İnsan ölümün farkında olan tek varlık belki. Diğer canlılarda yaşamaya odaklı bir algı ya da içgüdü varken, insan doğumlarda bile ölümü hatırına getirebilen bir varlık. 

Doğarız istemeden, ölürüz istemeden. Bize asıl üzüntü veren, ölümün soğukluğu değil, ölümün sevdiklerimizi alıp götürmesidir esasen. Kafanın bedenden kopması, ruhun tenden kopması ile sevdiklerimizden kopuş aynıdır. 

İşte o anlarda…

Kurşun ağırlığında yürek, eriyen zaman içinde külçe külçe olur da bedeni sürükleyemez. Menziller arası bir menzilde, menzillerce hasrettir ölüm; ramak mesafede, sonsuzluk çarpı ramaktır.

Hayat zaten asî bir kopuşla gelen mutî atılmışlığın sürgün hâliyle, bir tür ölümle başladı evrende. Başlangıcın sonu kadar, sonun da başlangıcı oldu ölüm. Her ayrılık, O'nca ölümdür, her sürgün bir ölümdür içinde, dışında.  

Mecnun'suz Leylâ sürgündür; Leylâ'sız dünya, cinnetin zindanıdır Mecnun'a. Şems'ten ayrı Mevlânâ, dosttan ayrı yüzülen posttur. İsterse, güneşin ışığıyla varlığını ışıklandırsın, o gidince yine hilâle dönüşür. Işıyan çehresinden çok, kanayan karanlıkları vardır. “İtaati Âdem'den, aşkı Şeytan'dan” öğrenmenin sırrıdır kopuş.  

Hasretin özeti, daralan göğüs kafesidir, gözbebeklerinde küllenen közdür, yürekte yanan özdür. Mil çekilse de gözlerine, gözbebeklerinde beliriveren daralma, o gözlerle göreni kapanarak içine almak ister, göz ile göz kapağı da yaşar hüznün güzelliğini. Gözkapakları tabut olur gözlere… 

Hüznün parmakları o vakit, bedendeki damarları ve sinirleri, kanunun tellerine benzetir de, her vuslatı bir münasip makamla şakır tel tel eder. İçinden yürek uçunca daralır, daralır da, hatıraların arta kalanını çeperlerinde yakalamak, dermek ister. Daralmanın hacmince kesilen nefes, ancak yüreğin kafeste şakımasıyla can bulur.  

Ayrılıkların kokusu, ölümün kokusundan da acı gelir. Ölümle hayat arasındaki nöbet değişimi, ayrılıkla vuslat arasında yoktur. Ya vardır, ya yoktur o! Varlık hayat, yokluk ölümdür. “Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir de ölüm!” Mezarda ayrılanla, iki duvarın ayırdığı arasındaki fark, mezardakinin ayrılığın bilincinde olmamasıdır. Ayrılığın yastığına, tenine, gömleğine sinen koku ise, nesnelerden uzaklaşır, diğer tenin özünü muhasara altına alır, istilâ eder. Eyüb'ün tenine düşen kurtlar, Yakub'un kokladığı gömlek, Yusuf'un yırtılan gömleği… Pyramus ve Thisbe de yaşar kendilerince ölümü… Bir zamanlama hatasıyla önce uykuyla sonra ölümle ayrılan Jüliet... Tristan ve İsolde, Abelard ile Heloise mektuplarına yazdıklarının sıcaklığıyla bir kere daha yanarken, Pompei ne olurdu?  Dido'nun kendiyle beraber feryatları da yanıyordu alevler içinde ve Aeneas yelken açmıştı Roma'ya…

Zaman erir, yelkovan delirir. Sarkacın yüreği atar güm güm! Onunla hemhâl andır yaşamak. Kendince, kendini unutarak, onca var olmayı, onunla var olmayı, O'nca var olma derecesinde hissetmek… 

Yalnızlık bir ölümdür, yalın kılıç dilim dilim ederek yeni “ben”ler çıkaran kendinden. Her beni bir “sencileyin” var etmek. Kalabalıkta kayboluş bir ölümdür; “ben” râm olmuştur onlara. Aldanış ölümdür, aldatış ölümdür. Hayat bir aldanıştır Havva'ca. Ve ölüm uçmaktır. Uçmağa varmaktır.

Dinlerin, felsefelerin temel konusunun ölüm olması da bundan. Ölümü hatırda tutmak, ölümsüzlüğün fanilere getireceği zulüm ve hırsa gem vurmak. Bu nedenle her intihar, ölmek isteğinden çok, yaşayamaya, yaşamakta olan birine, birilerine rest çekmektir

Ölüm nedir ki? 

Yapmayı planladıklarımızın belki yarım kalmasıdır. Yazılan, okunan bir kitap bitmeden meselâ… Bir çocuğu tastamam yetiştiremeden, kendimizi hayatta iken okuyamadan, kendimizden ötesini tam okumadan ölmek. Özdeki toprağı keşfetmeden, orada güller yeşertmeden; yani, hayatın bir işe yaradığını, hayattayken işe yaradığımızı göremeden. “Hayat nedir?” sormadan, hayatın anlamını hayattan kaçmak şeklinde değil de hayatla bizzat yüzleşerek ve ölümü de hayatı da “eyvallahsız” bir şekilde ölmek ve yaşamak.  Ölmeyi öldürmektir yaşamak.  “Uykuyu öldürdüm!” Otello gibi, bir sanrıdır sadece…

 

(Pazar günü devam edeceğiz inşallah)


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.