Kültürel vesayeti geriletmek, siyasal vesayeti geriletmekten hem daha zor hem de daha uzun bir çabayı gerektirir. Belki biraz da bu yüzden, Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan, başkan oluşunun hemen öncesindeki açıklamasında buna dikkat çekerek yeni dönemde iki konunun üzerinde özenle durulacağını söyledi: Darbeler ve vesayetler… Darbelerin siyasal vesayet anlamına geldiği; en azından 15 Temmuz hatırası canlı tutulduğu sürece uzun ve derin bir uykuya daldığı düşünülürse Başkan’ın asıl dikkat çektiği husus kültürel vesayetmiş gibi görünüyor.

Doğduğu andan itibaren insanı dışarıdan ve içeriden iki tehlike sıkıştırır: Dışarıdan yönelen tazyik, serbestiyet alanını daraltmaya yönelik; içeriden yönelen tazyik ise vücudunun bütünlüğünü ve esenliğini ortadan kaldırmaya yöneliktir. Her ikisi de enerjisini azaltarak onun gücünü yok eder, kendi gücünü onun yerine ikame etmeye çalışır. Bu yönüyle bakıldığında bir insan için en kötü şey, hem hasta hem de mahkum olmasıdır. Ruhsal ve bedensel karşılığıyla hastalık onun bünyesini içeriden oyarken, mekansal daraltılmışlık da dışarıdan oyar. Böylece irade içeriden ve dışarıdan gelen baskıyla katılaşır, donar ve dışarıyla temasını yitirip çürür.

Demek ki ‘görünür’ ve ‘görünmez’ olan iki vesayeti var insanın. Görünür olan dışarıdan sıkıştırır, görünmez olan içerden baskılar. Görünür olan orada, o şekil durur ve ya üzerine yürür ya insanın yürümesini bekler. Görünmez olan sinsidir, içeride oturur, vaktin gelmesini bekler, vakit gelince ortaya çıkar ve özün etrafını sarmaya başlar. Görünür olan kurumsallaşmış, araçlarını yanına almış, devasa bir hazırlık yapmış olarak gelir; görünmez olan zaten baştan beri hep vardır ve orada oturup sabırla zaaf noktasını bekler. Görünür olan sonradan üretilmiştir, insan icadıdır; görünmez olan ise Yaratıcı tarafından mayaya yerleşmiş baştan beri hep vardır. Görünür olanı kaldırdıktan sonra bir daha uğraşmaya değmez; görünmez olan ise hiçbir zaman ölmez, belki bazen susturulur. İnsanlığın ortak aklı görünür vesayetler için hukuk sistemlerini ve ona bağlı kanunları, görünmez vesayetler içinse nefis terbiyesini, murakabeyi, kendini siygaya çekmeyi üretmiştir. Böylece doğru ve olması gereken hukuk sistemleri dışarıya özgü baskıyı ortadan kaldırırken tasavvuf başta olmak üzere ruhu olgunlaştırmanın araçları da içeriye özgü baskıyı defederek insanı özgürleştirir.

Görünür vesayetler toplumun bir şekilde getirip oraya dayadığı ve her an üzerine çökme ihtimali bulunan siyasal söylemler bütünüdür ve olsa olsa özgürlüğünden mahrum eder. Görünmez vesayetler ise Yaratıcı’nın insan mayasına yerleştirdiği ve hayatının her aşamasındaki tercihlerinin yönünü etkileyerek insanın kaderine hükmeder. Görünür vesayetlerle uğraşmak kolaydır bu yüzden, görünmez olanlarla zordur. Görünür vesayetler askeri, siyasal, kurumsal, sosyal, ideolojiye özgü ya da başka isimlerle hayatın dış yüzeyinin renklerini azaltıcı, kımıldama imkanını kısıtlayıcı bir rolle insanın karşısına çıkarken görünmez vesayetler hırs, kibir, narsisizm, öfke, haksızlık, adaletsizlik, oportünizm, bencillik, eyyamcılık, ölüm unutuculuğu türevlerinde duygulara yapışmış olarak hemen her tercihte kendisini gösterebilir. Görünür vesayetler dışarıda olduğu için insana çarpar, görünmez vesayetler ise içeride olduğu için insanı içten içe fetheder. Çarpma teyakkuz yaratır ve kendine özgü bir savunma mekanizması geliştirirken, içeriden yumuşak dokunuşlarla dönüştürme olsa olsa sersemleştirir, uyuşukluğa yol açar.

Görünür vesayetin panzehiri fiziksel ve zihinsel eylemdir, büyük bir zihni organizasyonu gerektirir; görünmez vesayetin panzehiri ise duyguları ehlileştirmektir, tek çaresi kendini bilmektir. Görünür vesayette sınırı aşana haddini bildirmek için yola çıkarsın, görünmez vesayette sınırları zorlayan sen olduğun için farkına varmaz, devam edersin.

Görünür vesayet toplumsal, görünmez vesayet ise bireyseldir. Bu sebepten toplumlar görünür vesayeti, bireyler görünmez vesayeti ortadan kaldırmak için uğraşırlar. Kitlelere önderlik ettikleri için liderler enerjilerinin çoğunu birinci vesayete harcarlar ve ikinci vesayetle ya uğraşmaya vakitleri kalmaz ya da zaten uluorta görünmediği için dikkatlerinden kaçar.

İnanç sistemleri, birey iradesini doğrudan Allah'a bağlayarak görünür vesayetten çıkma imkanını; doğru ile yanlış, iyi ile kötü arasındaki sınırları belirginleştirerek de görünmez vesayetten kurtulma imkanını sunarlar. Omurgası hukuka dayanan İslam inancı görünür vesayeti toplumsal iradeye, görünmez vesayeti ise tasavvuf üzerinden ahlakı olgunlaştırmanın bir yolu olarak bireysel iradeye bağlamıştır. Hukukun toplumsal yaşamın harcı olmasının sebebi de yaşamı olduğundan daha çekilebilir hale getirme anlayışından başka bir şey değildir.

Bugün ülkemizin ve dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorun görünür vesayetle ilgili olan değildir. İkinci Dünya savaşından sonra ortaya çıkan postmodernist hareketler katı ideolojik paradigmaları yıktığı için görünür vesayetler geri çekilmiş, görünmezleşmiştir; hatta belki de görünmez vesayet kisvesine bürünerek insan üzerindeki hegemonyasını geçmişte olduğundan çok daha fazla artırmıştır. Böylece zaten insan doğasında gizlenmiş olan görünmez vesayetler kendine geçmişte hiçbir dönemde olmadığı kadar bir hareket alanı bulmuş ve teneffüs edilen havayla birlikte ciğerlere yapışmıştır. Bundan böyle en büyük mücadele duyguların zembereğine yerleşmiş olan ve her türden duygusal itilimde kendini gösteren görünmez vesayetlerle yapılmak zorundadır. Görünür vesayetlerin üstesinden gelen iktidarlar derin bir yorgunlukla yığılıp işlerini yapmış olmanın rahatlığıyla gözlerini kaparken görünmez vesayetler sinsice ortaya çıkıp ortalığı bir değersizlikler alanına dönüştürebilmektedir. Türkiye’de, babalar görünür vesayetle göğüs göğse çarpıştı ve kazandı; oğullar ise görünmez vesayetin kıskacında hızla erimektedir. Hikaye budur.

Başkan’ın, başkanlığından hemen önce ülkeyi vesayetten kurtarmaya yönelik cümle kurmasının bilinçaltını böyle okumak gerekir. Haddizatında siyasal vesayetten kurtulup kültürel vesayetin esiri olmak kazandığını zannettiğin bir savaşı kaybetmek demektir. Değilse, yedinci oğul, değişmemek için neden kendini yarı beline kadar toprağa gömsün ki?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.