Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, yenilikçi ve işinin uzmanı bir eğitimci. Uzmanlığını alanda uygulama imkânı bulabilecek mi, kendisini bekleyen sorunlar neler olabilir? Göreceğiz dememeli, destek olacağız demelidir. Sayın Bakan, “Ziya Hoca” unvanını unutmadan yoluna devam ederse, bir milyon öğretmenden oluşan mesai arkadaşı ve yirmi milyon öğrenciden oluşan zinde güç ve gençlik ile tarih yazabilir.

Ziya Hoca, özgün ve özgür bir anlayıştan yana olduğunu önceki konuşmalarında göstermişti. Şimdi ise uygulama zamanı. Bakan, öncelikle öğretmenlerin kırılan gönlünü almalıdır. İşe öğretmeni merkeze koyarak başlamalıdır. Öğretmene parmak sallayan, kulağını çekmekle tehdit eden bir anlayıştan, öğretmeni yücelten bir anlayışa dönüş, hakikati bulmak demektir.

Sayın Bakan, işinin uzmanı demiştik. Zira kendisi zaten öğretmen yetiştiren bir kurumda yıllarca emek harcadı. Problemin kaynağını biliyor. İşe buradan başlamalıdır. Eğitim fakültelerine sadece yeterli puanı alan girmemelidir. Sıradan bir memurlukta bile işe alınacak kişinin psikolojik durumu, adli sicili, işe yeterliği araştırılırken, öğretmenlik diplomasi verilecek kişinin de en başta eğitim fakültesine girişte araştırılması yapılabilir.

Öğretmenlik diplomasını verdiğiniz kişinin muhakkak öğretmen olarak istihdam edilmesi gerekir. Plansızca hareket edilerek yüz binlerce öğretmen adayı yetiştirdik. Bunların çoğu öğretmen olamıyor, psikolojik travmalar yaşıyorlar. Kimisi polis, kimisi asker oluyor. Yazık!

Öğretmen olmadan önce gerekli tedbirler alınmalıdır. Mevcut öğretmen adayları sanırım birkaç yıl atanacak öğretmen ihtiyacını giderir. Bu durumda MEB ile YÖK anlaşmalı ve eğitim fakültelerinin kontenjanlarını azaltmalıdır. Bir husus da hocası olan ama öğrencisi olmayan fen-edebiyat fakülteleridir. Buralardaki akademik personelden MEB yararlanmalıdır. Öğretmenler yüksek lisans yapmalıdır. Böylece kariyer sistemi de başlamış olur. Her yere siyasi hesapla fakülte açılmaz. Fakülte açmak yerine fabrika açmak daha isabetlidir.

Ziya Hoca, siyasi bir kimliğe sahip değildir. Doğrudan Sayın Başkan’a bağlıdır. Bu sebeple daha radikal kararlar alabilir, almalıdır da. Bunun için teamül gereği bir bakan olarak değil de “Ziya Hoca” olarak inandığı doğrular ve istikamet üzere yol almalıdır.

Ziya Hoca’nın görüldüğü ve bilindiği kadarıyla handikapları yok. En başta politize olmadan, herhangi bir sivil veya başka bir gücün vesayeti altına girmeden adımlar atmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığında etkin ve etkili olmak isteyen çok yapı var. Bunlarla istişare olmalı ama hiçbirinin adamı gibi davranmamalıdır. Maalesef önceki dönemlerde özellikle sendikalar, bakanları çok etkiliyordu.

Ziya Hoca, tüm sendikalarla iş birliği içinde olacaktır. MEB, eğitim sendikalarının güç gösteri alanı olmaktan çıkmalıdır. MEB’de en büyük olay yönetici atamadır. Yönetici atamaları, en az konuşulması gereken konu olması gerekirken herkesin gözü bu noktadadır. MEB’deki yöneticilerin tamama yakını bir sendikadan ise, bu durumda MEB, o sendikanın bakanlığı gibi çalışır. Bu durum diğer sendikalıları küstürür. Geçmiş dönemlerde küsen eğitimci sayısı oldukça fazladır.

Yönetici atamalarında özelikle 2014’te çıkan ve mülakatı esas alan yönetici atama sistemi sakattır. Şaibelidir. Bu usulle atanan yöneticiler, hangi şart olursa olsun yönetici olabilecek kariyer ve yeterliğe sahip iken böyle bir talihsiz dönemde atandıkları için sıkıntıya düşmüşlerdir. Bu dönemden itibaren ilk kez yönetici olanların yöneticilikleri sonlandırılsa, eğitim camiasında gerçekten hakikatli ve isabetli bir karar olacak ve herkesin güvenini, desteğini alacak bir anlayış ihdas edilmiş olacaktır. MEB, yönetici atamada belirleyici olan mülakatın etkisini azaltmalı veya mülakatı kaldırmalıdır. MEB; sendikaların, parti merkezlerinin, farklı sivil yapıların otorite tesis etme ve savaş alanı olmaktan çıkmalıdır. Bugüne kadar(AK Parti’den önceki dönemler de dâhildir) böyle olduğu için eğitim yapboz tahtasına döndü.

Liselere geçiş, sözleşmeli öğretmenlik, 3600 ek gösterge(birçok öğretmen emekli olmak için bunu bekliyor), nakillerdeki problemler, norm kadro düzenlemeleri, sınıf geçme sistemleri, liselerin zorunlu oluşu, mesleki eğitimin durumu, öğrenci disiplin sistemi, okulların türü gibi birçok problem masada duruyor. Bunların hiçbiri ciddi problem değil aslında ama taksit taksit çözülüyor. Seçime endeksli çözüm olmaz. Eğitimdeki problemleri çözmek seçim vaadi olmaktan çıkmalıdır. Büyük milletlerin ve devletlerin bir geleneği vardır. Bizde bu gelenek oluşmadı maalesef. Avrupa’da asırlık okullar var. Biz ise sürekli liselerin türleri, üniversitelerin bölünmesi gibi konularla zaman kaybediyoruz. Bizzat şahit olduğum bir durum, muhafazakâr bir aile, çocuğunu imam-hatibe göndermek istemiyor. Çocuk da gitmek istemiyormuş. Oturup düşünelim!

Ziya Hoca’nın bir milyon mesai arkadaşı var. Böylesi bir gücün duasını ve desteğini alacak olan Ziya Hoca, milletini, tarihini, dinini, temel insanî değerleri, geleneğini ve kültürünü özümseyen bir neslin mimarı olabilir. Yeter ki Ziya Hoca olarak kalabilsin!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.