’da kitap akışıyla birlikte telif eserler ve istinsah edilen eserlerin de sayıları artar. Bursa’dan sonra Edirne’de II. Murad döneminde ilmî hayatta hareketlilik görülür. Tereke kayıtları bize mücellitlerin elif-ba Cüzü, Amme Cüzü, Hilye-i Şerif gibi talebelerin ihtiyaç duyduğu kitapları sattıklarını yazar. İstanbul’un fethinden sonra önemli eğitim kurumlarının tesisiyle birlikte kitap ticareti de başlar. Kitap ve kitap üretimi malzemeleri medreselerin yoğun olduğu bölgelerde bulunur. 

XVIII. asrın sonlarına kadar sahaflık geleneksel biçimde, yani kitap pazarında yazma eserlerin alım-satımı şeklinde yapılagelir XIX. asrın ortalarında basma kitap ticaretine yönelen sahafların sayısında da bir artış görülür. XX. asrın başlarında artık matbu kitap ticaretiyle meşgul olan kitapçı dükkânları Bâbıâli’nin yanında şehrin diğer bölgelerine de yayılır. Sahaflar ise Cumhuriyet’ten sonra da faaliyetlerini günümüze dek sürdürmeye devam ederler.

Sahhaflar, bir zamanlar eski İstanbul’un ve Anadolu’da bulundukları yerlerin bir kültür merkezi gibi idi. Kalem erbabının, okuma meraklılarının, medrese talebelerinin, nadide ve muteber eser meraklısı kişilerin sık sık uğradıkları, saatlerce oturdukları, dükkan dükkan dolaştıkları bir edebî ve ilmî muhit idi. Sonra Sahhaflar Çarşısı kayıp hazinelerin keşfi için de mümbit zeminlerdi. Mesela Dîvânu Lügati’t-Türk Bir sahhafta sahibini beklerdi.

Sahhafın işi yalnız kitap alıp satmak değildi. Zamanında sahhafların şeyhi olurdu, onların elinde her türlü kitaptan birer nüsha mevcuttu. Sahhaflar şeyhinin emrinde 300 civarında hattat vazife yapardı. Müşteri istediği kitabı sahhaflar şeyhine ısmarlar, şeyh o işi en iyi yazacak hattatları bilir siparişi onlara verirdi. Hattatlar kitabın büyüklüğüne göre 10’ar, 20’er sayfa alır ve hemen o gece yazarlardı. Şeyh efendi önce aslını açar, okur tashihlerini yapar, sayfaları sıralar ve ciltçiye yollardı. Ciltçi işini bitirince kitabı sahaflar şeyhine getirir, şeyh efendi cildden de anlar, esere yakışan bir cild olup olmadığına bakardı. İçine sinerse kitabı müşteriye teslim ederdi. İşte bu kitaplar sayfa sayfa yazıldığı için meslek erbabına sahhaf dendi. Sahhaflar şeyhi her türlü kitabı tanıyan, yazarını, çizerini kısaca içini dışını bilen bir kitap mütehassısı demekti ve sanki eserin fotokopisini çıkartırdı. 

İnsanlar sahhaflardan sadece kitap almaz, çınarların altında oturur, doyulmaz sohbetler yaparlardı. Sadırdan satıra sohbetler olurdu. Sahhaflar ve kitap tutkunları bir bakışta kitabın hattatını, cildcisini hemen tanırlardı. Kitap üzerine derin münazaralara girer, duyulmadık malumatlar sunarlardı. Hele Küllük sohbetlerine doyulmazdı. Kitap kurtları acı kahvelerini yudumlarken, araştırıcılara, yazarlara, üniversite hocalarına ufuklar ve yeni kapılar açarlardı. Artık öyle insanlar oldukça azaldı. Biz bu kültürü yaşatmalıyız...

 
Advertisement Advertisement Advertisement