28 Temmuz 2021

Ürdün Sessizce İşgal mi Ediliyor?

Genel anlamda dış politika, devletlerin temel hedef ve değerlerini rekabet içerisinde olduğu diğer devletlere karşı gerçekleştirme süreci olarak tanımlanır. Söz konusu sürecin iç ve dış çevrelerden kaynaklanan girdilerce dinamik bir etkiye sahip olur. Bu bağlamda bütün bu unsurlar göz önüne alındığında dış politikanın ne kadar karmaşık ilişkiler ağına sahip olduğu görülecektir.

Bunun nedeni devletlerin görünen adımları görünmeyen amaçlarından doğduğu içindir. Örneğin görünürde ABD’nin Ürdün ile yaptığı ‘’savunma anlaşması’’ görünmeyen işgal ve kargaşa amacından doğduğunu düşünüyorum.

Peki, Ürdün’de ne olmuştu?

Ürdün Dışişleri Bakanı Ayman Safadi, 21 Mart’ta ABD ile ‘’savunma anlaşması’’ yaptığını duyurmuştu. Ancak Ürdün milletvekili Salih el-Armuti parlamentonun onayı olmadan böyle bir metne imza atılmasının: ‘’Ürdün Anayasasına ve egemenliğine aykırı’’ olduğunu belirtmişti. Ürdün bu anlaşmadan önce de edilgen bir ülke olsa da yapılan ‘’anlaşma’’ Ürdün’ü resmen teslim etmektedir.

Ürdünlülerin ‘’anlaşma’’ hakkındaki düşüncelerini anlamak için o tarihlerde birçok Ürdünlüyle görüşmüştüm. Söylenenler özetle şöyleydi: ‘’Ürdün halkından bu anlaşmanın gizlendiğini ve yöneticilerinden bu kadarını da beklemediklerini’’ diyerek sitem etmişlerdi. Geçmişte diplomat olduğunu söyleyen bir Ürdünlü ise: ‘’Bu anlaşma ile ABD fiili olarak Ürdün’ü işgal etmiş olacaktır’’ demişti.

Peki, yapılan anlaşmanın içeriği neydi?

Bilindiği gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin ‘’Orta Doğu’daki’’ stratejik ortağı İsrail’dir. Ürdün’ü de Filistin meselesinde etkileşim sağlayan bir platform olarak kullanıyordu.

Ancak imzalanan ‘’anlaşma’’ ABD’ye, Ürdün’ü fiili olarak işgal etme yetkisini vermektedir. Örneğin ABD uçak ve gemilerinin Ürdün topraklarında serbestçe giriş yapabilecek, sınırsız silah yığınağı ve personel bulunduracak, Ürdün topraklarında ABD askerleri silah taşıyabilecektir.

Modern devletlerin en önemli özelliği sınırları belirlenmiş bir ülke toprağına sahip olmasıdır. Bunun anlamı sınırlarını dış saldırılara karşı koruyan, giriş ve geçişlere kolayca izin vermeyen bir niteliğe sahip olmasıdır.

Devletlerin bu özelliği onları siyasal anlamda bağımsız, hukuksal anlamda egemen devlet yapar. Ürdün’ün topraklarını ABD askerlerine sınırsız kullanma imkânı vermesi, egemen ve bağımsız olma özelliğini yok edecektir.

Peki, neden şimdi?

Yapılan ‘’anlaşma’’ ne kadar sinsiyse, duyurulması da bir o kadar sinsi ve dikkat çekiciydi. Papa’nın üç günlük sembolik Irak ziyaretinin hemen ardından böyle bir ‘’anlaşmanın’’ açıklanması sonuçları hesaplanmış bir stratejinin ürünü olduğunu göstermişti. Nitekim Papa’nın sözde barış mesajlarını abartarak duyuran Arap medyası, Ürdün’ün ABD tarafından işgal edilmesine karşı kör, sağır ve dilsiz kesilmişti.

Sonuç

Ürdün Kralı Abdullah, Beyaz Saray’da Arife günü Biden ile görüştü. Görüşme sonrasında yapılan açıklamada ne yazık ki, anlaşmanın şartları teyit edildi. Hatta bazı ABD’li düşünce kuruluşları söz konusu anlaşmaya atıf yaparak ABD’ye Türkiye, Katar ve Kuveyt’te bulunan askeri üslerini Ürdün’e taşımasını önerdiler.

Tekrar etmek gerekirse: Ürdün’ün ABD ile yapmış olduğu ‘’anlaşma’’ Ürdün’ün sessizce işgal edilmesidir. Bu ‘’anlaşma’’ ile hem Ürdün egemenliğini kaybedecek hem de sonuçları Ürdün’le sınırlı kalmayıp Filistin başta olmak üzere tüm bölgede yaşanan kargaşayı daha da derinleştirecektir.

Bundan sonra, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin direncini kırmak için PKK ve benzeri örgütlerine daha fazla destek verebilirler. Türk Dışişleri, Ürdün’ün işgal edilmesinin yol açacağı yıkıcı sonuçlarına karşı daha şimdiden alternatif stratejiler geliştirmesi gerekir.

Her zaman vurguladığım gibi mesele ciddi ve derindir.

 

 

 

 
Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement Advertisement