İnsan beyni ile zihni veya bilinci farklıdır. Beyin diğerleri gibi bir organımız, biyolojik bir sistemdir. Ancak onun özel niteliği olan zihin veya bilinç denince aklımıza onun biyolojik organlarımızdan belirgin şekilde ayrılan niteliği yani bilinçli yaşantımızın muazzam çeşitliliğinin tümünü üretme ve sürdürme yetisi gelir. Yani başkalarıyla iletişime girmekten çalışmaya, sevmekten nefret etmeye, görmekten işitmeye, gezmekten kitap okumaya kadar uzanan bütün davranış ve duygularımız bilinçle ilgilidir. Evet, kafatasımızın içinde beyin vardır ve zihin de bulunur. Ancak aralarındaki bağlantı nedir ve nasıl oluşmaktadır?

Zihnimize ait temel konuları bile hala büyük bir gizemdir. Sürekli yeni teoriler çıkıyor ancak inandırıcı olamıyor. Sözgelimi, hatıralarımızın nerede ve nasıl depolandığını bilmiyoruz. Aynı şekilde hür irade diye bir şey var mıdır yoksa bir yanılsama mıdır?

Günümüz bilim insanları kibirlidir ve her şeyin bilimsel yöntemlerle anlaşılması gerektiğine iman etmişlerdir. Bu yüzden zihnin anlaşılması işin içinden çıkılmaz hale gelmekte, karmaşa ve anlaşmazlık yaşanmaktadır. Aynı fili tarif etmeye çalışan kör gibi; sözde bazı özelliklerini yakalıyor, hemen onu zihnin esası diye ilan ediyorlar.

Bu sebepten de materyalist bakış açısıyla konuya yaklaşınca garip, saçma, rasgele ortaya atılmış iddia ve görüşler neredeyse düşüncesi olan bilim adamı sayısına ulaşmaktadır. Böyle olunca da maddeciler bir bilinç korkusu içerisine girmekte ve bilinci, maddi bir nitelik sayabilmektedirler.

O zaman sormak lâzım, ‘maddenin zeki olmayan parçaları zekâyı nasıl üretmektedir?’ veya ‘maddenin bilinç dışı parçaları bilinci nasıl üretiyor?’

Beyindeki sinir hücreleri, sinapslar veya reseptörler bilinçli olmamasına rağmen beyin nasıl bilinçli olarak faaliyet göstermektedir?

Bu sorular son yıllarda tartışılmasına karşılık materyalist bakış açısıyla ilerleme kaydedemiyoruz.

Bırakın zihni yaşamın kaynağı konusunda yine tam bir boşluk vardır ve maddeci bilim insanları akla yatkın bir açıklamaları olmayınca susmayı tercih etmektedirler. Hayatın ilk çıkışı konusunda, Charles Darwin’in ilkel canlıların “küçük, ılık bir gölette” aniden ortaya çıktığı yani ilksel çorba görüşü önceleri kabul edilerek geçiştiriliyor ve “en iyisi fazla kurcalamamak” deniyordu. Bir avuç karbonlu lapa alacak (nereden geldiğini sormadan); en yakın yanardağından biraz ateş ve kül ekleyecek, ilkel atmosferden metan, hidrojen ve kül ekleyecek; bunları yoğurduktan sonra üzerine bir şimşek çaktırarak pişirecektik. Al sana tek hücreli canlı meydana geldi!

Şimdi bu tuhaf ve absürt düşünceye sadece gülünmektedir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.