Trump'ın başa gelmesi ile ABD'nin tamamen kan ve ölüm üzerine kurgulanan ve baba Bush'un ilk uygulayıcısı olduğu 1990'ın başında uygulamaya konan yayılmacı politikasının agresif yönlerinin düzeltileceği umuluyordu.

Özellikle Obama'nın tam bir Köle Ruhu ile beyaz efendilerinin önüne koyduğu kanlı projeleri ikiyüzlü sahtekâr ve zalimce uygulamasının yumuşatılacağına bir inanç vardı. Çünkü Trump, seçim çalışmaları sırasında ısrarla ,”terör örgütleri veya aşiret liderleri ile değil, direk devletlerle muhatap olacağını” söylüyordu. PKK çetelerinin başı Abdullah Öcalan kadar zalim ve kan içici olan Fetullah Gülen'in “manevi kızı” pozlarındaki Hillary Clinton'ın ABD'nin başına gelmesindense Trump'ın gelmesi gerektiği kanaati ülkemizde yaygındı.

Katıldığım tüm tv programları ve üniversitelerdeki konferans, panel ve Milat'ta yazdıklarımda ısrarla “Sorun başkan olduğu halde NEOCON faşistlerin önünde diz çöken köle ruhundan sıyrılamamış Obama, ne Bush ne de Clinton'dır. Sorun Sistem sorunudur. Sorunun Temeli 1945 Malta anlaşmasıdır. ABD'nin en sevimli en Polyanna ruhlu vatandaşını sistemin başına geçirin, yemin ettikten hemen sonra içindeki Chucky Bebek ruhu ortaya çıkacaktır. Trump her ne kadar Ortadoğu'da veya dünyanın başka bir yerinde sadece devletlerle muhatap olacağım dese de, unutmayalım o bir Emperyalist bir ülkenin başına geçiyor. O devletin emperyalist politikalarını uygulamaya talip. Trump'ın gelmesi ile ABD politikalarında bir değişiklik olmayacak. Ama Fetullah Gülen'in manevi kızı Clinton gelmesin de kim gelirse gelsin.”

Trump'ın Başkanlık koltuğuna oturmasından sonra uyguladığı politikalara hepimiz tanığız. ABD'nin terörizm ile ortaklık politikalarını aynen yürüttü. Terörist organizasyonlara yüzlerce toh silah mühimmat ve lojistik malzemesi gönderiyor. IŞİD tiyatrosunu sahnelemeye devam ediyor. Hatta IŞİD ile ilişkileri bir adım daha öteye götürdü. Herkesin gözü önünde bir çok Chinook ve taarruz helikopterleri ile IŞİD'in işgali altında olan Havice'nin kuzeyindeki Saadiye köyüne indi ve Helikopterler tam bir saat boyunca burada kaldılar. İçindeki ABD askerlerinin bazı IŞİD'lilerle görüştüğü ortaya çıktı.

Bu görüntüler birkaç fotoğraf karesi değildi, Irak'ın Kırkuk24 ve NRT kanallarında yaklaşık ikişer dakikalık görüntüler olarak yayımlandı.

İlginçtir, o videolar Türk basınında yer almadı. Sadece belli başlı gazeteler verdiler. Sanırım muhalifler hükûmete yönelik küfür dağarcığını zenginleştirmeye çalışırken, diğer medyadaki ilgililer de koltuklarına Japon yapıştırıcı sürüyorlardı ki bu görüntüleri göremediler.

Trump ile birlikte Amerikan saldırganlığı müttefiklerine karşı da aleni bir saldırganlığa dönüşmüş durumda.

ABD, karşısında en büyük problem olarak gördüğü İngiltere ve Türkiye'yi oyunun dışına atmak istiyor. Daha doğrusu iki ülkeyi de açık sömürgesi haline getirmek istiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD'nin Yeni Yayılmacı Politikaları'na karşı sert bir direniş gösterdi. Birleşik Kırallık da (İngiltere), Ortadoğu, Asya ve Afrika'da elde ettiği zeminleri kaybetmeye hiç de niyetli olmadığını gösterdi. Hatta İngiltere Başbakanı Teresa May Hanımefendi, Trump'ı ziyaretinden dönerken ülkesine gitmeden önce Türkiye'ye ziyareti bu çatışmanın açık delili idi.

Trump, Türkiye'ye PKK ve uzantısı olan çeteler aracılığı ile saldırırken, Birleşik Krallığın iyi ilişkiler içerisinde olduğu ülkeleri de komşuları aracılığı ile boğmaya teşebbüs etti. Katar, bunun en somut örneğidir.

Şimdi yol ayırımındayız: Bir yanda, imparatorluğumuzu yıkıp topraklarımızın tamamını direkt ve en direkt olarak işgal eden “kadim düşman”ınımız İngiltere, diğer yandan da elimizde kalmış mevcut toprak parçacığını parçalamak ve müesses nizamımızı yıkmaya ahd etmiş terörizmle ortak olar Amerika Birleşik Devletleri var.

Tarih, bizimle eski ve ebedi düşmanımız İngiltere'nin çıkarlarını Yeni Amerikan Yayılmacılığı Politikaları karşısında birleştirdi. Aslında ABD'nin terörizm, ekonomi, sosyal ve siyasal cephelerdeki saldırganlığa karşı Türkiye ile İngiltere, yaklaşık 600 yıllık kadim düşmanlığına bir virgül koyup, dışarıdan gelen bu hayduda karşı güç birliğine gitmelidir belki. Belki de bu olay, dünyanın yeniden şekillenmesi için bir fırsat olabilir. Türkiye ile İngiltere, Fransa ve Almanya'nın ihanetine rağmen, güç birliğine giderek Avrupa ve Ortadoğu'nun güvenliğini sağlayabilirler. Burada yine yüzyıllara dayanan güvensizlik temeli üzerinde ilişkiler sürdürülen Rusya da bu güç birliğine dahil edilebilir. Çin de, ABD yayılmacılığına karşı oluşturulacak cepheye mutlaka ama mutlaka alınmalıdır.

Aksi durumda Türkiye, İngiltere, Rusya, Çin, Balkanlar ve Ortadoğu için yakın gelecek maalesef çok karanlık görünmektedir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.