Doğal olarak insan, az çok doğup büyüdüğü ülkeye ve topluma aidiyet hisseder. Bu açıdan insanın alın çizgisi içinden çıktığı toplumun alın çizgisiyle kesişir.

Kişi toplumuyla, medeniyetiyle ve kendi değerleriyle kurduğu bağ kadar; tarihini, geçmişini ve geleceğini, geleneği sahiplenir ya da sahiplenmez. Bir ülkenin insan tipleri bu şekilde oluşmaktadır.

Malum, Tanzimat’tan sonra büyük bir kırılma yaşamış bir medeniyetin çocuklarıyız. Medeniyetimizin bağlı olduğu değerlerden akıl, zihin ve gönül zincirimiz koptu ve büyük bir zihinsel kırılma ve kopuş yaşadık. Bunun neticesinde toplumsal kopuşlar ve buhranlar geldi ardada. Bugün var olan gayri milli ve gayri yerli kimlikler o günden bugüne gelen bir şuursuzluk ve benlik buhranlarının sonucunda ortaya çıktı.

Tanzimat dalgası bizi tarihimizden, değerlerimizden, geçmişimizden uzaklaştırdığı gibi daha kötüsü ‘Man Kurt’ bir insan modeli ortaya çıkardı. Zihnimiz, bilincimiz, hafızamız ikiye bölünmüş yaşadık ve yaşayanlar var hala.

Amaçlanan da bu değil miydi zaten.

Tutarsız ve kendine yabancılaşmış bir ruh hali yani…

Yerli ve milli olandan, medeniyetimizden, kadim değerlerimizden uzaklaştırıldık, yabancılaştırıldık ve yabancılaştık. Yaşantımız, düşünüşümüz ve düşüncemiz; düne, geçmişine ve kendine yabancılaşan bir dünya görüşü…

“Bir fotoğraf sadece bir görüntü değil, gerçeğin bir yorumudur.” Tarihten bir fotoğraf geçmişin, yaşanmışlıkların, kültürlerin yansıması ve canlı tanığıdır geçmişten...

Bugün tarihi bir esere, bir anıta, bir fotoğrafa, bir kitabeye baktığımızda hepimiz aynı duyguları aynı heyecanı mı duyuyoruz?

Bence hayır!..

Hiçbir şeye aslıyla, layıkıyla, kendi mecrasından kendi doğuş değerleriyle bakmamaya başladık. Verdiğimiz tepkiler aynı değil…

Batı karşısında ezik ama Doğu karşısında hor gören bir ruh hali yaşayanlarımız var bugün. Bu ruh hali sağlıklı mı, değil elbette!..

Batı bütün toplumları aynı tarzda aynı kalıpta düşünmeye ve yaşamaya zorladı ve zorlamaktadır. Bu baskıya direnler ya engellenir ya dirençleri kırılarak uyumlu hale getirilir. Başarılamayınca saf dışı edilir, oyun dışına çıkarılır. Hep aynı tezgah…

Bugün Batı karşısında direnen, dik duran kuvvetli yerli ve milli refleksler gösteren kahramanlarımız var şükür.

İçinden geldiği topluma yabancılaşan daha kötüsü düşmanlık hali yaşayan kişiler bir türlü meczupluk hali yaşarlar.

“Müslümanların her şeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bakışları ve insani duyguları mahvoldu. Onların manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyet’ten uzaklaştırdık. İslamiyet’i öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’an-ı Kerim öğrenmeyi, suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu, tam olarak, hiçbir şeye inanmıyorlar…”

Paragraftaki cümleler bir oryantaliste ait…

Halen aşamadığımız kimlik sorunlarının, değeri bilinmeyen geçmişimizin, ‘bizi biz yapan’ değerlerin ve daha birçok buhranımızın sebebi budur işte...

Vatan, millet, bayrak, tarih, dil, din, ortak geçmişimiz…

Bizim ortak değerlerimizdir. Bizi biz yapan bizi milli ve yerli kılan bu değerler bir hayat biçiminin bir hayat tarzının sembolleridir. Ama iki yüz senelik modernleşme ve batılılaşma bu hayat tarzını deforme etti. Yerliliğe, milliliğe zarar verdi.

Özetle, milli ve yerli olmak…

Bir toplumun kendi tarihini, kültürünü, inancını, değerlerini bilmesi ve yaşaması ve koruması ve ona göre davranmasıdır.

Kendi gibi kendin gibi olmaktır yerlilik…

Doğup büyüdüğü toprağa, topluma, vatana, millete ve onun değerlerine sahip çıkmaktır yerlilik ve millilik…

Mevlana’nın ifadesince; bir ayağı kendi toprağında diğer ayağıyla Dünya’yı dolaşmaktır.” Yerlilik ve millilik…

Milletin hakkını hukukunu korumak, vatan binasına her gün bir tuğla daha koymaktır gelecek adına, geleceğimiz adına…

Yerli ve millî olmak, milletin ve memleketin aleyhine iş tutmamaktır.

Yerli ve millî olan, insanları arasında ayrım yapmayandır. Milletine itimat etmek, insanını sevmektir.

Yerli ve milli olmak…

Yaşadığı toprağın, toplumun tarihine, değerlerine, kültürüne sonuna kadar bağlılık, sadakat ve adanmışlıktır.

Kalbiyle, ruhuyla, canıyla, inancıyla…

Değerlerine, milletine, insanına, ülkesine içerden bir gözle ve en içten bakmaktır.

Biz bu toprakların bozulmuş, aslından çıkarılmış manevi, yerli ve milli ne varsa, aslına döndürmek için yemin etmiş insanlarız sonuna kadar...

Dalga dalga çoğalanlarız şükür…

Bu topraklarda bu ülkede…

Bayrağıyla dertleşen,

Toprağıyla birleşen,

Vatan uğrunda can verip devleşen,

Birileri var şükür…

24 Haziran seçimlerinden sonra kurulan kabinenin yerli ve milli kimlikli olması çok sevindiricidir ülkemiz ve milletimiz adına. Daha sevindirici olan da, ekonominin dümenine Sayın Berat Albayrak gibi yerli, milli, başarılı ve cesur kimlikli birisinin geçmiş olmasıdır.

Normalde kabineden sonra beklenen piyasaların olumlu cevap vermesiydi, olmadı…Neden?

Batının ve malum derecelendirme kuruluşlarının tepkisi Sayın Berat Albayrak’ın bu göreve getirilmiş olmasıdır.

Batı bize olumsuz tepki veriyorsa endişelenmeye gerek yok, doğru yoldayız doğru iş tutuyoruz demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mustafa acır 2018-07-19 19:54:57

yerinde ve güzel tesbitler. kaleminize sağlık

Avatar
hüsamettin demirci 2018-08-03 10:30:52

daha önceki başarılı bakanlık dönemi uluslararası anlaşmalarda türkiyeye kazandırdıkları üstün gayretleri ekonominin partoronu olarak ; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz dedirtiyor bizlere

banner623

banner624