Yusuf Bilge, edebiyat dünyamızda kendine özgü şiir dili kurabilen iyi sanatkârlarımızdandır. Pek çok has şair gibi fazla tanınmaz, bilinmez. Aslında bu özellik bazen de ölçü olabilir. Zira şiirin özünde naiflik, tevazu ve kenarda durma hâli vardır. Hem tenhada durur şairimiz, hem de kendisini göstermez. Edebiyat meclislerinde de umumiyetle “selâmet der kenarest” diyenlerdendir.

Şairimiz, Isparta Yalvaç'ta 1952 yılında doğdu. Temel eğitiminden sonra A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan 1975'te mezun oldu. Muhtelif işlerde çalıştı, ticarete atıldı, 2006 yılında da emekliye ayrılarak kendisini tamamen edebî çalışmalara verdi. 1983'ten beri İstanbul'da ikamet ediyor. Evli ve dört çocuk babasıdır. Yahya Kemal'in edebî çizgisinde olan şair, ‘kökü mâzide olan âti' ruhuna bağlıdır. Şiiri fazlalıklardan arınmış, en üst sanat olarak kabul eder. Ona göre şiir, sanatların sanatıdır ve kalıcı olanın peşine düşmelidir. Türk edebiyatını bütün dönemleri ve anlatım biçimleriyle kesintisiz bir süreç olarak kabullenir ve sever. Şiir ve yazıları 1968'den beri muhtelif gazete ve dergilerde yer aldı. Sıla Boyutu kitabı ile ESKADER'in 2013 Orhan Şaik Gökyay Şiir Ödülü'ne lâyık görüldü. Akıl Fikir Yayınları'ndan çıkan bazı eserleri: Ongun Avaz, Karbeyaza Yolculuk, Andaç, Acı Soluk, Gönül Yazgısı.

Merhum Sadettin Kaplan, “Yusuf Bilge Denince…”de şunları hatırlayıp kaleme almış: “Yusuf Bilge Şiiri'ni oluşturan el ve kalem tek, ama dil ve kelâm kendi özünde dalga-dalga çoğalan, yankı yankı büyüyen, ışık-ışık yayılan özge bir ruhlar âlemidir… O, bazen gönül sazının ‘nevâ teli'nde inleyen bir Karacaoğlan'dır, Emrah'tır, Dertli'dir. Hasret tezenesiyle dokunur tellere, özden demlenen sözler sunar yârenlere.” Bilge'nin klasik kulvarda da, modern şiirde de başarılı olduğunu hatırlatan Kaplan, şairin aruzu da, heceyi de, serbest nazmı da başarıyla kullandığının altını bilhassa çizer ve sözünü şöyle tamamlar: “Yusuf Bilge; ehli edep, ehl-i dîl, bilge bir şairdir.”

Şairimiz, Acı Soluk'ta kendisini şöyle tanımlar: “Issız duyguların kervancısıydım, / Yolun hem konuğu, hem hancısıydım; / Bir kozanın içten saf sancısıydım, / Tırtıldan uç veren kanadı yoldum…” “Kayıp Şiir” ise metafizik dünyaya doğru açılır: “Bu dolu-dizgin duyguyu, / Nerde, nasıl eyleyeyim? / Ömre bedel destanımı, / Hangi dilde söyleyeyim? / Yitirmişim Sultanımı, / Gez oynaş yapay güllerde; / Aşka dönmeyen dillerde / Tercümanı neyleyeyim…” Şiir atını tefekkür ovasında ‘bilge'ce koşturan şair, iki âlemde insanoğlunun macerasını özetler: “Düşünen başların çilesi bitmez, / Dağlar doruğunda duman bulunur; / Her derdin çaresi kendi özünden, / Arasan, aktarsan derman bulunur!.. / Ezel sırlarının örgüsü bizde, / Yorumu, yöntemi, görgüsü bizde, / Buna rağmen gönül bir kırık ayna, / İnsan olgusunda hüsran bulunur…”

Ongun Avaz'da kelimelerden örülen, anlamlardan süzülen bir şehrayin-şehir görürüz. Güzel gören, güzel düşünüp yazan Bilge, ‘Güzelleme'de iç dünyasını aydınlığa çıkarıyor: “Bu güzel, şu da güzel, o da güzel ve özel; / Güzel görür güzeli, güzel bakışlı güzel…” Sanatkârın “Zeybek Havası” da başka türlü oluyor: “Her düşüncenin başında / Ve her sözün sonundayım; / Saf rüyalarla yıkanan / Uykuların kumundayım.” Hayat serüveninde yaşananları dört mısrada özetlemek mümkün mü? Şair, “Gecelerden Bir Gece”de bunu yapıyor: “Çeyrek payımız vardı, ayın nurlu yüzünde, / Çiçekler, belki bundan, gece büyümektedir; / Dilekler kök salarken daha, daha derine, / Çınarlar yaprak yaprak göğe yürümektedir.” Maneviyat ikliminde dolaşırken bize rengârenk öz çiçekleri devşirip sunan şair, “Özden Özne”de ise farklı deryalarda yüzmektedir: “Dost yüze kıyama durur, / Kalp kalbi, kalben oldurur, / Sükutu kam/us doldurur, / Söz orucunun akşamı /'Hu' nefes iftar eylerdi…”

Andaç'ta “Kitap” bir başka şekilde açılır: “Sen ey özgün yazgı, düşün! / Kaç milyar sayfa insansın?.. / Kendini bil, oku diye, / Yaradan'dan bir nişansın!..” Söylenen “Pîr Aşkına”dır. Fikirler başka, hisler özge deryadır. Bu sedalara kulak verilmelidir: “Duygular şelâle, meram girdabı, / Özleyiş su olsun, gönül de kabı, / Dertleni dertleni dönerken devran / Bahtımıza gülsün bir Âhi Evran…” Söz dolaşır, akıl şaşar. Şair, “Derdim Neydi Unuttum?” der: “Aşkım tazelendi, yolum teklendi, / Ateşim közlendi, tütmez dumanı; / Renklerim ayrıştı, baht yüreklendi, / Vuslat eşiğinde durdum duralı.”

Zor süreçten geçiyoruz. Ama insan, ümidi bitmeyen bir ummandır. Şair de “Umut Payı”nı bizimle paylaşıyor: “Bir umut ekmişim gül tarlasına / Bülbül nağmesiyle uyansın diye; / Toprağa kök salsın dilek birlesin, / Bahtın sillesine dayansın diye. / Kanayan düşlerde yarayı sarsın, /  Dostun kapısına şükürle varsın, / Özden duygularla çileyi karsın, / Gönlümün rengine boyansın diye.”

Söz dağarcığı bereketli, mânâ heybesi dopdoludur Yusuf Bilge'nin. O, sözü az ve öz söyler. Öyleyse biz de kısa kesip Gönül Yazgısı'ndaki “Selâm”ıyla kelâmı taçlandıralım: “Aşk'ın, muhabbetin has kaynağına, / Gönlün sâhibine, zâtına selâm! / Ne varsa varlığın birlik deminde, / Evvel, âhir, zâhir, bâtına selâm! / Adı güzel, kendi güzel sebebe, / Teşhisine, ilâcına tâbibe, / Olgun ahlak temsilcisi Habib'e, / Resûl makâmına, katına selâm!”


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.