Pazar günü yapılacak seçimler nedeniyle tansiyonun iyice yükseldiği günlerdeyiz. Çıkacak sonucun memleketin varlığı veya yokluğu açısından hayati önem taşıdığını düşünen siyasi partiler başta olmak üzere geniş bir sosyolojik tabanın da olduğunu görüyoruz. Şüphesiz seçim sonuçlarının ülkemizin kaderini doğrudan etkileyen niteliği mevcut ve bu da seçimleri ve sonuçlarını hayati kılıyor. Ancak seçimleri hayati kılan şey seçimlerin neticesinde kazanan veya kaybeden hareketlerin ve aktörlerin olmasından ziyade siyasi hareketler ve aktörler yanında bir varlık, bir irade olarak temayüz edemeyen toplumsal ahvalimizin niteliğidir.

Ne demek bu? Tam da kritik seçimlerin yapıldığı şu günlerde dile getirilecek bir tespit mi bu? Ömrünün tamamında gerçekleşen her seçimin kritik seçim olduğuna şahitlik etmiş birisi olarak bu tespiti yapmanın ve sık sık hatırlatmanın büyük bir vebal olduğunu düşünüyorum. Siyasetin önemli olduğunu, siyasetin niteliğinin memleketin kaderi açısından hayati önemde olduğunu düşünüyorum, biliyorum. Ancak bunu düşünmenin ve bunu bilmenin siyaseti kendiliğinden nitelikli kılmadığını da biliyorum. Ayrıca sosyolojik bir seviyenin, niteliğin kaçınılmaz şekilde siyasette karşılık bulması da gerekmiyor. Toplumun duyarlı ve nitelikli olduğu bir vaziyette bile siyasetin niteliği düşük, siyasetçileri savruk olabilir. Dolayısıyla ülkemizin mevcudiyeti, istiklali ve istikbali açısından herkesin bu kadar motive olduğu şu kritik günlerde seçimlerimizin yine hayati, siyasetin-siyasetçinin başat aktör olduğu bir vasatın bizim açımızdan yapısal problemler barındırdığı gerçeğidir.

Bu yapısal problemleri ve problemlerin bağlantılı olduğu alanı ve aktörleri sarahaten görünür kılmazsak bir sonraki seçimlerin ne kadar hayati olduğuna birbirimizi ikna ederken göreceğimizden emin olabiliriz. Türkiye’de siyasetin niteliği ve siyasi aktörlerin vaziyetinin problem teşkil edici boyutları olduğu açık. Ancak açık yüreklilikle belirtmek durumundayız ki toplumumuz kritik anlardaki cevvaliyeti dışında geniş alanlarda gösterdiği lakaytlığı ve sorumsuzluğu ile tebarüz etmektedir. Siyaseti de sürekli alan genişleten ve toplumu manipüle edebilen bir hale sokan toplumun bu niteliğidir.

Kendi talep ve beklentilerini oluşturmayan, gündemini belirlemeyen, gereksinimlerinin farkında olmayan bir toplumsal ahvalimiz söz konusu. O yüzden hafıza bugüne ışık tutmaktan ziyade karartmak uygulamakta, toplumsal şuuraltının aktif yönlendirmesine açığız. Korkularımızın, endişelerimizin kullanımına, onlar tarafından konumlandırılmaya çok müsaidiz. Siyaset üzerinden tarih-toplum-devlet ve dünya ilişkisini tanımlayan, tanımlamakta bir beis görmeyen bir toplumun siyasetin nesnesi olmaya meftun hali sadakat üzerinden destek verdiği siyaseti içeriksizleştirdiği gibi aynı zamanda ülkeyi de güçsüz kılmaktadır. Herkesin şikayetçi olduğu eğitim alanında dişe dokunur bir arayışın olmadığı bir ülkeyiz şu an. Din-devlet ilişkisinde on yıllardır yaşadığımız acı tecrübelerden damıtılmış, zamanın ve şartların ruhuna uygun yapısal düzenlememiz yok ve işin ilginci toplumun sivil unsurların hiçbirinden bu yönde ne bir talep ne de bir beklenti mevzubahis. Bürokratik işleyişe dair kişisel-kurumsal ikbal arayışları dışında ilke-değer yönelimli düzenlemelerimiz yok, bu yönde bir arzu da duyulmadı.

Bunları uzatmak mümkün. Sorun başlıklarını uzatmak değil derdim. Benim vurgulamak istediğim husus sorunların çokluğundan ziyade sorunları çoğaltan ve kronikleştiren ilişki biçiminde. Siyaset-toplum ilişkisinde karşı karşıya olduğumuz yozlaştırıcı birliktelik. Bu birlikteliğin kimseye hayrı olmadığını görmeme halimiz devam ettiği sürece başımıza bunların gelmesi sır olmasa gerek. Bizim bürokrasimizin işleyişinin keyfe kederliği sürpriz değil. Eğitimimizin tıkanmış olması sürpriz değil vs.

Dolayısıyla seçimlerimizin hayati olması esas itibariyle toplum olarak gösterdiğimiz vurdumduymazlıkla ilgili. İşlerimizi savsaklamamızla ilgili. Kendi sorumluluğunu üstlenmeyen sorumluluk kaçkınlarının açığını siyaseti-siyasetçiyi abartarak kapatmak istiyoruz. Kendimizi kandırmaya devam edebiliriz. Kendini kandırmanın, büyük bir kandırmaca düzeneği yaratıp içinde sere serpe uzanmanın önünde hiç kimse engel olamaz. Sere serpe uzanıp kutsal bir vazife ediyormuş pozlarında hayat sürmenin konforunu bozmak istemiyor kimse. Ancak sere serpe yatmanın, sorumluluktan sıyrılıp yeni yetme modunda hayat sürmenin maliyetidir başımıza gelen. Umalım bu seçimler buna vesile olsun. Ne seçimle başlayan ne de seçimle biten işlerimizin olduğunu fark edebilirsek o zaman belki hayatımızda seçimlerden daha başka hayati şeylerin olduğunu da idrak edebiliriz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.