İlklerin adamı rahmetli Nuri Demirağ’ın mücadele ve yol hikâyesindeki anekdotlardan satırbaşlarını serdetmeye devam edelim.

1930’lu yıllar dünyanın “Büyük Buhran” yaşadığı günlerdir. Türkiye hissesine düşen sıkıntıyı had safhada hissetmektedir. Ordunun uçak ve benzeri ihtiyaçları halkın himmetleriyle alınabilmektedir. Her vilayette düzenlenen kampanyalarda toplanan parayla uçak alınıyor ve uçağa o ilin ismi yazılıyordu. Bununla birlikte zengin işadamları tek başına uçak alarak devlete hibe ediyor, o zengin işadamının ismi de uçağın kuyruğuna yazılıyordu.

1932’de yine uçak almak için böyle bir himmet kampanyası yapılıyor, büyük zenginlerin kapısı birer birer çalınıyordu.

Demirağ’ın damadı Mansur Azak anlatıyor: “O zamanlar devletin bütçesi 212 milyon lira. Vehbi Koç ise Ankara’nın en zengini. Koç’a gidilip durum izah ediliyor. Koç, ‘hay hay, ne kadar yardım edelim?..’ diyor. Muhataplarının, ‘Efendim gönlünüzden ne koparsa’ cevabı karşısında Vehbi Koç 5 bin liralık himmette bulunuyor. Arkasından Abdurrahman Naci Bey’e geliyorlar. O da 120 bin lira yardımda bulunuyor. Sonra Nuri Demirağ’a gelerek, durumu en ince ayrıntısına kadar izah ediyorlar. Anlatılanlar karşısında hayrete düşen Demirağ, ‘Siz ne diyorsunuz?.. Benden bu millet için bir şey istiyorsanız, en mükemmelini istemelisiniz. Mademki bir millet teyyaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz. Ben bu uçakların fabrikasını yapmaya talibim’ diyor. Sonra da hazırlıklara başlıyor.”

Milletin zenginlerine büyük görev düşüyor

Nuri Demirağ, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin zayıf düşmemesi için milletin zenginlerine daha çok görev düştüğüne inanmaktadır.

Bu gelişmelerin yaşandığı 1936’da Türkiye’nin bütçesinin 212 milyon lirayken, Demirağ’ın bütçesi 11 milyon lirayla ülkenin yaklaşık yüzde 5’lik servetine tekabül etmektedir.

Demirağ, uçak üretmenin zor ve pahalı bir iş olduğunun farkındadır. Yanına kendisi gibi düşünen ve Türk tasarımı uçak üretimine destek veren ilk pilot bröveli uçak mühendisimiz Selahaddin Reşit Alan’ı ortak alır.

Demirağ, mühendis ve teknisyenlerle seyahatlere çıkarak incelemelerde bulunmaya başlar. Almanya, Çekoslovakya ve İngiltere’deki uçak fabrikalarını gezer.

 “Avrupa’dan, Amerika’dan lisanslar alıp tayyare yapmak kopyacılıktan ibarettir. Demode tipler için lisans verilmektedir. Yeni icat edilenler ise bir sır gibi, büyük bir kıskançlıkla saklanmaktadır. Binaenaleyh kopyacılıkla devam edilirse, demode şeylerle beyhude yere vakit geçirilecektir. Şu halde Avrupa ve Amerika’nın son sistem teyyarelerine mukabil, yepyeni bir Türk tipi vücuda getirilmelidir” diyen Nuri Demirağ, 1936 senesi ortalarına doğru uçak fabrikası için hazırlıklara başlar.

İlk yerli yolcu uçağımız "Nu.D.36" üretiliyor

17 Eylül 1936 tarihinde de havacılık sanayiinin ilk temellerini atmak için fiilen teşebbüse geçer. Bir Çekoslovak firması ile anlaşarak Beşiktaş’taki Hayrettin İskelesi’nde, bugün Deniz Müzesi olarak kullanılan, o zamana göre modern bir bina yaptırır. Burayı ARGE atölyesi olarak kullanırken, asıl büyük fabrikayı memleketi Sivas-Divriği’ye kurmayı planlar.

Selahattin Reşit Alan’ın çalışmaları sonucu ilk yerli yolcu uçağı “Nu.D.36”, Beşiktaş Demirağ Uçak Fabrikası’nda (Almanya’dan ithal edilen motorla) imal edilir.

Demirağ, büyük yatırımlar yaparak kurduğu uçak fabrikasının üretimi için uçağa ihtiyacı olan kurum ve kuruluşların sipariş vermesini beklemeye başlar.

Nitekim gelişmeleri yakından takip eden Türk Hava Kurumu 10 adet eğitim uçağı ve 65 adet de planör siparişi verir. Demirağ ve ekibi, bir yandan bu siparişleri yapmak için tüm gayretlerini sarfederken, diğer yandan da yepyeni bir model geliştirmenin çalışmalarını yürütür. Bu model tamamlandığında “Nu.D.38” ismi verilecek olan altı kişilik, çift motorlu, gövdesi alüminyum kaplama yolcu uçağıdır.

İngiliz, Alman ve Amerikalılar endişeleniyor

Nuri Demirağ’ın Beşiktaş’taki fabrikada yapılan ve başarılı uçuşlarına devam eden uçakları, Türkiye’de olduğu kadar yurtdışında da büyük yankılar uyandırır. Bu olumlu gelişmeler belli başlı uçak fabrikalarını endişelendirmeye başlar. İngilizler, Almanlar ve özellikle de Amerikalıların endişesi büyüdükçe büyür. Pazar kaybetme korkusuna kapılan Amerikan Uçak İmalatçıları Birliği, başkanını Türkiye’ye tetkiklerde bulunmak üzere gönderir.

Her geçen gün iş büyür, faaliyetlerin sınırları genişlemeye başlar. Atölyede yapılan uçakların testleri için bir piste ihtiyaç vardır. Demirağ, bu yüzden Yeşilköy’de, şu anda Atatürk Hava Limanı olarak kullanılan Elmas Paşa Çiftliği’ni satın alır. Orada 1559 dönümlük geniş arazi üzerinde, 1000x1300 metre ölçülerinde bir uçuş sahası yaptırır. Bu sahanın üzerine ayrıca, Nuri Demirağ Gök Okulu, uçak tamir atölyesi ve hangarlar inşa ettirir.

Gök Okulu'nun eğitimi Ömer ve Erdal İnönü'ye ağır geldi!

Demirağ, “Türkün yaptığı uçakları elbette Türkiye’de yetişen pilotlar uçuracaktır” düşüncesiyle hareket eder.

Bu yüzden havacılık üzerine eğitim verecek 150 yataklı bir yurdu da bulunan “Gök Okulu”na, üniversitede okuyan veya mezun olmuş öğrenciler alınır. Burada uçuş eğitiminin yanı sıra uçağın teknik yapısıyla ilgili eğitimler de verilerek pilot yetiştirilir.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün oğulları Ömer ve Erdal İnönü de Nuri Demirağ’ın Yeşilköy’deki Gök Okulu’na kaydolur, fakat bir süre öğrenim gördükten sonra okulu bırakır. Çünkü “çökertme operasyonu”nun kokusu alınmıştır.

Gök Okulu, kurulduğundan kısa bir süre sonra Nuri Demirağ’ın oğlu Galip Demirağ’ın da aralarında bulunduğu 9 kişiyi pilot olarak mezun eder. Bunları ise daha sonra yüzlerce genç pilot izler ve “Nuri Demirağ Gök Okulu” tam anlamıyla bir pilot okulu niteliğini kazanır.

Yeşilköy'deki okuldan önce, doğduğu yer olan Divriği’de de bir “Gök Ortaokulu” açan Demirağ, Türk gençlerine havacılığın zevkini aşılar. Bu ilgiyi velinimet bilerek boşa çıkarmayan öğrencilerin birçoğu pilot olur.

Ahlâk ve maneviyata büyük önem veren Demirağ, Gök Okulu öğrencilerine 6 şeyden sakınmalarını nasihat ederdi: “İÇKİ, KUMAR, İFFETSİZLİK, EĞRİLİK, TEMBELLİK ve ZULÜMKARLIK.”

“12 uçaklık filo büyük heyecan uyandırıyor

Bir taraftan İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesinde Uçak Mühendisliği bölümünün açılmasına öncülük eden Demirağ, diğer taraftan ise Türkiye’nin ilk yerli paraşüt üretimini gerçekleştirir.

Demirağ, kendi fabrikalarında üretilen yolcu uçağı ile ilk uçuşunu pilot olarak yetiştirdiği oğlu Galip Demirağ’la yapar. İlk yerli Türk uçağı, Nuri Demirağ’ın doğduğu yer olan Divriği’ye uçarak gidip gelir. Halkı da heyecanlandıran gösterilerin yararlı olduğunu düşünen Demirağ, 12 uçaklık bir filoyu, Bursa, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçurarak halka kendi tayyarelerimizle göklerimizi kendimizin koruyabileceğini gösterir.

Türk Hava Kurumu verdiği siparişleri iptal ediyor

Bu arada alınan uçak siparişleri ile ilgili çalışmalar büyük bir heyecanla devam etmektedir. Türk Hava Kurumu yetkilileri, uçakların “tecrübe uçuşları”nın Eskişehir’de yapılmasını ister.

13 Temmuz 1938’de Eskişehir’de yapılacak tanıtım inişi esnasında pilot Selahattin Reşit Alan, çevredeki hayvanların havaalanına girmemesi için kazılan hendekleri fark edemediği için pistten önce iniş yaparak kaza geçirir ve şehit olur.

Bu olay üzerine Türk Hava Kurumu 1 Mart 1939 tarihinde, “Şartlara uygun değil” diyerek verdiği uçak siparişlerini iptal eder. Demirağ’ın “pilotaj hatasıdır” ısrarları Türk Hava Kurumu’nun kararını değiştirmez. Demirağ bu karara itiraz ederek mahkemeye başvurur. Fakat mahkeme Demirağ’ın aleyhine karar verir.

Ne gariptir ki, THK’nın almadığı bu uçaklar 16 bin uçuş yapar, senelerce uçar ve bir tek kaza dahi yapmaz.

“İdealinden vazgeçmeyen Demirağ 'Nu.D-38'i üretiyor”

Atatürk’ün ölümüyle birlikte, büyük fedakârlıklarla elde edilen savunma sanayi imkân ve kabiliyetleri kaybedilmeye başlanır. Yurtiçi siparişleri azalır, tüm bunlardan dolayı askeri fabrikalar ve sivil teşebbüsler zaafa uğrar.

Üst üste yaşanan bu olumsuzluklara rağmen Demirağ idealinden asla vazgeçmez. Uçak imalatına yönelik iddiası devam ettirir ve Salahattin Reşit Alan’ın vefatı üzerine yarım kalan “Nu.D-38”in imalatını 1944 yılında tamamlar.

Türk mühendisler tarafından çizilen, motorlar hariç tüm aksam Türk teknisyen ve işçiler tarafından üretilen “Nu.D-38”; barışta yolcu, savaşta bombardıman uçağına dönüşmesiyle, çift kumandasıyla, 2200 devirli 2 adet 160 beygir gücünde motoruyla, saatte 325 kilometre hızıyla, 5500 metre irtifaya ulaşmasıyla, tam depo yakıtla 1000 kilometre menzile ulaşabilmesiyle, 3,5 saat havada kalma özellikleriyle dünya uçak sanayicilerinin dikkatini tekrar Türkiye’ye ve Demirağ’ın uçak fabrikasının üzerine çeker. “Nu.D.38”, dünya havacılığı yolcu uçakları A sınıfına alınır.

26 Mayıs 1944 tarihinde İstanbul-Ankara seferine başlar.

“Uçakları yakarız ama yine de sattırmayız”

Tarihler 3 Temmuz 1944’ü gösterdiğinde Demirağ ailesi beklenmedik bir acı ile sarsılır. Ankara Gazi Çiftliği’nde at binerken geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Abdurrahman Naci Bey, baba Ömer Bey’le benzer kaderi paylaşır.

Uzun yıllar ağabeyi Nuri Bey’in en büyük destekçisi olan Abdurrahman Naci ismini sık zikretmesek de, o “rol model” ağabeyin arkasındaki gizli kahramandır. Yüksek Mühendis olan Abdurrahman Naci Bey, TBMM’de 6. ve 7. dönem Sivas Milletvekilliği yapmıştır.

Kardeşi Abdurrahman Naci Bey’in vefatı ile sarsılan Nuri Demirağ, iş hayatındaki sıkıntılara çözüm yolları arar. Bütün övgülere rağmen kurum ve kuruluşlardan sipariş gelmemesi üzerine zora giren Demirağ, yaklaşık 1,5 milyon lira harcayarak ortaya koyduğu millî eserlerin heder olmaması için dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’ye defalarca mektup yazar.

Fakat nafile, Demirağ’ın idam fermanı çoktan imzalanmıştır!..

İran ve Irak uçaklara talip olur, fakat devrin muktedir güçleri “yakarız ama yine de sattırmayız” diyerek satışa müsaade etmez. Uçaklar uzun yıllar Yeşilköy hangarında bekletilir.

Yeşilköy’deki Nuri Demirağ’a ait tesislerinin havaalanı yapılmak üzere kamulaştırılması, uçak üretim serüveni iflasa götürür.

Divriği’de yapılması planlanan Gök Üniversitesi, 100.000 kişilik Sanayi Kenti, Örnek Köy Projeleri kağıt üstünde kalır.

TOMTAŞ (Kayseri Tayyare ve Motor Türk Anonim Şirketi) ve Vecihi Hürkuş’un başına gelen olaylar silsilesi bu kez de milletini göklere çıkartan Nuri Demirağ’ı yerle yeksan eder.

YARIN:  İlk yerli araba “Devrim”in de kaderi aynı oldu!..


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.