Alev Alatlı, Viva La Morte (Yaşasın Ölüm!) isimli kitabında “Türk köylüsü”“yeşil elma-kekik-tarçın” kombinasyonunun saflığına  benzetir. Yani katkısız, doğal, hilesiz, tertemiz...

Şimdi yaşanmış, gerçek bir hayat hikayesinden bir kesit aktaracağım, varın siz kıyas eyleyin...

E.B. çok küçük yaşta babasını kaybeder. Annesi başka bir evlilik yapmak üzere E.B.’ yi Çocuk Esirgeme Kurumu’na terk eder.

Anne, Konya’ya çok yakın bir köydendir.

E.B. annesini bir daha görmez. Ne annesi, ne ailesinden, ne akrabalarından birileri, asla onu görmeye gelmezler.

E.B., devletin kucağında büyür. Meslek Lisesine devam eder, bir meslek sahibi olur.

Çocuk Esirgeme Kurumu, 18 yaşına geldiğinde, yönetmelik gereği, E.B’ yi kendi başının çaresine bakmak üzere, deyim yerindeyse kapının önüne koyar. Kendi ifadesine göre, kolunun altında bir kaç kitapla Çocuk Esirgeme Kurumu’nun önündeki kaldırımda öylece kalakalır, gidecek hiç bir yeri yoktur.

Hayat bir şekilde devam eder.

Değişik işlere yönelir. İyi bir meslek edinir. Askerliği gelir, askere gider.

Askerde herkese ailesi harçlık göndermektedir. Ona askerliği boyunca beş kuruş harçlık gelmez. Çünkü onun hiç kimsesi yoktur.

Askerlik de bir şekilde biter. Tezkeresini alır, Konya’ ya döner. Sevinçle otogara iner. Ama otogarda yine kalakalır. Çünkü, yine, gideceği hiç bir yeri yoktur.

Hayata mesleği ile tutunur.

Birkaç yıl içinde annesine ulaşır. Ne var ki, annesi ona yakınlık göstermez. Yine de arada bir görüşürler.

Bu arada annenin, yeni evliliğinden olan oğlu askere gidecektir. Anne, üvey kardeşini askerde harçlıksız bırakmaması konusunda E.B.’ye baskı yapar. E.B., annesini kırarsa günah olacağı düşüncesi ile kardeşini harçlıksız bırakmaz.

Ama, annede hiç bir yumuşama olmaz, yine de aralarında hiç bir sıcaklık gelişmez.  

Ben, E.B’yi 20 yıldır tanıyorum, aşırı derecede dürüst, mesleğinde hem çok başarılı, hem çok hilesiz, süper bir usta, çok da kanaatkâr, hep sınırdan ücret talep eder, biraz bahşiş vermeye çalışırım, hep zorlukla kabul eder. Yani Alev Alatlı’nın gerçek  “Yeşil Elma, Kekik, Tarçın”ı o.

Birkaç ay önce Devletin uygulamaya soktuğu (E-Devlet-Soyağacı) gündeme geldiğinde, E.B. soyunu merak eder, babasına, dedesine ait bilgilere ulaşır.

Dede ve babasının mal varlıklarını bir avukata inceletir.

Ne görsün!

Köyünde 100 dönüm kadar kendine intikal etmesi gereken tarla bulunmaktadır.

Ne yazık ki, E.B. artık 60 yaşındadır, hayata bir yetim olarak başlamış, ömrü, yoksulluk, sefalet, sıkıntı içinde geçmiştir.  

Oysa, 40  yıldır ara sıra köyüne de gidip gelmektedir. Ancak köyden kimse ona dedesinden babasından tarlaları bulunduğunu söylemez. Elbirliği ile 60 yıl E.B.’den durumu gizlerler. Çünkü kendileri ekip dikmektedirler.

E.B. tarlalarını geri almak üzere girişimde bulunduğunda, köylüler, tarlalara kuyu açtırdıklarını, uzun yıllardır kullandıklarını, bu nedenle mülkiyetin kendilerinin olması gerektiğini iddia ederler.

Ancak resmi tapular dedesi ve babasına kayıtlıdır.

Adalet, tarlaları E.B.’ye verir.

Acaba toplumumuzun en temiz kesimi olan köylülerimiz, Alev Alatlı’nın hayal ettiği gibi “yeşil elma, kekik, tarçın”lar mı?

Tabii ki bir hikaye ile genelleme yapılamaz, mesleğim gereği bu hikayenin tam zıddı olan köylülere de şahit oldum.

Keşke, hayat bazı romanlardaki kadar saf olsa...

Bir de şunu hatırlamadan edemedim.

E.B. bir yetim, birkaç yaşındayken çocuk esirgeme kurumuna terkedilmiş bir yetim...

O insanlar 60 yıl boyunca hemen her namazlarında hem “veyl o namaz kılanlara ki, işte, yetimi itip kakan onlardır!” ayetini okudular, hem de o yetimin hakkını yemeye devam ettiler!

Nasıl oluyor?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.