Solan yapraklar, kitabın ardı ardına çevrilen yaprakları, takvim yaprakları. Uçan her yaprak bir tarih sayfası gibi dokunup geçiyor içimize. Biz ne kadar münzevi olalım desek de bir deli rüzgâra bakıyor her şey.

Çevrilen her sayfa ile biraz daha hızlı geçiyor zaman. Bir tarihin değişmesi en çok da yaşımıza dokunuyor.

Sınırlar çizildikçe çoğalacak, tel örgüler aşılmadıkça yükselecek üstümüzde. Bir enkazın en altından çekip çıkarmadıkça insanlığı, yeni depremler yoklayıp duracak dünyanın merkezini. Ölüm eski bir şarkı gibi dolanıp duracak aramızda. Aslında hiç unutmadığımız ama duyar duymaz boğazımıza bir yumruğun oturduğu içli şarkılar gibi.

Üşüten bir soğuk rüzgâra kaptırıp kendini bu kez hüzün hastalığından değil isyan kokan bir türküye çevirecek yüzünü. Yaraya merhem yaraşır, acıya türkü.

Hayat çok da acı vermiyor aslında görmezsek bir adım ötemizi. Irmağın karşısını görmezsek, arka sokaklardan gelen seslere aldırmazsak, çölden gelen fırtınaya kapatırsak gözümüzü, ağlayan bir çocuğun gözlerinden kaçırırsak kalbimizi, bir şarapnel parçasından sakınırsak kendimizi çok da acı vermiyor hayat. Sahi, nasıl da uçup duruyor takvim yaprakları böyle.

Havada uçuşan sadece rakamlar olsa iyi.
Havada uçuşan sadece “tarihte bugün olsa” gam yok.
Havada uçuşan, çocuklarımıza konacak kız isimleri, erkek isimleri, günün şiiri.

Takvimler acı veriyor bazen. Uzaklaştıkça tarihten içimizde bir sayfanın telleri kopuyor ey şanlı ordu.

Geçmiş, bir toz bulutu gibi yeni bir dünyanın düzenini kurmak için bizim rengimizi değiştirirken en görkemli duruşuyla bir hünkâr;

Surlar aşılmak içinse kim tutabilir bir cengâveri gözlerinde parlayan bir hilal;

Akınlar en çok da içimizi onarmak içinse çekilin yoldan, bir tufan gibi bin atlı.

Biz her selamı almaya meyilli bir yürek taşıyoruz. Köşe bucak bizden sorulsun, dost düşman bizi tanısın istiyoruz. Gölgemizin düştüğü her yer cenk meydanı olsun, ismimizin geçtiği her yer bir kıyama hazırlasın istiyoruz kendini.

Kitabın sayfaları insanlığı hizaya çağırıyor. Çevrildikçe sayfalar; asırlar öncesinden hiç eskimeyen; her an yenilenen bir çağrı gelip içimizin en ıssız yerine konuyor. Okudukça her harfi bir yara şifaya kavuşuyor.

Kitabın sesi insanlığı dirilmeye çağırıyor.

Kitap bir büyük dirilişi armağan etmek istiyor dünyaya.

Yalnızız dünyada. İçimizde bile yalnızız. Soğuk sesleri uzaklarda aramaya gerek yok. Biz ayağa kalktıkça arkamızdan çeken de içimizden, önümüze setler çekenler de.

Biz yine kendi kendimize kalkacağız ayağa. Dünyanın bütün kirli yüzleri bize saldırmak için fırsat kollasa da nafile. Biz ölü ölüp dirilmeyi geçmiş zamanlardan öğrenerek geldik bu günlere.

Sayfalar çevrildikçe dünyaya zulmeden saltanatlar yıkılacak. Sayfalar çevrildikçe Hak namına konuştuğu sanılanlar yerle bir olacak.

Dünya bir nizamı bizden bekliyor. Bütün mazlum halklar dünya lideri olarak Türkiye’yi görüyor. Varsın içimizdeki kendini bilmezler çırpınıp dursunlar eskimiş bir nakaratı söyleye söyleye.

Yeni bir yıl, yeni bir umut gibi gelecek kapımıza. Yeter ki dirliğimizi, birliğimizi bozmak isteyenlere karşı tek yürek olmasını bilelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.